GENEL BAŞKAN: 2016 VE 2017 YILINI KAYBETTİK, ÖNÜMÜZDEKİ İKİ YILI KAYBETMEYELİM

Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, Kanal B’de Güncel programına katılarak gündeme dair önemli açıklamalarda bulundu.  Yıldönümü yaklaşan 15 Temmuz darbe girişimi ve sayılı günlerin kaldığı Toplu Sözleşme pazarlığıyla ile ilgili görüşlerini dile getiren Genel Başkan, memurların sıkıntılarını masaya getireceklerini söyledi.

GENEL BAŞKAN:  KONFEDERASYON OLARAK 15 TEMMUZ’DA YAŞANANLARI TÜM İLLERDE DÜZENLENECEK ANMA TÖRENLERİNE KATILARAK PROTESTO EDECEĞİZ

Genel Başkan Koncuk, 15 Temmuz darbe girişiminin yıldönümünde birlik ve beraberliğe vurgu yapılmasının önemine değinerek,  “Devlet hukuk yoluyla, kanun yoluyla yönetilir. Devlet, hiçbir gruba ve zümreye -adına cemaat ya da vakıf  hatta sendika deyin- ayrımcı bir yaklaşım sergileyemez. Devletin yönetimi herhangi bir gruba teslim edilemez. 15 Temmuz’da almamız gereken asıl ders budur “dedi. Koncuk, açıklamasına şöyle devam etti:

“15 Temmuz hain darbe girişiminin 1. Yıldönümü cumartesi günü düzenlenecek çeşitli etkinliklerle anılacak. 15 Temmuz tarihi 249 vatandaşımızın şehit olduğu, askerimizin ve polisimizin yaralandığı aslında hatırlamak istemediğimiz olayların olduğu bir gün. Demokratik yapımıza ciddi bir saldırının olduğu gün olarak tarihte yer buldu. Türkiye Kamu-Sen olarak demokrasiyi koruma ve kollama adına her ilde yapılacak her türlü faaliyeti destekleyeceğimizi buradan belirtiyorum. Demokratik hayatımıza birlikte sahip çıkabilmek çok önemli. Konfederasyon olarak kurulduğumuz günden bu yana kesintisiz demokrasiden yana tavır koyduk. 28 Şubat dönemindeki post modern darbelere  tepki göstermiş sivil toplum kuruluşlarından biriyiz.  15 Temmuz darbe girişimi sonrasında bir ders aldık mı, bunun sorgulanması gerekiyor. Böylesine derin bir yapı ülkemizde onlarca yıldır kökleşirken demek ki seyirci kalınmış. Siyasi partiler ve iktidarlarca destek bile verilmiş bir örgütten bahsediyoruz. Tabi ki temizleme metotlarının ne derece doğru olduğundan da bahsedeceğim.  

Son bir yılda, Türkiye tarihinde daha önce hiç yaşamadığımız olayları ve acıları yaşadık. İnsan hakları ihlallerini de oldu. Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir hukuk devletidir. Sadece devletin kontrolünde olması gereken bir organizma olarak hukuk işlemelidir. Devlet hukuk yoluyla, kanun yoluyla yönetilir. Devlet, hiçbir gruba ve zümreye -adına cemaat ya da vakıf  hatta sendika deyin- ayrımcı bir yaklaşım sergileyemez. Devletin yönetimi herhangi bir gruba teslim edilemez. 15 Temmuz’da almamız gereken asıl ders budur. Ben bu dersi aldığımızı düşünmüyorum. Aksi olsaydı, Türkiye’de bir takım cemaatlerin ve vakıfların hala devleti devlet olmaktan çıkartma çalışmalarına izin verilmezdi  Zihniyeti  ve metodolojisi aynı olan yapılar hala varlıklarını sürdürüyor. Bu gruplara maalesef bilerek ya da bilmeyerek destek veriyor. Hukuk devletinde olmaması gereken bazı yapılanmalara hala 15 Temmuz’dan ders almadan destek vermeye  devam ediyoruz. Bunları Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bir vatandaşı olarak söylüyorum. Aynı durumlarla karşılaşmamak için hukuk devleti kurallarını işletmemiz lazım. Devletimizin, bütün vatandaşlarımızı kucaklayıcı bir anlayışla yaklaşması lazım. 15 Temmuz sürecinde yaşadığımız bu olaylar eğer ders alınırsa, geleceğimiz açısından önemli sonuçlar elde edeceğimiz bir zemini hazırlar. Olaylarda 249 vatandaşımızın şehit olmasıyla ve 2000 den fazla vatandaşımızın yaralanmasıyla son buldu ama bu kötü olaydan ders çıkartmak da mümkün. 15 Temmuz sürecinde siyasi partiler arasında bir balayı yaşandı. Şu anda bu birlik ortamının bittiğini de görebiliyoruz.  Eğer bir birliktelik anladığımız anlamda oluşturulamamışsa ,15 Temmuzda yaşanan o kötü olaylara rağmen birleşmemiz gerektiğini anlatamıyorlarsa düşünmemiz lazım. Siyasi ve ideolojik ayrılığı öteleyerek kucaklaşmamız gerektiğine inanıyorum. 15 Temmuz tarihinde yaşanan olaylar sonucunda oluşan birlik ve beraberlik havasının yeniden oluşturulmasının gerekli olduğuna inanıyorum. Birlikteliğin önemini anlamamız için illaki bir felaket mi yaşamamız gerekiyor? Şehit haberlerinin geldiği bugünlerde de bizim birlik ve beraberliğe ihtiyacımız var.

GENEL BAŞKAN: BU ÜLKE TÜRK MİLLETİNİN SON KALESİDİR. ÜLKE MENFAATLERİ İÇİN SİYASİ ÇIKARLARI BİR KENARA ATIP BİRLİK İÇİNDE OLMAK GEREKİR.

Türkiye Kamu-Sen olarak  15 Temmuz  tarihinde yapılacak anma törenlerine katılım sağlayacaklarını söyleyen Koncuk, siyasi partilere de seslenerek şunları söyledi:

 “15 Temmuz süreci bütün milleti ilgilendiriyor.  O kötü gecede yaşadıklarımızı hatırlamak adına her türlü etkinlikte var olacağız. Demokrasimizin girdiği tehlikeyi hatırlamak ve tedbirini almak, şehitlerimizi anmak ve gazilerimizi ziyaret etmek gibi faaliyetlere biz de destek vereceğiz. Ben haklıyım sen haklısın kıskacından kurtulup, yaşananlardan ciddi anlamda bir ders çıkartmamız lazım. 15 Temmuz’un 1. Yıldönümünde TBMM’de bir takım şeyler aşılabilir. İktidarından muhalefetine bütün siyasi partiler, bir olup ülke menfaatleri için ortak kararlar alabilirler. Türkiye’nin jeopolitik konumu, içinde yaşadığı olaylar birlik ve beraberliğin ne kadar önemli olduğunu bizlere göstermesi lazım. Ülkemizi beraber koruyabiliriz. Bu ülke Türk milletinin son kalesidir. Ülke menfaatleri için siyasi çıkarları bir kenara atıp birlik içinde olmak gerekir.

FETÖ ile mücadele önemlidir. Bu darbe girişiminde bulunanların en ağır cezayı alması konusunda taraf olduğumuzu daha önce de beyan ettik. Ancak,  kamuda yaşananların FETÖ ile mücadelenin ötesinde masum insanların da canını yakan bir süreç olduğunu , bunları korumak için hala tedbir alınmadığını üzülerek ifade etmek zorundayım.  Bylock kullandığı için adamı görevden alıyorlar, ihraç ediyorlar, ya da açığa alıyorlar. Adamın elinde bylock kullanmadığına dair Cumhuriyet Savcılığının aldığı takipsizlik kararı var. Ancak bu karara rağmen, bu masum adam hala göreve iade edilmiyor. Suçsuz günahsız olduğu anlaşılan kamu çalışanları hala açıkta ise, bunun adı FFETÖ ile mücadele olamaz.  Ziyaretime gelen bir mağdur anlatıyor; emniyetten bylock kullanmadığına dair savcılığa yazı gitmiş. Ancak savcı takipsizlik kararı vermeye korkuyor.  Bu yapılanmanın elbet kamu içinde bu işlere karışmış olanları vardır. Ancak hukuk kuralları içinde masum olduğu belgelerle kanıtlanmış olanların durumunun yeniden değerlendirilmesi lazım.  Bir yıldır 110 bin insan ihraç edilmiş, 35 bin insan açıkta bekliyor. Hala diken üzerinde yaşayan insanlarımız da var.  Bu durumun bir tedbirinin alınması gerekiyor. Sayın Cumhurbaşkanı’ndan, darbenin 1. Yıldönümünde bu mücadeledeki eksikleri de anlatarak birlik ve beraberliğe vurgu yapmasını beklerim. Ülkede FETÖ macerası bitmiştir. Türkiye’yi hukuken birlik ve beraberliğimizi bozacak her türlü yapılanmaya karşı tedbirli olalım. Benzer hangi yapı varsa hepsine karşı tedbirli olmamız gerekir. Bu mücadele, salla pati önüne gelenin kafasına taş atarak olmaz. Savcı ve hakim hatta bakanlar karar vermeye korkarsa hukuku kim koruyacak? Sadece Cumhurbaşkanından talimat bekleyerek biz doğruyu bulamayız. Doğruları konuşacak birileri lazım. Benim de tanıdığım FETÖ ile alakası olmayan ve mağdur duruma düşen birçok kişi var. Kimse konuşmuyor, ağzını açmıyor ortada adeta bir cenaze var.  Demokrasiye sahip çıkacağız. 15 Temmuz’un anlamına uygun bir tavırla anmalarımızı gerçekleştirelim.

Türkiye Kamu-Sen olarak o gün il temsilcilerimizi Ankara’da toplayacağız. Hem istişare toplantısı yapacağız, hem de 15 Temmuz darbe girişimini anlatacağız. Darbe girişimini protesto edeceğiz.”

GENEL BAŞKAN: 2016 VE 2017 YILINI KAYBETTİK. ÖNÜMÜZDEKİ 2 YILI KAYBETMEYELİM.

“Toplu sözleşmede uygulanan zam politikalarının değişmesi gerekir” diyen Koncuk,  pazarlık masasında iktidara eğilip bükülerek, alınan kararların arkasında durmayarak mücadele edilemeyeceğini vurgulayarak konuşmasını sürdürdü:

“2017 yılı itibariyle kamu işçilerine toplam % 12,5 oranında zam yapıldı. Bu orana ek olarak, kamu işçilerinin ek ödemeleri 500 TL’den 750 TL’ye çıkarıldı. 3000 TL’den az maaş alan kamu işçilerine 90 TL daha iyileştirme zam yapılacak. 2017 yılında kamu çalışanlarına ise yüzde 3+4 ve enflasyondan kaynaklanan fark verildi. Kümülatif olarak temmuz ayı itibariyle kamu çalışanlarına enflasyon farkı artı oransal zammı hesapladığımızda yüzde 6,92’lik bir zam yapılacak. Bu oranın  Yüzde 4’ü zam, yüzde 2,89’u enflasyondan doğan alacaktır. Bu oranı kimse zam olarak algılamasın. Kamu işçilerine yapılan 2017 zammı ile karşılaştırdığımızda kamu çalışanlarına yapılan zam oranının düşük kaldığı ortadadır. 2017 yılında devlet memurlarına ve emeklilerine  tamamı yüzde 9.92 oranında zam yapılıyor. Bu nasıl bir hesaptır? “Kamu çalışanlarını enflasyona ezdirmedik” diye biri söylerse, doğru bir ifade olmaz. Biz enflasyona da ezildik. Kamu çalışanlarına Ocak ayında yüzde 3’lük bir zam verildi. Mart ayı itibariyle enflasyona yüzde 3’ü aştığı için haziran ayı da dahil 4 ay boyunca enflasyona ezildik. Enflasyon alacağımız temmuz ayında ödeniyor.  4 aylık kayıplarımız ne olacak?

Kamu işçileri bu zammı hak etmiyor demiyorum. Bu oranı emeklisiyle çalışanıyla işçi  kardeşlerimiz fazlasıyla hak ediyor.  2017 Ağustosunda toplu sözleşme masasına oturacağız.2018 ve 2019 yılları için pazarlık masasına oturacağız. Endişem şudur ki; kamu işçilerine 2017 yılında bu oranlar verilirken 2018 yılında yüzde 3,5 + 3,5 oranında yapıldı. 2018 yılındaki oranların neden düşük tutulduğu düşündürüyor. Şeytan ayrıntılarda gizlidir. Ben de temsil ettiğim kitle adına bu durumdan huylanıyorum. Masaya oturduğumuz zaman 2018 yılında kamu işçisine verdiğimiz zam oranını size vereceğiz diyebilirler. Bizim bunu kabul etmemiz mümkün değil. Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı olarak şunları söylüyorum; 2017 yılı kapansın diye kimse açıklama yapmasın bize. Kamu işçilerine yapılan zammı bir şekilde memurlara da adapte etmek mecburiyetindeler. Eğer adalet varsa 2017 ve 2016 kayıplarımızın karşılanması gerekir. Bu zam politikası mutlaka değişmelidir. Maliye Bakanı enflasyon hedefi doğrultusunda kamu çalışanlarına zam yaptık şeklinde açıklama yapabilir. Biz de enflasyon oranında zammın sıfır zam olduğunu söylüyoruz. Halbuki Mart, Nisan, Mayıs, Haziran aylarında enflasyon karşısında ezildiğimiz için kayıplarımızı da alamadık. Enflasyon oranında zam aldığımızı kabul etsek de bu sıfır zam demektir. Ocak 2017’de cebimde 100 lira vardı, temmuz ayına gelene kadar yüzde 6,92’sini kaybettim. 100 lire 93 liraya düştü.  Bu durum temmuz ayında telafi ediliyor.

Yani benim ocak ayındaki 100 liramı temmuzda tekrar 100 liraya çıkardın. Bu zam yapmak değildir. Kendimizi aldatmayalım.

Memur ve memur emeklilerine yapılacak zam politikalarının değişmesi arz etmektedir.  Yılın 1. Çeyreğinde Türkiye ekonomisi yüzde 5 oranında büyümüş. Bu ciddi bir orandır. Yıl sonuna kadar bu rakam daha da büyür. Ancak, madem Türkiye ekonomisi büyüyor, sadece kamu çalışanlarına değil bütün vatandaşlarımıza bu büyümeden payına düşeni almalıdır. Refah payı uygulaması yaparsınız. Oransal zammın yanında yüzde 2’lik refah payı uygulaması yapabilirsiniz. Bu uygulama standart hale getirilerek her yıl uygulanır. Böylece oransal zam yapılması bizim için problem haline getirilmez. Alım gücümüzde reel bir artış meydana gelir. Yılların kaybını 2 yılda telafi edelim demiyorum. Ama bir yerden de başlamamız gerekir. Vatandaşlarımızın alım gücünü reel olarak arttırmamız gerekir. 50 yıl öncesine göre çok iyi durumda olduğumuzu söylüyorlar. 100 yıl öncesine göre de çok iyi durumdayız ama yıllar içerisinde insanların ihtiyaçları artıyor. Temel ihtiyaç maddeleri ve eğitim giderleri gittikçe artıyor. Çocuğu daha iyi eğitim alsın diye yemeden içmeden kesip, özel okula çocuğunu gönderen aileler var. İmam hatip lisesine vermek istemeyen mecburen özel liselere yönleniyor. İnsan ihtiyaçları her geçen yıl çağımızın gelişimine paralel artıyor. Bütün bunlar çağımıza uygun artışlar gerektiren harcamalardır.

Toplu sözleşmede Konfederasyon olarak, bu durumu masaya getireceğiz. Memurlarımızın tercihiyle yetkili olan konfederasyon ortada. Memurlarımız okumuş insanlardır. Aydın insanların tercihlerinin de yalan yanlış olmaması gerektiğini düşünüyorum. 997 bin kişi bu konfederasyona üye olmuşsa, masaya oturan bu sendikalar bu gücü umarım iyi kullanır.  2 milyon kamu çalışanı ve emekli adına masada sıkı bir pazarlık yapmalarını umut ediyoruz. Masaya umutlu bir şekilde oturmak istiyorum. Memur-Sen’in 2015 yılında sağlamış olduğu toplu sözleşmenin 20 maddesi hala uygulanmadı. Bunları uygulayın şeklinde sert bir çıkış dahi yapamadı. Bunları görünce bu Konfederasyonun başarısından, direnme katsayılarından endişe duyduğumu da belirtmek isterim. 2015 yılında yaptığımız toplu sözleşmeye sahip çıkamadılar. 20 maddenin uygulanması becerisini gösteremediler. Bütün bu hatalara rağmen kamu çalışanları tercihini Memur-Sen’den yana yapmışsa bildikleri bir şey vardır. Biraz da kinaye yapmak gerekiyor. Türkiye Kamu-Sen gibi mücadeleci bir Konfederasyonun Genel Başkanı olarak mücadele etmeden sonuç alınamayacağını vurguluyorum.  Masada süklüm püklüm durarak sonuç alamazsınız. 2 milyon kamu çalışanı ve emekli adına söylüyorum, 2 yılımızı kaybetmeyelim. 2016 ve 2017 yılını kaybettirdiniz. 2018 ve 2019 yılını kaybettirmeyin. Testi kırılmadan uyarıyı yapma ihtiyacı hissediyorum.

Bu ülkenin doğruları söyleyene ihtiyacı var. Kamu çalışanlarının sorunlarıyla ilgilenen gerçek sendikalara ihtiyacı var. Sendikacılığı gerçek anlamda yaşayan Konfederasyon olarak görevlerimizi yerine getirmeye devam edeceğiz. Kamu çalışanları ve emekliler hayal kırıklığı yaşamasın diye mücadelemizi sürdüreceğiz.

GENEL BAŞKAN: MİLLİ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ SÖZLEŞMELİLİĞİ YENİDEN HORTLATAN VE MÜLAKAT GİBİ UCUBE BİR SİSTEMİ İLK KEZ UYGULAYAN BAKAN OLMUŞTUR.

Öğretmenlerin il dışı iptal talepleri ile ilgili açıklamada yapan Koncuk bunun doğru bir talep olduğunu söyledi.

Konuyla ilgili Müsteşar Yusuf Tekin’in ‘İlgileniyoruz’ şeklindeki açıklaması olduğunu hatırlatan Koncuk, “İnşallah sonuç alırız. Bu, doğru bir taleptir. Çünkü birinci il dışında yeteri kadar kontenjan açılmadığı için tayin olması gereken insanlar yer değiştiremedi. Ama MEB yanaşır mı bilemem. Biz Türk Eğitim-Sen olarak destekliyoruz. Şunu da belirteyim, MEB’in çok istekli olacağını sanmıyorum” dedi.

İl içi özür grubu tayinlerine de değinen Koncuk, “Eşlerden biri Antalya’nın Gazipaşa, diğeri Kaş ilçesine tayin oluyor. İki ilçe arasındaki mesafe 270 kilometre. Şimdi bu karı-koca aynı ilde mi görev yapmış oluyor? Buna çözüm getirilmelidir. Mesela 3 yıl çalışma şartından sonra istedikleri ilçeye gidebilmelidir ya da bir kilometre şartı konulabilir. Bunlar çözülebilir. Ben bu taleplerimizi MEB’e de ilettim ama MEB il içi özür grubu tayinlerinde ilçe emri uygulaması yapmadı” diye konuştu.

Diplomaya bağlı alan değişikliğinin de haklı bir talep olduğunu vurgulayan Koncuk şunları kaydetti: “Diplomaya bağlı alan değişikliğinin geçen sene Ağustos ayında uygulanma imkânı vardı. Hatta konuyla ilgili MEB bürokratlarının olumlu görüşü vardı. Dolayısıyla beklenti arttı ama son anda alan değişikliği yapılmasından vazgeçildi. Diplomaya bağlı alan değişikliği yapılmalıdır. Konuyla ilgili bir önerimiz de vardı. ‘Her yıl belli bir oranda kontenjan ayırarak talep sahiplerini eritebiliriz’ demiştik. Ama buna hiç yanaşmıyorlar. Konuyu sürekli gündemde tutmaya çalıştık ama MEB’den olumlu cevap alamadık. Ben MEB’i anlamakta zorlanıyorum. MEB problem yaratan değil, problem çözen bir Bakanlık olmalıdır. Yavaş yavaş çözün ama çözün.”

Koncuk sözlerini şöyle sürdürdü: “Güneydoğuda Yüksekova’nın bir köyüne atanmışsınız. 13 yıldır orada çalışıyorsunuz. 3 yıllık zorunlu çalışma süreniz sona ermiş, buna rağmen 10 yıl daha çalışmışsınız. Dolayısıyla bu öğretmenlerimiz kürek mahkûmu gibidir. Buna da çözümü bulunmalı, belli bir yılını doldurmuş olanlar mutlaka öncelikli olarak tayin edilmelidir. MEB’de herhalde öğretmenlerin derdiyle dertlenen insanlar az. Öğretmenlik yapmış olan, eğitimin problemlerini bilen insanların olmaması bu problemlerin çözümünü zorlaştırıyor.”

Sözleşmeli ve mülakatlı öğretmen alımını da eleştiren Koncuk şöyle konuştu: “Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz sözleşmeliliği yeniden hortlatan ve mülakat gibi ucube bir sistemi ilk kez uygulayan bakan olmuştur. Bu öğretmenlerimiz hem KPSS’ye hem mülakata giriyor, 4 yıl sonra kadrolu olabiliyor ama sözleşmeli öğretmenlerin tayin isteyebilmesi için 2 yıl daha çalışmaları gerekiyor. 25 yaşında öğretmen olarak atanan bir kız çocuğu 6 yıl sonra 31 yaşında oluyor, 2-3 yıl daha tayinin gerçekleşmediğini düşünelim, bu öğretmenimizin 33-34 yaşında tayin talebi yerine getirilmiş olacak. Sayın Bakan, kendi çocuğunu düşünsün. Böyle bir sistem içinde kendi çocuğunuzu çakılı kadroda çalıştırmak ister misiniz? Sözleşmeli ve mülakatlı öğretmen alımı kaldırılana kadar mücadelemiz devam edecektir.

Genel Başkan Koncuk, 4/C’li çalışanların kadroya alınmasıyla ilgili attıkları imzanın arkasında durmayan yetkili konfederasyon nedeniyle 2 yıldır bir gelişme sağlanmadığını söyleyerek;

“4/C’lilerin kadroya alınmasına dair toplu sözleşme kararı var. Bakanlardan birisine bu konuda uyarıda bulundum. Kendisi de bana kararda kadroya alınmasına yönelik çalışma yapılacağına dair bir kararın olduğunu söyledi ve çalışmalar sürüyor dedi. Toplu sözleşmede tarih koymadan alınan kararlara imza atanlar sözleşmeli çalışanların ümitleriyle de oynamıştır. 4/C’li kardeşlerimiz 2 yıldır masada alınan kararların uygulanmasını bekliyor. Havacılık tazminatı 2010 tarihinde ödenmeye başlayacak diye karar alınmış ama uygulanmıyor. 20 tane madde imza altına alınmasına rağmen hala uygulanmıyor. Bizi aldatanlara direnmediğimiz sürece başarı elde edemezsiniz. Memurlarımız da aldanmamak adına eğitim almış bir kesimdir. Ama gelinen nokta da ortadadır. “ dedi. 

 

...:: GENEL BAŞKANIN AÇIKLAMALARI İÇİN TIKLAYINIZ ::...