30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN

Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk'un 30 Ağustos Zafer bayramı dolayısıyla yayınladığı basın açıklamasıdır:

30 Ağustos Zafer Bayramının 93. yıldönümünü coşku ve gururla kutluyoruz.

Türk tarihinin belki de en anlamlı ve en önemli zaferi, 26 Ağustos günü başlayıp 30 Ağustos 1922 tarihinde Dumlupınar’da, Mustafa Kemal Atatürk komutasında zaferle sonuçlanan Başkomutanlık Meydan Muharebesi’dir.

30 Ağustos; bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve her köşesi bilfiil işgal edilmiş topraklarda yaşayan bir milletin verdiği var oluş mücadelesinin zaferle taçlandığı gündür.

30 Ağustos; 26 Ağustos 1071’de Malazgirt’le başlayan Türk hâkimiyetinin bir kez daha perçinlendiği ve Anadolu’nun kadim ve ebedi Türk yurdu olduğunun tescil edildiği gündür.  

30 Ağustos; yokluk, yoksulluk, açlık, ihmal ve işgale mahkûm edilen bir milletin, tarihin akışına isyan ederek kendi kaderini kanıyla yazdığı gündür.

Topraklar savaşlarla alınsa da gerçek fetihler, gönülleri kazanmakla gerçekleşir. Bu bakımdan Mustafa Kemal Atatürk’ün işgal altındaki vatan topraklarında verdiği mücadelede, “Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir; ileri!” emri ile askeri zaferi ilk hedef olarak ortaya koymasının üzerinde önemle durulmalı, düşmanın yurttan kovulmasından sonraki hedefler mutlaka irdelenmelidir.

30 Ağustos Zaferi’nin ardından görünür, dış düşmanlardan temizlenen yurdumuzun iç düşmanlardan da temizlenmesi ve Osmanlı’nın son dönemlerinde milletimiz üzerinde yaratılmış olan tahribatın giderilmesi, cahillikle, bilgisizlikle, geri kalmışlıkla mücadele edilmesi ve bu topraklar üzerinde bir ve bütün olarak kardeşçe yaşamamızı sağlayacak bir düzenin kurulması, en az askeri bir zafer kadar önem taşımaktaydı.

Her ne kadar meydanlardaki savaşı kaybetmiş olsa da birlik ve dirlik içinde olmayan bir ülkeye düşman saldırılarının devam etmesi kadar doğal bir şey yoktur.  Bu bakımdan 30 Ağustos Zafer Bayramı, bizler için ne kadar önemliyse, bu milletin bir daha işgal, bölünme ve yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmaması için her türlü tedbiri almak ve uyanık olmak da hayati derecededir.

Oysa büyük zaferimizin üzerinden henüz 93 yıl gibi bir süre geçmiş olmasına rağmen, açılım safsatasıyla kafalarını kuma gömen bir kesimin yarattığı ihmal, boş vermişlik ve siyasi körlük sonucunda bugün ülkemizin dört bir yanından şehit haberleri gelmekte, bölücü hainler şehirlerimizde terör estirmektedir. Bu durumda, Büyük Taarruz’da eşsiz komutan Mustafa Kemal Atatürk’ün ilk hedef olarak ortaya koyduğu askerî zaferin mirasını tüketmek üzere olduğumuz görülmektedir.     

Öyle ise, yurdumuzun 1922 öncesine dönmemesi, bu topraklarda yeni bir kurtuluş savaşı vermek zorunda kalmamamız için bunca vatan evladının canlarına mal olan iç ve dış düşmanlar ile bunların payandalarını, destekçilerini tespit ve imha etmek zorunluluğumuz bulunmaktadır.

Bilinmelidir ki, 19 Mayıs 1919’da başlayan ve 30 Ağustos 1922’de tescillenen kurtuluş mücadelemizde ortaya koyduğumuz irade sonucunda canla, başla kurduğumuz bu devlet bizim yegâne varlığımız, en kıymetli hazinemizdir ve bu hazineyi daha da güzelleştirmek hepimizin görevi; onu ne pahasına olursa olsun korumak ise, bu topraklarda yaşama ayrıcalığına erişmiş herkesin boynunun borcudur.

Dünyada yaşanan olaylar bizlere gösteriyor ki, devleti olmayanın inancı da, huzuru da, namusu da, zenginliği de olamıyor. Devleti olmayan, baskı altında yaşayan, özgürlüğü kısıtlanan milletler, boynu bükük kalıyor. Bu nedenle sahip olduğumuz devletimizin değerini anlamalı ve olaylar karşısındaki konumumuzu buna göre belirlemeliyiz.  

Bu vesile ile vatanı, milleti, ülkesi ve namusu için canlarını vermekten çekinmeyen tüm şehitlerimize; emanetlerine sahip çıkacağımıza dair söz veririz. Şehitlerimizin ruhları şad; milletimizin zafer haftası, zafer bayramı kutlu olsun.