GENEL MERKEZ YÖNETİCİLERİ AKSARAY VE NEVŞEHİR’DEYDİ.

Türk Eğitim-Sen Genel Başkan Yardımcıları M. Yaşar Şahindoğan ve Selahattin Dolğun 18.04.2018 tarihinde Aksaray, 19.04.2018 tarihinde Nevşehir Şubelerinin düzenlediği istişare toplantılarına katıldı. Toplantılarda Aksaray ve Nevşehir Şube Başkanları, şube yönetim kurulu üyeleri, ilçe temsilcileri, işyeri temsilcileri ve üyelerimiz hazır bulundu.

Genel Başkan Yardımcılarımız, Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mazhar Bağlı’yı makamında ziyaret ederek, başarılı çalışmalarının devamını diledi.

Toplantılarda bir konuşma yapan Genel Başkan Yardımcısı M. Yaşar Şahindoğan, Performans sistemi ile ilgili önemli açıklamalar yaptı.  Şahindoğan, “Öğretmenlere performans değerlendirme sistemi, öğretmenlerimizin itibarını sarsacak, öğretmenleri etkisizleştirecek, öğretmenlere psikolojik şiddet aracı olarak kullanılabilecek bir uygulamadır” dedi.

Öğretmen açığının eğitimin kanayan bir yarası olduğuna dikkat çeken Şahindoğan, 109 bin öğretmen açığımız bulunduğunu, buna karşın Türkiye genelinde 63 bin 656 ücretli öğretmen görevlendirmesi yapıldığını kaydetti. Şahindoğan, “Bu öğretmenlerin de 26 bin 276’sı eğitim fakültesi mezunu, 27 bin 56’sı eğitim fakültesi hariç lisans mezunu, 8 bin 398’i ise ön lisans mezunudur. Ücretli öğretmenlik insanlık dışı bir uygulamadır. Bakanlık girdiği ders başına ücret alan, hiçbir güvencesi, hakkı, hukuku olmayan ücretli öğretmenliği adeta bir istihdam modeli haline getirmiştir” dedi.

15 Mayıs’taki yetki süreci ile ilgili de açıklamalar yapan Şahindoğan,  15 Mayıs itibariyle yetkili sendikaların belirleneceğini ifade ederek, “Yetki ehil, mücadeleci, etkili sendikalarda olmalıdır” dedi. 

Toplu Sözleşme döneminde yaşanan rezillikleri hatırlatan, zam oranlarının memurların beklentilerinin çok gerisinde kaldığını ifade eden Şahindoğan, “Bakınız kamu çalışanlarının iş güvencesi tehdit altındadır. Oysa iş güvencesi memurların Cumhuriyet tarihindeki en büyük kazanımlarından birisidir. Bugün geldiğimiz noktada, kamuda çok farklı istihdam türleri bulunduğunu görüyoruz. Öğretmenliği bile yeniden sözleşmeli hale getirdiler. Üstelik öğretmenlerimiz objektif olmayan mülakat yöntemiyle atanmaktadır. Sendikamızın duruşu çok nettir. Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen olarak tüm çalışanların sadece kadrolu olarak istihdam edilmesi ve atamalarda sadece yazılı sınav puanının dikkate alınması gerektiğini ifade ediyoruz. Dolayısıyla bu noktada yapılması gereken iş güvencemize sahip çıkmaktır. İş güvencesi ve daha birçok hakkımızın elimizden alınmaması için ise sağlam, dik duruşlu sendikalara ihtiyaç vardır. Bu minvalde Hükümetin karşısında eli güçlü bir sendika isteyen kamu çalışanların adresi; eğilip, bükülmeyen,  doğruları söyleyen, hak ve hukuk çizgisinden ayrılmayan Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen’dir.” dedi.

Toplantıda bir konuşma yapan Genel Başkan Yardımcısı Selahattin Dolğun da şunları söyledi: “Hükümet 2016 yılında bir KHK çıkararak 4/B'li öğretmen istihdamını yeniden getirdi. Bu sefer yanında bonusu da var. Neydi Bonus? Mülakat. 2016'dan sonra öğretmenler hem sözleşmeli ve mülakatla atanıyor, hem de 6 yıl çakılı olarak çalışıyor. Bu durum insan hakkı ihlalidir.

Sayın İsmet Yılmaz, ‘Biz aile birliğine karşı değiliz, ancak, eşi öğretmenin yanına gelsin, aile birliği sağlansın’ demişti. Diyelim ki; öğretmenin eşi, ASESLAN'da mühendis. Öğretmen de Bitlis'in Ahlat ilçesine atandı. ASELSAN ne yapacak? Aile birliği sağlansın diye, Ahlat'a fabrika mı kuracak?”

Türk Eğitim-Sen’in nöbet görevi ile ilgili 4 ayrı eylem kararı hakkında da açıklamalar yapan Dolğun şöyle konuştu: “Eylem kararı aldığımız konuların hepsinin haklı gerekçeleri var. Bilindiği gibi eylemlerimiz ve mücadelelerimiz neticesinde MEB, nöbet görevine ücret ödemeye başladı. Önceden 2 saat, şimdi ise 3 saat nöbet ücreti ödenmeye başlandıktan sonra Bakanlık bir yönetmelik değişikliği yaptı. Buna göre MEB, öğretmenlere nasıl olsa nöbet ücreti ödüyorum, bu nedenle onlara birden çok nöbet görevi yükleyebilirim mantığı ile hareket ederek, yönetmeliğe, ‘Haftada birden çok nöbet görevi verilir’ şeklinde bir madde ekledi. Buna istinaden kraldan daha çok kralcı olan bazı okul müdürleri de okulda nöbet tutulan yer sayısını artırdılar. Her kata bir nöbetçi yeterken, bunu iki nöbetçiye çıkardılar ve öğretmenlerin üzerinde nöbet zulmü uygulamaya başladılar. Haftada birden çok nöbet tutan arkadaşlarımız var. Ama ücrete gelince, onlara sadece bir nöbete ücret ödeniyor. Türk Eğitim Sen olarak tutulan her bir nöbete ücret ödenmesini istiyoruz.  Bunun için de haftada birden fazla verilen nöbet görevlerini yerine getirmeme kararı aldık.

Nöbet görevi kesintisiz bir uygulama olarak öğretmenlerimize dayatılıyor. Öğretmenlere en temel insani ihtiyaçlarını (beslenme, ibadet, dinleme) karşılamalarına izin verilmiyor, ‘Öğlen tatilinde de okulda nöbet tutacaksınız,’ deniliyor. Bu nedenle de öğle arasında nöbet tutmama kararı aldık.

Bir başka eylem kararımızda, öğretmenlerin mesai saati dışında seminer, kurs gibi angarya görevleri yerine getirmeme eylemidir.  Öğretmenler son dönemde adeta angarya memuru haline getirildi. Öğretmen okula gidiyor, derse giriyor, mesai saatleri dışında hatta akşam saatlerinde kursa, toplantılara katılıyor. Bu ülkede öğretmenden başka devletin memuru yok mu? Türk Eğitim Sen olarak mesai saatleri dışında bu angarya görevleri de yerine getirmeme kararı aldık.

Dördüncü eylem kararımız ise, taşımalı eğitim kapsamında bulunan öğretmenlere uygulanan nöbet görevi ile ilgilidir. Taşımalı eğitim kapsamındaki okullarda hiç görevleri olmadığı halde birçok ek görev nöbetçi öğretmenlere yükleniyor. Nöbetçi öğretmenlerden taşımalı eğitim aracını, şoförü, belgeleri kontrol etmesi, öğrencilerin servise iniş ve binişini kontrol etmesi, öğrencileri tek tek saymasını isteniyor. Sendikamız da 2017-2018 eğitim-öğretim yılının sonuna kadar bu eylem kararlarını uygulama kararı almıştır.  Bu aldığımız eylem kararları ile ilgili başarı sağlayacağımızı düşünüyoruz.”