GENEL MERKEZ YÖNETİCİLERİ BİLECİK’TE ÜYELERİMİZLE BİRARAYA GELDİ

Genel Mevzuat ve Toplu Sözleşme Sekreteri M. Yaşar Şahindoğan ile Genel Dış İlişkiler ve Basın Sekreteri Sami Özdemir, Bilecik’te istişare toplantısına katıldı. Toplantıya Bilecik İl Milli Eğitim Müdürü Fazilet Durmuş, Bilecik Şube Başkanı Ömer Yel ve şube yönetim kurulu üyeleri, ilçe ve işyeri temsilcileri ile üyelerimiz katıldı.

Toplantıda bir konuşma yapan Genel Dış İlişkiler ve Basın Sekreteri Sami Özdemir, 24 Kasım’ın Ulu Önder Atatürk’ün Millet Mektepleri Başöğretmenliği kabul ettiği gün olduğuna dikkat çekerek, “Ulu Önder Atatürk, Türk milletinin küllerinden yeniden doğmasını sağladı, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kurdu. Dolayısıyla Atatürk’ü hatırlamadan, anmadan 24 Kasım’ı kutlamak kabul edilemez. Adına sendika diyen bazı yapılara bakıyorsunuz, 24 Kasım’da Atatürk’le ilgili en küçük bir açıklama yapmıyorlar. Bir sendika bölücü terör örgütüyle kol kola girmiş, Atatürk’ün adını anmıyor. Yandaş sendika da 24 Kasım’ı kutlarken, Atatürk’ten hiç söz etmiyor.

Biz Türk Eğitim-Sen olarak bu ülkeyi karşılıksız sevdik ve milli duruşumuzla, milli reflekslerimizle, Atatürk ilke ve inkılapları doğrultusunda mücadele veriyoruz. Bu ülkenin geleceği olan genç nesilleri, milli ve manevi değerler, Atatürk ilke ve inkılapları ışığında yetiştirmediğimiz takdirde başka 15 Temmuzlar yaşarız” diye konuştu.

15 Temmuz’da paralel yapı denilen ihanet çetesinin ülkemizi kan gölüne çevirdiğini söyleyen Özdemir, bu süreçte kamudaki açığa almalara, meslekten ihraçlara dikkat çekti.  Suçlu ile masumların ayrımının yapılmasını isteyen Özdemir, şöyle konuştu: “Halka kurşun sıkan, Fetö terör örgütüne destek veren herkes mutlaka cezasını çekmelidir. Ancak masum insanlar da ayıklanmalıdır. Kamuda cadı avı başlatılmıştır. Bazı kaymakamlar, valiler Rektörler adeta görevden almalarda, meslekten ihraçlarda birbirleriyle yarışır hale gelmiştir. Sonuç olarak bugün mağdurlar ordusu oluşmuştur. Bir bankaya para yatıranlar ya da çocuğunu o okullarda okutanlar ya da bir sendikaya mensup olanlar mesleklerinden ihraç edilmiştir. Bu banka da, okullar da devlet denetimindedir, sendikalar ise İçişleri Bakanlığı yönetmeliğine göre kurulmaktadır. O halde vatandaşın suçu nedir? Özgürlük diyorsak, bu yapılanlar vicdana uygun mudur?

15 Temmuz’dan sonra çıkan KHK’lar ile bu ülkenin geleceği belirleniyor. Bu doğru değildir. Rektörlük atamalarında seçimleri kaldırdılar. Rektörlük seçimlerinin kaldırılması antidemokratik bir uygulamadır. Rektörü zaten cumhurbaşkanı atıyordu diyebilirsiniz ancak akademisyenlerin oy kullanma hakkını tamamen ortadan kaldırmak kabul edilemez. Şu anda YÖK 3 üye belirliyor, Cumhurbaşkanı ise bu üç aday arasından birisini rektör olarak atıyor. Milletvekillerini halk seçiyorsa, üniversiteler de kendi rektörlerini tüm çalışanların oyu ile  belirlemelidir.”

Özdemir Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye ile ilgili kararına da değinerek, şunları söyledi: “Avrupa Parlamentosu’nda Türkiye’nin Avrupa Birliği müzakerelerinin geçici bir süre askıya alınması ile ilgili bir karar alındı. Eğer bunu Avrupa Birliği’ne üye ülkelerin liderleri onaylarsa, AB’ye girme süreci belirsiz bir süre askıya alınacak. Biz bu konuda Türkiye’nin yanındayız. Ama bazı gerçekleri de göz ardı edemeyiz. AB, Türkiye’de yargı bağımsızlığının olmadığını söylüyor. İnsan hakları, adalet vurgusu yapıyor. Biz bunları AB istiyor diye yapmayacağız, insanlarımız en iyisini hak ediyor diye yapacağız. Yoksa PKK’yı, DAEŞ’i yıllardır destekleyen Avrupa Birliği bize insan hakları dersi veremez. Ayrıca bu durum ekonomik bedel ödememizi de gerektirebilir. Dolayısıyla şu da unutulmamalıdır ki; birçok ülkeye kafa tutarsanız, ortak uzlaşma alanı bulmazsanız Ortadoğu’da tek başınıza kalırsınız. Merkez Bankası faizleri düşürsün diyorsunuz, yatırımcı yapamıyor diyorsun!doğru, peki o yatırımcı ürettiği malı nerede pazarlayacak. Sen dış ülkelerle bağlantını kesersen, o yatırımcı fabrika kurar mı?”

Özdemir sözlerini şöyle sürdürdü: “Toplumda huzur ve barış sağlanmalı, ötekileştirmenin önüne geçilmeli, liyakat sahibi insanlar makamlarda olmalıdır. İnsanları siyasi anlayışları, ideolojileri, sendikalarına göre ayırırsanız, toplumsal patlamaya neden olursunuz.”

Özdemir’in ardından konuşma yapan Genel Mevzuat ve Toplu Sözleşme Sekreteri M. Yaşar Şahindoğan da bütün öğretmenlerin 24 Kasım Öğretmenler Gününü kutlayarak konuşmasına başladı. Şahindoğan şunları kaydetti: “Başta Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere ebediyete intikal etmiş tüm eğitimcileri de rahmet ile anıyorum.  Öğretmenlik,  hem güzel hem onurlu hem de cefakâr bir meslektir.  Pek çok zorlukları ve güzel yönleri vardır.  Yıllar sonra yetiştirdiğiniz bir öğrencinin önemli bir mevkiye gelmesi ve bir yerde onunla karşılaşmanız, bir anda öğretmenlik hayatınız boyunca yaşadığınız sorunları unutmanıza ve büyük bir mutluluk yaşamanıza neden olur.” 

Öğretmenlik mesleğinin itibarsızlaştırılmaya çalışıldığına dikkat çeken Şahindoğan, “Öğretmenlik mesleğinin son zamanlarda itibar kaybetmesine artık dur denilmeli ve öğretmenlik yeniden toplumun itibarlı bir mesleği haline getirilmelidir.” dedi.

Şahindoğan sözlerini şöyle sürdürdü:  “Bilindiği gibi öğretmenlik aynı zamanda zor ve cefalı bir meslektir.  Anadolu’nun en ücra bir köyünde tek başınıza göreve yapmak zorunda kalırsınız.  Ulaşımınız yoktur, ekmek alma imkanınız yoktur ama bu şartlarda öğrencilerine faydalı olmaya çalışırsınız. Bunu yaparken de tarifi mümkün olmayan bir lezzeti, bir mutluluğu da kendi içinizde yaşarsınız. Öğretmenlik mesleği bizim toplumumuzda hem  Türk kültüründen hem de İslam inancından kaynaklanan sebeplerle her zaman itibarlı bir meslek olmuştur. ‘Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum.'  düsturu ile hareket eden bir toplumuz.  Öğretmek, insanlara yeni ufuklar açmak çok büyük bir mutluluk ve ayrıcalıktır. Öte yandan öğretmenlik mesleğinin son zamanlarda itibar kaybetmesine artık dur denilmeli ve yeniden toplumun itibarlı bir mesleği haline getirilmelidir. 

Özellikle son dönemde çeşitli medya organlarının ve siyasilerimizin, başta Milli Eğitim Bakanlığı olmak üzere ülkemizi yönetme sorumluluğunda olan insanların zaman zaman öğretmenleri aşağılayıcı beyanatlarına şahit olduk.  Bir Milli Eğitim Bakanı atama bekleyen öğretmenleri cami avlusunda yem bekleyen güvercinlere benzetirse, o toplumda öğretmenin itibarı olmaz.  Yine bir Milli Eğitim Bakanı öğretmenleri haftada iki gün çalışan, diğer günlerde kahvede okey oynayan insanlar olarak tanımlarsa, o ülke de öğretmenin itibarı olmaz.  Öncelikle öğretmenlerin itibarının iade edilmesi gerekir. Eğitimde mesafe alacaksak, bu ülke gelişecekse, yarınlara güvenle bakacaksak, bu öğretmene verilen değerle mümkün olacaktır.”

 Son dönemde eğitimde liyakat ilkesinin terk edildiğini belirten Şahindoğan, “ Bunun yerine yandaşlık ve adam kayırmacılık getirilmiştir. Bir ülkeyi ileriye götürmek istiyorsanız o işi mutlaka işin ehline verilmesi gerekir.  Siz bunun yerine layık olanı değil de, ‘benim sendikamdan olan’ ‘bana yandaş olan bu makama gelsin’ zihniyeti ile hareket ederseniz, eğitimde mesafe almanız mümkün değildir. Tam tersi eğitim sistemini daha da geriye götürürsünüz.  Son dönemde maalesef liyakat ilkesinden, adalet ilkesinden uzaklaşılmış tamamen yandaşlık üzerine ve kayırmacılık üzerine hareket edilir olmuştur.  Bu durum eğitim sistemimiz açısından da, eğitimimizin geleceği açısından da hayırlı bir gidişat değildir. Mutlaka sistemimiz yeniden liyakat, adalet ölçüleri içerisinde kurmalıyız.”

Şahindoğan sözlerini şöyle sürdürdü: “Bilindiği gibi atamalarda, yer değiştirmelerde yazılı sınav esasına dayalı olarak hareket ediliyordu ve tüm sendikalar, STK’lar, eğitimciler bunun doğru bir sistem olduğu noktasında hem fikirdi.  Ancak bu sistem içerinde yandaşları  bir yere getiremeyeceğini düşünen birtakım bürokratlar, birtakım siyasiler maalesef mülakat denilen bir illeti bu sistemin bir parçası yapmışlardır; hatta asli unsuru yapmışlardır.”

Türkiye’de mülakat demenin torpil demek olduğuna vurgu yapan Şahindoğan, şöyle konuştu: “Geçmişte şube müdürlüğü atamaları yapıldı.  Yazılı sınav sadece mülakata girmeyi sağlayan bir sınavdı. Bütün atama ve başarı mülakat puanına göre oluyordu. Aynı uygulamayı sözleşmeli öğretmen alımında da yaptılar. Yani aldığınız KPSS puanı sadece mülakata girmenizi sağlıyor, eğer atanacaksanız mülakattaki başarınıza göre atanıyorsunuz.  Şimdi bana kim Türkiye’deki mülakat sisteminin adil, objektif ve hakkaniyetli olduğunu iddia edebilir?  Türkiye’de mülakat demek torpil demektir.  Mülakat; yandaşın kayırıldığı, hak edene hakkının verilmediği, hak etmeyenin yüksek puanlarla önce çıkarıldığı bir sistem demektir.  Hiç kimse bize mülakatı bu sistemin bir parçası olarak dayatamaz.  Buna hakkı yoktur.  Bu aynı zamanda bizim eğitim sistemimize ve eğitimcilerimize ihanet etmek demektir.”

Öğretmen maaşlarının Cumhuriyet döneminde milletvekili maaşları ile eş değer olduğunu söyleyen Şahindoğan, “Günümüzde ise öğretmen maaşları sefalet derecesindedir” dedi.

Sözleşmeli öğretmenlik uygulamasının geri getirilmesine de karşı çıkan Şahindoğan sözlerini şöyle sürdürdü: “Biz öğretmenlik, kariyer mesleği diyoruz.  Ülkenin eğitime verdiği önem öğretmene verdiği değer kadar diyoruz.  Diğer taraftan öğretmeni sözleşmeli köle haline getiriyoruz.  Hiçbir hakkı olmayan, hiçbir şekilde yer değiştiremeyen, yerinde çakılı kalan, koyduğunuz kurallara uymak zorunda olan insanlar istiyoruz.  Böyle öğretmenler ile eğitimde mesafe almak asla mümkün değildir.

Eğer Türkiye’de öğretmenlik mesleğini ve eğitimi ilerletmek istiyorsak öncelikle ifade ettiğim liyakat esasını eğitim sistemimizin temeli haline getirmeliyiz.  Öğretmenlik mesleğinin itibarını mutlaka artırmalıyız.  Bizim toplumumuzda mesleklerin itibarı biraz da özlük hakları ile ilgili olarak değerlendiriliyor. Cumhuriyetin ilk dönemlerinde milletvekili maaşına eşdeğer maaş alan öğretmenlerimiz maalesef günümüzde sefalet ücretleri ve geçim sıkıntısı ile boğuşmaktadır. Öğretmenlerimizin mutlaka insanca yaşayacakları bir maaşa kavuşturulması gerekir.

Öğretmenlerimizin yaptıkları iş icabı psikolojik ve fiziksel olarak diğer mesleklerden daha çok yıprandıkları da bir gerçektir.  Bu nedenle öğretmenlere mutlaka yıpranma payı verilmeli ve öğretmenlerimiz her yıl üç ay daha fazla kıdemli sayılarak meslek hayatlarını tamamlamalıdırlar.

3600 ek gösterge verilmesi de öğretmenlerimizin hakkıdır.  3600 ek göstergenin öğretmenlere de verilmesi siyasi iktidarın eğitime verdiği önemin de bir göstergesi olacaktır. ”

Üniversitelerde çalışanlarının da sorunlarına değinen Şahindoğan şunları kaydetti: “Üniversitelerde rektör seçimlerinin mevcut hali ile yetersizliği bir yana bize o hali dahi arattıracak şekilde tamamen atama yoluyla bir rektörlük seçimi sistemi getirildi. Bunun kabul edilmesi ve demokratik bulunması mümkün değildir.  Rektörlük seçimleri mutlaka tüm üniversite personelinin katılımıyla, akademisyenin ve idari personel ayrımı yapılmadan gerçekleştirilmelidir ve seçim sonuçlarına sadakat gösterilmelidir.  Üniversitelerimizde ötekileştirme, adam kayırma, rektöre yakın ya da uzak olma gibi kendi iç sorunlarından kaynaklanan huzursuzluklar var.  Bunların da mutlaka önüne geçilmelidir. Görevde yükselmelerde, atamalarda yazılı sınav ve liyakat esasına dayalı  bir sistem yüksek öğretimde de hayata geçirilmelidir.”