GENEL BAŞKAN YARDIMCILARI ZONGULDAK, DÜZCE VE BOLU’DAYDI.

Genel Başkan Yardımcıları Cengiz Kocakaplan ve Selahattin Dolğun, 25 Nisan tarihinde Zonguldak, 26 Nisan tarihinde Düzce, 27 Nisan tarihinde de Bolu’da istişare toplantılarına katıldı. Toplantılarda Zonguldak, Düzce ve Bolu Şube Başkanları, şube yönetim kurulu üyeleri, ilçe ve işyeri temsilcileri, şube kadın komisyonu üyeleri ile üyelerimiz katıldı.

Ayrıca Genel Başkan Yardımcılarımız, “Öğretmenime Dokunma” temalı kokart eylemi kapsamında Düzce’de yakalarına kokartlarını taktılar. Daha sonra sendika üyesi öğretmenlere de kokartları takıldı.

Genel Başkan Yardımcıları, Alaplı İlçe Temsilciliği’nin yeni hizmet binasının açılışını da yaptı. Açılışta Alaplı kaymakamı Sayın Sami ESKİOĞLU, Gümeli Belediye Başkanı Ahmet SAYDAM, İlçe Milli Eğitim Müdürü Cevat ÇEVİK, Zonguldak Şube Başkanı Şahin ÖREN ve yönetim kurulu üyeleri de hazır bulundu. Katılımcılar İlçe temsilcisi Soner Arslanoğlu ve yönetim kurulunu başarılı çalışmalarından ötürü tebrik ettiler,

Toplantılarda konuşma yapan Genel Başkan Yardımcısı Selahattin Dolğun, Türk Eğitim-Sen’in nöbet ile ilgili aldığı eylem kararlarına değindi. Dolğun şunları söyledi: “Bilindiği gibi iki yıl önce nöbet tutmama eylem kararı almıştık. O dönemde birçok kişi nöbete ücret mi verilir diyordu. Ama bugün herkes öğretmen arkadaşlarımızın nöbet tuttuklarında ücretlerini aldığını gördü. Bu kazanım, Türk Eğitim-Sen’in girişimleri sayesinde oldu. Yine 13 Mart 2018 tarihinde 4 ayrı konuda nöbet tutmama eylem kararı aldık. Bazı okullarda öğretmenlere haftada iki ya da üç kere nöbet tutmasına rağmen sadece bir kez nöbet ücreti ödenmektedir. Dolayısıyla ilk eylem kararımız buna yöneliktir. İkinci eylem kararımız ise tam gün okullarda öğretmenlerimizin öğle arasında da nöbet tutmasına ilişkindir. Bu durum öğretmenlerin dinlenme, beslenme, ibadet haklarının engellenmesi demektir. Bundan dolayı da öğle arasında nöbet tutmama kararı aldık. Üçüncü eylem kararımız öğretmen arkadaşlarımıza kurs, seminer, hizmet içi eğitim gibi angarya işlerin mesai saatleri dışında verilmesi hakkındadır. Biz mesai saatleri dışında bu etkinliklere katılmayacağımızı ifade ettik. Nöbetçi olan öğretmen arkadaşlarımıza okul servislerini kontrol görevi de verilmektedir. Bu işler öğretmenlerimizin görevleri arasında değildir. Dolayısıyla 2017-2018 eğitim-öğretim yılının sonuna kadar 4 aşrı konuda nöbet tutmama eylem kararı aldık. Bu süreçte sendikamız öğretmenlerimize de her türlü hukuki desteği verecektir.”

25 Nisan-18 Mayıs 2018 tarihleri arasında eğitim kurumlarının norm kadrolarının güncellenmeye başlandığını kaydeden Dolğun, “ ‘Bu tarihler arasında normlarınıza sahip çıkın’ dedik. Hatta Genel Merkez olarak kayıtlı olan kişilere sms yolu ile ulaştık. Branş branş normların nasıl hesap edileceğini anlattık, milli eğitim müdürlüklerimizin yanlış yapmamaları için takip edilmesini istedik. Çünkü öğretmen arkadaşlarımız normlar güncellendikten sonra haksızlığa uğradıklarını ifade ediyorlar” diye konuştu.

Performans değerlendirme sistemi ile ilgili açıklama da yapan Dolğun, “Performans sistemine amasız, fakatsız, lakinsiz karşıyız. Performans değerlendirme sisteminden 24 Haziran Genel Seçimleri öncesinde vazgeçildiğinin açıklanmasını talep ediyoruz. Düşünün bir öğrenci öğretmenine not verecek. Okula bir kez bile uğramayan, veli toplantısına katılmayan veliler öğretmenlere not verecek. Öğretmen arkadaşlarımız da birbirini değerlendirecek. Torpille iş başına gelen, biat kültüründen beslenen yöneticiler de öğretmenleri değerlendirecek. Tüm bu değerlendirmeler sonucunda okullarda iş barışı bozulur, huzursuzluklar yaşanır, bu sistem öğretmenlere psikolojik şiddetin aracı haline gelir, öğretmenlerin itibarları azalır, öğretmenlere şiddet vakaları artar. Dolayısıyla bu sistemin hangi ucundan tutup olumlu yönünü bulalım?

Bilindiği gibi 12 pilot ilde performans değerlendirilmesi yapıldı. O dönemde ‘meslektaşına puan vermiyorum’ eylem kararı almıştık. Bu kararımız bakidir. Şayet bu uygulama hayata geçerse, eylem kararımızı sürdürürüz ve her türlü demokratik ve hukuki tepkimizi ortaya koyarız. O dönemde bir sendika ‘meslektaşıma 100 puan veriyorum’ şeklinde gülünç bir eylem kararı aldı. Bu, performans uygulamasını kabul ediyorum demektir. Bu sene 100 verirsin, seneye 90 puan veririsin, 80 puan verirsin ama uygulama hayata geçmiş olur.”

Türk Eğitim-Sen kokart eylemi hakkında da açıklama yapan Dolğun, “Öğrencilerinin ve velilerin saldırıları sonucunda hayatını kaybeden öğretmenlerimiz oldu. Onlar öğrencilerine sadece okuma-yazma, matematik, fizik, kimya, biyoloji öğretmiyor; aynı zamanda öğrencilerinin ahlaklı, erdemli, iyi insanlar olması için de emek veriyorlardı. Ancak yapılan saldırılarla hayatlarını kaybettiler. Yine binlerce öğretmenimiz öğrenci ve yakınları tarafından fiziki, psikolojik ve sözlü şiddete maruz kalıyor. Eğitimciler sustukça maalesef saldırılar artarak devam ediyor. Biz de Türk Eğitim-Sen olarak şiddete dur demek için öğretmenime dokunma sloganıyla kokart kampanyası başlattık. Öğretmene yönelik şiddete karşı ivedilikle tedbir alınmasını istiyoruz.”

Daha sonra kürsüye Genel Başkan Yardımcısı Cengiz Kocakaplan geldi. Türk Eğitim-Sen’in Türk memur sendikacılığının kutup yıldızı olduğunu söyleyen Kocakaplan, “Türk Eğitim-Sen bir markadır. Bu markada ay yıldızlı al bayrağımız, andımız, istiklal marşımız, Cumhuriyetimizin kurucusu büyük önder Atatürk vardır. Bu değerlerle problemi olanlar ile sendikamızın da problemi vardır. Bu değerleri baş tacı etmeyenleri, bayram törenlerinde dahi Atatürk’ün isminin anılmasına tahammül edemeyenleri şiddetle kınıyorum” dedi.

Türk Eğitim-Sen’in yüzde 100 yerli ve milli sivil toplum kuruluşu olduğuna dikkat çeken Kocakaplan, “Türk Eğitim-Sen, siyasi iktidarlarla yürüyerek büyüyen değil, eğitim çalışanları ile yürüyerek büyüyen bir sendikadır. Gururla ‘Ne mutlu Türküm diyene’ diyebilenlerin sendikasıdır.” dedi.

Teşkilatımızın her geçen gün daha da büyüdüğünü söyleyen Kocakaplan, şunları söyledi: “Yetki, bir sendika için çok önemlidir. Çünkü yetkili olduğunuz zaman kanunlardan aldığınız gücü kullanırsınız ve toplu sözleşme masası ve Kurum İdari Kurulu gibi birtakım platformlarda kamu çalışanlarını temsil etme hakkına sahip olursunuz. Türk Eğitim-Sen kuruluş ilkeleri, genel amaçları ve çalışma yöntemleri bakımından zaten büyük bir sendikadır. Temmuz ayında Çalışma Bakanlığı’nın açıklayacağı istatistiksel büyüklük, Türk Eğitim-Sen’in büyüklüğünü ya da küçüklüğünü göstermez. Türk Eğitim-Sen zaten büyük doğmuştur. Sendikamızın istatistiklere büyük olarak yansıması yani yetkili olması ile Türk milli eğitimine hizmet eden ve her şeyin en iyisine layık olan eğitim çalışanları kazanır. Gerçek sendikacılık her şart ve durum altınsa çalışanların yanında olmaktır. Türk Eğitim Sen olarak hep haklıdan yana olduk. Güç merkezi neresidir, bu işe birileri ne der diye düşünmedik. Bugüne kadar üyelerimiz bizi mahcup etmedi, biz de üyelerimizi mahcup etmemek için gece gündüz çalışıyoruz. Başınızı öne eğdirmedik, eğdirmeyeceğiz.”

Toplu sözleşmelerde yaşanan rezillikleri gündeme getiren Kocakaplan şöyle konuştu: “Maalesef  kamu çalışanları bir sarı sendikayı farklı saiklerle yetkili sendika yaptı. Bilindiği gibi 2010 yılındaki referandumdan sonra Toplu Sözleşme Kanunu’na geçildi. İlk toplu sözleşmeyi de 2012 yılında gerçekleştirdik. Hükümet kanadı toplu sözleşme masasına komik yüzdelik artışlarla geldi. İş bırakma eylemleri yapalım, masada elimiz güçlensin dedik sarı sendika yanaşmadı, KGHH’ne temsilcilerimizi göndermeyelim dedik. Gönderdiler kurulu çalıştırdılar. Yetkili sendika adına Kamu Görevlileri Hakem Heyetinde bulunan akademisyen üye, kamu çalışanlarına yüzde 3+3 sefalet artışına evet oyu verdi. Ne yazık ki tüm toplu sözleşmelerde kamu çalışanlarını satan bir yetkili sendika ile karşı karşıyayız.

2013 yılına gelindiğinde 2014-2015 yıllarını kapsayan toplu sözleşme yapıldı. Bu dönemde de sendikal mücadeledeki en hızlı toplu sözleşme yapıldı. Toplu sözleşmenin bitmesine 23 gün kala yetkili sendikanın genel başkanı 123 TL’lik seyyanen zamma imza atarak kamu çalışanlarını sattı. Dolayısı ile katsayıya bağlı olan ek ders, aile yardımı, çocuk yardımı vs. bir çok kalemde artış olmadı. Bırakın bütçeden ayrılan payı artırmayı, hükümetin kamu çalışanlarına vermek için ayırdığı paranın bile altında bir toplu sözleşmeye imza attılar. Kamu çalışanlarını masada satan bu genel başkan ilk genel seçimlerde ödül olarak milletvekili yapıldı. 2015 yılındaki toplu sözleşmede de yetkili sendikanın acemi genel başkanı toplu sözleşme masasında sendikacılığa ve hukuka aykırı olarak, 2013 yılında imzalanan toplu sözleşmedeki enflasyon farkı maddesini değiştirerek tarihe geçti. O sözleşmeyi bir ortaokul öğrencisinin önüne koysanız, bu maddenin burada ne işi var, biz 2016 ve 2017 için toplanmadık mı diye sorar. Ancak  Kamu çalışanları 2015 yılında yüzde 2.71 enflasyon farkı alacak iken, beceriksiz acemi konfederasyon başkanının attığı imza sonucunda binde 91 enflasyon farkı aldı. Yüzde 1.71 cebimizden çalındı. Atılan bu satış imzası ile en düşük ücret alan bir memur arkadaşımızın cebinden 37 TL, Öğretmen arkadaşımızın cebinden 48 TL, bir profesörün cebinden 115 TL çalındı. Yazıklar olsun. 2017 yılında da toplu sözleşme masasını tiyatro sahnesine dönüştürdüler. Hükümetin ilk teklifine Yüzde 4, 5’lik ilave olmaz ise görüşmelere kapalıyız dediler, daha sonra bu teklif elimize kalemi verdi ama mürekkebi yok dediler, binde 5’lik artışla toplu sözleşmeyi imzaladılar. Türkiye Kamu-Sen’in yetkili olduğu toplu görüşme döneminde, 7 yıl  içinde hükümetin masaya getirdiği tekliflerin kümülatif toplamı yüzde 66.96 Türkiye Kamu-Sen’in kazanımı yüzde 219.58. Memur-Sen’in yetkili olduğu dönemde hükümetin getirdiği tekliflerin kümülatif oranı yüzde 65.51 Memur-Sen’in kazanımı ise yüzde 102.93 Dolayısıyla Türkiye Kamu-Sen, toplu görüşme sürecinde bile rüştünü ispat etmiş bir konfederasyondur. Yetkinin ehil ellere geçmesi için çalışmalıyız. Türk memuru böyle temsil edilmeyi hak etmiyor.”

Milli Eğitim Bakanlığı yaptığı uygulamalarla “Mutsuz Etme Bakanlığı” veya “Mağdur Etme Bakanlığı” haline dönüşmüştür. Yönetici atamada yaşanan sıkıntıları biliyoruz. Milli Eğitim Bakanı pırlanta gibi eğitim sistemimiz var diyor. Cumhurbaşkanımız ise bakanı tekzip edercesine “iki konuda başarısız olduk, biri eğitim diğeri kültür” Diyor.  Pembe tablo çizmenin anlamı yok. Eğitim çalışanları mutsuz ve huzursuz. Öncelikli problemin çözüm noktası liyakat ve ehliyete göre yönetici atamadır. Mülakat demek torpil, adam kayırma demektir. Adaletin olmadığı yerde zulüm olur.

Bir düşünür, ‘Devletin en değerli ziyneti adaletidir.” Diyor. MEB’de adil bir yönetim olduğunu söyleyen beri gelsin. Şu sıralarda yönetici atama için mülakatlar yapılıyor. Komisyonlar tek tip zihniyetin ürünü ve çekirdek çitler gibi kul hakkı yeniliyor. Kul hakkı yiyenler için yaşasın cehennem. Bu rezaletlerin sona ermesi için tüm eğitim çalışanları sendikal tercihlerini doğru yapmalı Türk Eğitim Sen’i seçmelidir.

Türk Eğitim-Sen’in sözleşmeli öğretmenlerin kadroya alınması için başlattığı imza kampanyasına değinen Kocakaplan şöyle konuştu: “Öğretmenliğin, ücretli, sözleşmeli veya kadrolu ayrılması diye bir şey olmaz. Öğretmenlik bir kariyer ve uzmanlık mesleğidir. Öğretmenlerin tamamının kadrolu olarak atanması gerekiyor. Türk Eğitim Sen Genel Merkezi olarak 2005 yılında başlayan sözleşmeli öğretmenlik atama girişimine o gün karşı çıktık,  bugün de karşı çıkıyoruz. Hatırlarsanız, 2005 yılında kısmı zamanlı öğreticilik adıyla öğretmen istihdamına başlandı. Bu arkadaşlarımız 10 ay çalışıyor 2 ay ücretsiz izne çıkarılıyordu. Hiç kimse, Türk Eğitim Sen’den başka hiç bir sendika tehlikenin farkına varmadı. Yine Türk Eğitim Sen sahneye çıktı, ilgili mevzuatı yargıya taşıdı ve bu ucube öğretmen görevlendirme sistemini iptal ettirdi. Daha sonra siyasi iktidar 4/B sözleşmeli öğretmenliği getirdi. Buna da biz sözleşmeli öğretmenlik istemiyoruz diyerek itiraz ettik. 2011 yılında bir seçim arifesinde bugün de iktidarda bulunan siyasi parti hükümeti sözleşmeli öğretmenliği iptal etti ve hepsini kadroya geçirdi. Daha sonra sözleşmeli öğretmenlik acımasız bir şekilde yeniden hortlatıldı. Sözleşmeli öğretmenler 6 yıl tayin isteyemiyor. Bekar öğretmenlerimiz evlenemiyor, evli olanların yuvası yıkılıyor. Mahrumiyet bölgelerinde öğretmen tutmanın yolu onları esir etmek değil, teşvik etmektir. Hatırlarsanız sendikamızın bir önerisi vardı. Mahrumiyet bölgelerinde görev yapan öğretmenlere zorunlu hizmet tazminatı ödemesi yapılmasını talep etmiştik. Sendikamızın önerisi hayat geçerse öğretmenler orada kalır.

Türk Eğitim Sen olarak sözleşmeli öğretmenliğin iptal edilmesi ve bütün sözleşmeli öğretmenlerin kadroya alınması, atamaların kadro ile yapılması konusunda imza kampanyası başlatıyoruz. Tüm öğretmenler kadrolu, KPSS puan üstünlüğüne göre atanmalıdır. Mülakata da şiddetle karşıyız. Sözleşmeli öğretmenlerimizin bir mesajı var, ‘Eğer kadro yoksa oy da yok’ diyorlar. Buradan siyasi iktidarı bir kez daha uyarıyorum. Bu ucube sistemden vazgeçmelerini öneriyorum.”

Değerler eğitimi adına farklı cemiyet, vakıf, dernek v.b. kuruluşlardan insanların okullara getirildiğine vurgu yapan Kocakaplan, “Bu vakıfların, cemiyetlerin, derneklerin okullarda ne işi var? MEB 900 bine yakın öğretmen içinde değerler eğitimi verebilecek yetkinlikte öğretmen bulamadı mı? 15 temmuzda yaşadığımız hain darbe ve işgal hareketinden ders almadınız mı? Bu ülkenin Fetö tecrübesi olduğu unutulmamalıdır. Dolayısıyla Milli Eğitim Bakanlığı aklını başına almalıdır. Yaptığı bütün protokolleri iptal etmeli, değerler eğitimi MEB’in kadrolu öğretmenleri tarafından verilmelidir.”