TÜRKİYE KAMU-SEN ADANA VE KAHRAMANMARAŞ’TA TEŞKİLATIMIZ VE ÜYELERİMİZLE BULUŞTU.

Türkiye Kamu-Sen’in teşkilatları ve üyeleri ile buluştuğu istişare toplantıları büyük bir coşku ve heyecanla devam ediyor. 

İstişare toplantılarımız çerçevesinde Adana ve Kahramanmaraş illerimizi ziyaret eden Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk ile birlikte, Türkiye Kamu-Sen Genel Mali Sekreteri ve Türk Yerel Hizmet-Sen Genel Başkanı İlhan Koyuncu, Türkiye Kamu-Sen Genel Mevzuat Sekreteri ve Türk Enerji-Sen Genel Başkanı Mehmet Özer, Türkiye Kamu-Sen Genel Basın Sekreteri ve Türk Haber-Sen Genel Başkanı Sedat Yılmaz, Türkiye Kamu-Sen Genel Dış İlişkiler Sekreteri ve Türk Tarım Orman-Sen Genel Başkanı Ahmet Demirci ve Türk Kültür Sanat-Sen Genel Başkanı Hasan Hüseyin Yılmaz kamu çalışanları ve üyelerimiz ile bir araya geldi.

KONCUK: TERÖRLE MÜZAKERE DEĞİL, MÜCADELE EDİLİR

Coşku ve heyecanın hakim olduğu Adana ve Kahramanmaraş istişare toplantılarımızda, Genel Başkan İsmail Koncuk, ülke gündemi ve çalışma hayatına dair önemli değerlendirmelerde bulunurken, sözlerinin başında, İstanbul’da yaşanan hain terör saldırısını lanetledi. Koncuk, “Önceki gün  yine yüreklerimiz yandı. İstanbul’da kahpece patlatılan bomba sonucu toplam 42 insanımız şehit oldu, yaralılarımız var. Şehitlerimize yüce Allah’tan rahmet, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum.  Türkiye Kamu-Sen olarak terörle müzakere yapılamayacağını her zaman ifade ettik. “Terörle ancak mücadele edilebilir” dedik. “Son teröristin kökü kazınana kadar terörle mücadele edilir” dedik. Biz bunu çözümden, Habur’dan bu yana söyledik. Allah’a şükür bugün o hatalardan dönüldü ve kararlı bir mücadele yapılıyor. Dün akil adamlar rezaletini maalesef hep birlikte yaşamıştık. Bu kararlılık inşallah sonu kadar devam eder. Türkiye Kamu-Sen olarak terörle mücadeleyi amasız, şeksiz, şüphesiz destekliyoruz. Devletin atacağı her türlü olumlu adımın yanındayız. Ancak, yeniden masaya oturmak, kol kola girmek söz konusu olursa tepkimizi koyacağımızdan da hiç kimsenin elbette şüphesi olmamalıdır. Tekrar şehitlerimize yüce Allah’tan rahmet diliyorum, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum.

KONCUK: KAMU ÇALIŞANLARI SENDİKAL TERCİHLERİNİ YENİDEN GÖZDEN GEÇİRMELİDİR 

Siyasi iktidarın kamu çalışanlarının en büyük kazanımı olan iş güvencesini ellerinden almayı istediğini belirten Genel Başkan İsmail Koncuk, “Atatürk'ün Amasya'da söylediği gibi, " Milletin geleceğini yine milletin azmi ve kararlığı kurtaracaktır" sözünden hareketle bende diyorum ki, "Kamu çalışanlarının geleceğini yine kamu çalışanlarının azim ve kararlılığı kurtaracaktır" başka bir yolu yoktur. Kendimiz için değil evlatlarımızın, torunlarımızın geleceği için kamuda yeni düzenin kurulmasına, devletin yapısının kökten değiştirilmesine izin vermeyeceğiz” dedi. Koncuk, “Türkiye’nin her bölgesi ve ilinde arkadaşlarımızla teşkilatımızla üyelerimizle bir araya geliyoruz. Biz meydanlarda, alanlarda olacağız, olmalıyız. Ayak basmadığımız yer, nefesimizin, kelimelerimizin ulaşmadığı yer kalmamalı. Her zaman ifade ediyorum dava adamı iddia adamıdır, davası olmayan iddia adamı olamaz. Türkiye Kamu-Sen ahlakı, şerefi temsil ediyor. Bizim muhataplarımızın neyi temsil ettiğini Türkiye’de bilmeyen bir tek kamu çalışanı olduğunu sanmıyorum. Sendikal tercihlerimizin ne olması gerektiği dünden daha önemli hale geldi.

Zamanında benim memleketim olan Adana'da yetkiyi alan yandaş sendikanın Genel Başkanı bir twit atıp, "Adana'yı devirdik" yazmıştı. Bende buna cevaben, "Yunan'da zamanında İzmir'e çıkmış ve çok sevinişti ama akıbetleri Ege denizine dökülmek oldu" demiştim. Adana'nın yiğit insanlarının böyle yandaş ve ahlaki değerleri bulunmayanlarla yan yana olmasını ben hazmedemiyorum. Bu yiğitler diyarı, böyle bir yapının yetkili olması hemşerilerimin hazmedemeyeceği bir durumdur. 

Sıkıntılı günler yaşıyoruz, sendikacılık önemli bir faaliyet ve dünden daha önemli bir faaliyet haline geldi. 15 yıl önceki hükumetlerin ve Başbakanların gündeminde 657 sayılı Devlet Memurları Kanununu kaldırmak yoktu. Memurluk kavramını ortadan kaldırıp iş güvencesiz bir model ortaya koymak daha önceki siyasi iktidarların gündeminde olmadı. 2003 yılından beri  o dönemin Başbakanı olan şu anki Cumhurbaşkanının gündeminde bu var. İşçi ve memur kavramının tek çatı altında toplanması gerektiğini o günden bugüne hep ifade etti. Burada artık kamuda yaşananlar bütün kamu çalışanlarını kendine getirecek bir özellik arz ediyor. Bir refleks halinde kamu çalışanlarının kendileri ve haklarını korumak mecburiyetleri var. Bu sağlam bir sendikal mücadele ile olur. Siz sendika hakkını bunların arzularını yapmak isteyen ve dümen suyunda olan bir sendikaya verirseniz elbirliği ile cumhuriyet tarihi boyunca elde ettiğimi kazanımları tek tek kaybedersiniz. Türkiye Kamu-Sen’i istisna tuttuğunuzda kamudaki yeniden yapılanmaya itiraz edebilecek kimse var mı? 

İş güvencesi diyorum, iş güvencesi nedir? Ayrıca bir iş güvencesi diye hakkımız olduğu düşünmüyorum yanlış kullanılan bir ifade var burada. Devlet memurlarının iş güvencesi diye bir şey yok, kim bunu diyorsa yalan söylüyor. Kamu çalışanlarının diğer vatandaşlarımız kadar yargı hakkı var. Kıdem tazminatı verilip bir işçi gibi kapı önüne konulamamasının sebebi var. Devletin bir yapılanması var, bu devletin ali menfaatlerini korumak adına yapılan bir düzenlemedir. Esas iş güvencemiz yargı hakkımızdan kaynaklanmaktadır. Devletin menfaatlerini koruyabilmek, rahat hizmet üretmesi baskıya maruz kalmaması açısından yapılan bir düzenlemedir 657 sayılı kanun.

İktidar istiyor ki, “İstediğim adamı kulağından tutup kıdem tazminatını verip kapının önüne koyayım”  böyle bir şey yok. Bu bir sistem ve rejim değişikliğidir. Türkiye Kamu-Sen olarak kamuda bir sistem değişikliğini doğru bulmuyoruz ve bunun için her türlü mücadeleyi yapmaya hazırız. Bunu yapamadılar, yapmak için anayasanın 128. maddesinin değiştirilmesi lazım. Şu an bu güce sahip değiller, gerek MHP, gerek CHP’nin de bu maddenin değişmesine olumlu bakacaklarını sanmıyorum. Geçenlerde Çalışma Bakanının açıklaması vardı, “Referandumdan sonra kamu çalışanlarının durumlarını yeniden değerlendirebiliriz”  gibi bir cümle sarf etti. Bu tehdit,  tolere edilmiş bir tehdit değil. Ne yapacağız? Çaresi ne? Sendikal tercihleri gözden geçireceğiz. Müdürümüz, amirimiz istedi diye sendikal tercihler ortaya koymayacağız. Makam için, mevki için sendikal tercihler koymayacağız ortaya. Günübirlik şeylerle sendikal tercihler koymayacağız ortaya. Yoksa inanın kaybederiz. Bizleri hercümerç etmeye hazır bir siyasi iktidar var.  Atatürk'ün Amasya'da söylediği gibi, " Milletin geleceğini yine milletin azmi ve kararlığı kurtaracaktır" sözünden hareketle bende diyorum ki, "Kamu çalışanlarının geleceğini yine kamu çalışanlarının azim ve kararlılığı kurtaracaktır" başka bir yolu yoktur. Kimse beyaz atlı prens beklemesin. Kendimiz için değil evlatlarımızın, torunlarımızın geleceği için kamuda yeni düzenin kurulmasına, devletin yapısının kökten değiştirilmesine izin vermeyeceğiz. 

Devlet memuru çalışmıyor diyorlar. Bursa’da bir Çalıştay yapıldı, orada sayın Bakan 657’yi öyle bir anlattı ki, bende sayın Bakan’a “Öyle bir anlattınız ki, sanki 15 Temmuz alçak darbesinin suçlusu 657  sayılı DMK’dır,  bir memurlar yaptı demediğiniz kaldı” dedim. “Bu 15 Temmuz’un sebeplerinden bir tanesi 657’nin delinmesine göz yuman siyasilerdir” dedim. Türk Silahlı Kuvvetleri’ne FETÖCÜLER sızarken,  yargı FETÖCÜLERİN eline geçerken neredeydi siyasi iktidar? Bunların sorumlusu 657’yi delen siyasi iktidardır, bütün darbelerin sorumluluğu da siyasi iktidarlara aittir, ötesi yok. Türk Silahlı Kuvvetlerinde bir FETÖ’cünün generallik seviyesine yükselmesine ben mi izin verdim? Başsavcılık makamına gelinmesine ben mi izin verdim, memurlar mı izin verdi? 657’nin delinmesine müsaade edilmemesi gerekir. Onun için liyakat lazım, adam gibi adamları okul müdürü, hastane müdürü, il müdürü, ilçe müdürü yapacaktın. Tüm bunları yaparsan, yandaşlarla değil, devleti yönetme kabiliyetinde olan Türkiye sevdalılarını bu ülkede makamlara getirirsen darbe falan olmaz” dedi.

KONCUK: BADİRELERDEN, BİRLİK VE BERABERLİKLE ÇIKABİLİRİZ 

“Sayın Cumhurbaşkanının bu Yenikapı ruhunu samimiyetle söylediğine inanıyorum” diyen Genel Başkan İsmail Koncuk, “Hala umudumu kesmiyorum. Bunun samimiyetle yerine gelmesi gereken bir taahhüt olduğunu inanıyorum” dedi. Koncuk, “15 Temmuz’dan sonra Yenikapı ruhu falan göremedik. Sayın Cumhurbaşkanının bu Yenikapı ruhunu samimiyetle söylediğine inanıyorum. “Bu ülkede herkesi kucaklayacağız, ayrımcılık olmayacak” dedi. Bu samimiyete inandım fakat külliyenin duvarlarını aşamadı bu söylem. Oluşturulan kirli yapı bu ruha izin vermiyor. FETÖ’den ağzınız yanmadı mı ki hala başka guruplar, vakıflar karar veriyorlar bir şeylere. Devleti yönetecek adamların bunların tarafından seçilmesine göz mü yumacağız. Hala umudumu kesmiyorum. Bunun samimiyetle yerine gelmesi gereken bir taahhüt olduğunu inanıyorum. Badirelerden, birlik beraberlikle çıkarız. Sadece nefsini düşünen insanlarla hiçbir şey yapılamaz. “Yenikapı ruhu  neymiş?” diyenler oldu. Elbette birlik ve beraberlik sergileyeceğiz. Ben Yenikapı ruhunun Cumhurbaşkanlığı Külliyesinin duvarlarını aşabildiğini görmedim. Ayrımcılığın ortadan kaldırıldığını görebileceğimiz kadar örneklerini görmedik” dedi.  

KONCUK: TÜRKİYE SEVDALISI OLMANIN ELBETTE BİR BEDELİ VAR 

“Ben, Türkiye Kamu-Sen’li oldum görevimden alındım” diyor birileri, “Türkiye sevdalısı olmanın elbette bir bedeli var. Mesele adam gibi yaşamaktır” diyen Genel Başkan Koncuk,  “Bunun bedeli var bu bedeli de göze almak durumundayız” dedi. Koncuk, “İş güvencesini çözemeyenler şimdi de performans meselesini gündeme getiriyorlar. Memurların performansını ölçecekler. Sayın Bakan’a “Subjektif verilerle yapılacak olan böyle bir yöntem sonuç vermez” dedim. “Kamuda düşman yaratmaktan başka bir işe yaramaz” dedim. Gelin uygulayın ama önce sağlam bir yönetici atama sistemi oluşturalım kamuda. Adil bir yöneticiyi bulmadan sağlam bir performans değerlendirmesi yapılamaz. 

Performans deyince iki türlü anlamda bir sistem var. Birincisi negatif anlamda bir performans sistemi, sonuçların belli bir cezai müeyyide ihtimalini doğuran negatif bir sistem yani. Diğeri ise, pozitif bir sistem ama çıkarılacak olan negatif yönü olan bir değerlendirmedir. 

Kamuyu görüyorsunuz, meslekten ihraçlar, açığa almalar. Öyle insanlar var ki, FETÖ ile ilgisi,  alakası olmayan insanlar ihraç ediliyor. Adana’da bir kardeşimiz, öğretmenlikten ihraç edildi şimdi fırıncılık yapıyor. Bunun hesabını  kim verecek? Çorum’a giderken Sungurlu’da intihar eden öğretmenimizin evine de taziyeye gittik. Babasına sordum, “Neden intihar etti, tamam açığa alındı ama başka bir derdi de var mıydı” dedim. Babası, “Hayır başka bir derdi yoktu, kaldıramadı, hazmedemedi” dedi. Kendi sendika yöneticileri sırtını dönmüş, dost diye selam verdikleri açığa alınınca selamı sabahı kesmişler. Elbette hayatla mücadele edeceğiz. Bu hayat yüce Allah’ın bize bahşettiği hayattır. Kimse rızkımızı kesemez. O kardeşimizde keşke mücadele edebilseydi ama olmamış. Şimdi soruyorum bunların vebalini kim ödeyecek? O Bakanlık koltuğunun öbür dünyada hiç bir kıymeti harbiyesi yok. Başbakan’da olsanız Cumhurbaşkanı da olsanız öbür dünyada kıymeti yok. 

Vehbi koç  oğluna iki mektup bırakıyor, “Birini öldüğümde birini ise gömüldüğümde aç” diye. Ölünce açılan mektupta "Beni gömerken beyaz çoraplarımı giyerek gömün" diyor. Din adamlarına soruyorlar, din adamları “Dinimizde bu olmaz, sadece kefen olur” diyorlar. Israr ediyor ama olmuyor. Gömüldükten sonra diğer mektup açılıyor, " Bak oğlum o kadar malıma rağmen bir çorabımı giyemedim" hiç bir makam öbür tarafta korumuyor. O nedenle yüce Allah adaletten, haktan hukuktan, ayet-i kerimede bahseder, zulümden bahseder “Her günahı affederim ama bana kul hakkı ile gelmeyin” diyor. O öğretmen kardeşimizin ailesinin göz yaşının vebalini ben ödemeyeceğim, her yerde anlatıyorum, biz doğruyu söylemeliyiz, hakkı savunuyoruz. 

Hakkı tutup kaldırmak son derece önemlidir. Bunun bir bedeli var, çiğnenmekte var. Doğruluk, dürüstlük bir bedel ödemeyi gerektiriyor. Çanakkale şehitlerinin vatan yapmak için Anadolu’yu ödedikleri bedel gibi bir bedel ödemek gerekiyor. “Ben, Türkiye Kamu-Sen’li oldum görevimden alındım” diyor, evet alındın. Sen namusu, şerefi, ahlakı tercih ettiğin için memleketi kirletmekten başka işi olmayanlar tarafından görevinden alınırsın. Türkiye sevdalısı olmanın elbette bir bedeli var. Mesele adam gibi yaşamaktır. Bunun bedeli var bu bedeli de göze almak durumundayız.

KONCUK: 15 TEMMUZ’U MİLAT YAPALIM, YENİ BİR SAYFA AÇALIM 

Mülakat sistemini sert bir dille eleştiren Genel Başkan İsmail Koncuk, “Mülakatla ne  nitelikli insanı ne de haini seçebilirsin” dedi. Koncuk, “Kamuda öğretmen alımı Cumhuriyet tarihinde ilk defa mülakatla alınıyor. KHK’lar ile düzenleme yapıldı, önümüzdeki günlerde sağlık çalışanları da mülakatla alınacaklar. Mülakat her alana girdi. “FETÖ ile PKK ile mücadele” diyerek, “Vatanına, milletine bağlı insanları seçebilelim, nitelikli öğretmen seçebilelim diye bu sistemi getirdik” diyorlar. Mülakat tek bir işe yarar, o da torpille adam almaktır. Mülakatla ne  nitelikli insanı ne de haini seçebilirsin. Mülakatla bunları tespit edemezsin. Sağlam bir güvenlik soruşturmasıyla bunları tespit edebilirsin. Burada hepimizi ilgilendiren bir durum var, düne kadar evlatlarımız KPSS’ye çalışarak, bir torpil arama derdine düşmeden devlet kademelerinde iş bulabiliyordu ama bugün çalışanların sadece alın terine bağlı olarak bir iş bulabilme imkanı asla mümkün olmayacaktır. Çözüm kamusal alanda mücadele ile olur. Buna sessiz kalındığı sürece, sendikalar bunu sineye çektiği sürece bu badirelerden kurutulup iyi günlere ulaşmamız mümkün olmayacaktır. 

FETÖ’nün maskesinin düştüğü tarih ki, biz zaten bunların ne olduğunu biliyorduk, bu tarih bizim için değildir, milletin gerçek yüzlerini gördüğü tarih 15 Temmuz’dur. 2010 yılında KPSS hırsızlığını ortaya çıkardığımızda neredeyse bizi recm ediyorlardır, akşama kadar aleyhimizde haberler yapıyorlardı. Neden mi? “Hırsızı yakaladık” diye ama bugün söylediklerimizin doğru çıktığını görüyoruz. Siz bunları 17-25 Aralık’ta gördüyseniz, millette 15 Temmuz’da gördü. Gelin 17-25 Aralık’ı milat yapma anlayışından vazgeçin, 15 Temmuz’u milat yapalım, yeni bir sayfa açalım. 

Bu ülkeyi sevmekten başka biz ne yaptık? “Sevdamız Türk milleti” dedik. Bu ülkeyi karşılıksız sevdik ama bir müdürlük makamı bizim arkadaşlarımıza çok görüldü. Biz doğruyu söylemekten başka ne yaptık? Etrafınıza bakın 8500 Türk Eğitim-Sen üyesi okul müdürü görevden alındı. Diğer kurumları zaten saymıyorum bile. 

Geçtiğimiz günlerde, Mardin, Savur’da bir öğretmenimize soruşturma açılıyor, “TEOG sınavlarında okulun İngilizce başarısı ilçe başarısın altında görüşülmüştür, savunmanızı yazınız” Daha TEOG sınavları açıklanmamış! “Acaba sonuçlar açıklanmadan İlçe Milli Eğitim Müdürlüklerine yazımı gidiyor?” diye düşündüm ve aradım Daire başkanını, “Bu bilgileri açıklamadan  İlçe Milli Eğitime mi gönderiyorsunuz?” dedim.  İşte böyle biri Okul Müdür olursa bundan sonraki yıllarda yapılacak sınavlarda öğretmenlere sürekli olarak soruşturma açar. 

Bu yazıyı sayın Bakan’a, Bakan yardımcısına gönderdim. Bu insanlar olduğu müddetçe biz problemlerimizi çözemeyiz. İlk düğme  yanlış iliklendiğine göre diğerleri de yanlış iliklenmeye mahkumdur” dedi.

KONCUK: DEVLET KANUNLA YÖNETİLİR, BAŞKA YERLERDEN İCAZETLER ALARAK DEĞİL

“Hükümetin gerçek anlamda bir mücadelesi var ise, kamuda ne sendikal ne de farklı bir yapının paralel yapılanmasına göz yummamalıdır” diyen Genel Başkan İsmail Koncuk, “Devlet kanun ve nizamla yönetilir. Başka yerlerden icazet alarak devlet yönetilmez” dedi. Koncuk, “Bugün devlet kurumlarında, belediyeleri saymıyorum, taşeron sayısı 730 binleri buldu. Bu rakam 2002 yılında 15 bin civarındaydı. 15 bin nerede 730 bin nerede? Bu taşeron milletin evlatlarının sömürülmesinin, etinin, kemiğinin, iliğinin sömürülmesinin adıdır. Hiçbir gelecekleri yoktur. Kamu görevlilerinin istihdam edileceği yerlere taşeron alarak yıllardır atama yapmıyorlar. Çünkü bunlara ucuz iş gücü lazım. Kaderi iki dudak arasında şekillenecek adamlar lazım. Belli yıllarda girdi çıktı yapıp kıdem tazminatlarını bile vermezler. Böyle bir düzeni görmeyen göz kör olsun, duymayan kulak sağır olsun. Son seçimlerde iktidar baktı, 7 Haziran’da sonuç iyi değil, “Taşerona kadro” dedi. 

Çankaya Köşkü’nde bir toplantıda, sayın Davutoğlu Başbakan’ken, kendisine dedim ki, “Sizin sözünüz bu değildi? “Hayır, buydu” dedi. Kendisine afişi gösterdim, “Taşerona kadro” yazıyor. Bu ne demek? “Ben o afişi yapanlara çok kızdım” dedi. “Ankara’nın tüm köşelerine duvarlarına asılmadı mı? Bu sizin sözünüz” dedim. Bu bir sözdür bu söz yerine gelmek zorundadır. 730 bin memleket evladına sözü verip geriye çekilmek olmaz. Doğru bulmasak da iyi kötü bir düzenleme yapılmıştı ama şimdi o da yok ortada. Genel Başkan değişti diye verilen söz ortadan mı kalktı? Bizde Türkiye Kamu-Sen olarak bu sözü hatırlatmaya devam edeceğiz. 

Kamudaki paralel yapılanma, bu düzenleme yapılacak diye gidip o garibanları tehdit etti. “Bize üye olmazsanız o sınavda sizi geçirtmeyiz” diye tehdit ettiler bu insanları. Şayet hükümetin gerçek anlamda bir mücadelesi var ise, kamuda ne sendikal ne de farklı bir yapının paralel yapılanmasına göz yummamalıdır. Devlet kanun ve nizamla yönetilir. Başka yerlerden icazet alarak devlet yönetilmez. 

15 Temmuz’u yapmak isteyenlerle devleti yönetmek isteyenlerin olayları farklı değerlendirmeleri gerekir. Onlar darbeciydi, kendilerine yakışanı yaptılar ama demokratik usullerle,  seçimlerle iş başına gelen siyasi iktidarın benzeri yöntemleri, hukuk dışı yöntemleri adaletsiz, haksız yönetmeleri uygulama hakkı söz konusu olamaz. O zaman darbeci zihniyetten ne farkınız kalacak? 

OHAL yasası sebep gösterilerek kamuda yapılanlarda kantarın topuzu kaçırılmıştır. Masum bir çok insan keyfi olarak açığa alınıyor. Evrensel hukukta şöyledir, bir adamı suçlarken çağırırsın, “Sen şunu yapmışsın” der delilleri ortaya koyarsın. “Bu işin neresindesin?” dersin? Devlet bunu sorar. Yüce dinimiz bir ahlaksızlık dahi yapıldığında kaç tane şahit istiyor. Şimdi siz kafanıza göre adam atıyorsunuz, bu olmaz. Pisliğe taş atınca, üzerinize sıçrar misali, vatansever, milliyetçi bir çok arkadaşımızda bu sistem içinde görülüyor, açığa alınıp ihraç ediliyor. Böyle bir ülke yönetiliyor. OHAL le birlikte her Vali, kaymakam, rektör, müdür kafasına göre davranıyor. Böyle şey olmaz” diyerek sözlerini noktaladı.