GENEL BAŞKAN: “TARTIŞILMASI GEREKEN İLKSAN’IN DAHA NASIL İŞLEVSEL HALE GETİRİLECEĞİDİR.”

GENEL BAŞKAN: “TARTIŞILMASI GEREKEN İLKSAN’IN DAHA NASIL İŞLEVSEL HALE GETİRİLECEĞİDİR.”

Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı Talip Geylan, Genel Başkan Yardımcısı Seyit Ali Kaplan ile birlikte 20-21 Nisan tarihleri arasında İlksan 8. Dönem 2. Olağan Temsilciler Kurulu toplantısına katıldı. Antalya’da yapılan toplantıda İlksan Yönetim Kurulu Başkanı Tuncer Yılmaz,  İlksan Yönetim Kurulu Üyeleri, Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Cumali Demirtaş, Teç-Sen, Eğitim-İş ve Eğitim-Sen temsilcileri katıldı.

Toplantı; Ulu Öder Atatürk, silah arkadaşları, eğitim şehitlerimiz ve tüm şehitlerimizin anısına 1 dakikalık saygı duruşu ve İstiklal Marşımızın okunması ile başladı. Daha sonra İlksan Yönetim Kurulu Başkanı Tuncer Yılmaz açılış konuşması yaptı.

Bireysel emeklilik ve özel sigortacılık sistemlerinin devlet tarafından teşvik edildiği günümüzde İlksan’ın kapatılmasından ziyade, ‘Bu kuruluşu nasıl daha işlevsel hale getirebiliriz?’ hususunun tartışılmasının daha anlamlı olduğunu düşünüyoruz.

Bir konuşma yapan Genel Başkan Talip Geylan sözlerine İlksan Yönetim Kurulu Başkanı Tuncer Yılmaz başta olmak üzere İlksan yönetim ve denetleme kurulu üyelerini başarılı çalışmalarından dolayı kutlayarak başladı. İlksan Yönetim ve Denetleme Kuruluna şeffaf ve adil çalışmaları, İlksan üyelerinin hak ve menfaatlerini en iyi şekilde temsil etmelerinden dolayı teşekkürlerini ileten Geylan şunları söyledi: “Sayın Müsteşar Yardımcısı konuşmasında İlksan’ın çalkantılı dönemlerinden bahsetti. Bilinsin ki o çalkantılı dönemler, Türk Eğitim-Sen’den önceki dönemlerdi. Hamdolsun 1996 yılından itibaren Türk Eğitim-Sen delegelerinin iradesiyle İlksan’da yönetime dahil olan eğitim çalışanları her dönem yüzümüzü ağarttılar. Türk Eğitim-Sen 1996 yılında 3 milyon TL borçla sandığı devraldı. Bugün gelinen noktada ise İlksan, 1 milyar 254 milyon nakit varlığa sahiptir. Bu varlığı yüzde 78’i de yardım olarak üyelerin cebinde bulunuyor. Bildiğiniz gibi İlksan, üyelerine, evlenme, cenaze doğum v.b. birçok yardımda bulunuyor. 2017 yılındaki toplam aidat gelirinin yüzde 40 fazlası üyelerine sosyal yardım olarak aktarılmıştır. İşte tüm bunlar, yönetim başarısının somut göstergesidir.”

Toplantıya yetkili sendikanın katılmamasını eleştiren Geylan, “Hizmet kolumuzda sözde yetkili olan sendika bu toplantıya katılmadı. Hatırlarsanız 2012 yılında aynı sendikanın genel başkanı bu kürsüde ‘2013 yılında hesaplaşacağız’ diyerek, racon kesmişti. 2013 yılında yapılan temsilci seçimlerine milletvekilleri, belediye başkanları, parti il ve ilçe başkanları, il ve ilçe milli eğitim müdürleri dahi müdahil olmuştu. Üye sayıları bizden fazla olmasına rağmen ancak 44 delege çıkarabilmişlerdi. Türk Eğitim-Sen ise 133 delege çıkarmıştı. Özgür irade söz konusu olunca milletvekili, bürokrat, belediye başkanı baskısı fayda etmiyor. Eğitimciler, bir şekilde esir alınarak üyesi olduğu sendikanın delegelerine oy vermedi, başka sendikanın delegelerine oy verdi. 2016 yılında da minderden kaçtılar, seçimde hezimete uğrayacaklarını anlayınca ‘Seçimleri boykot ediyoruz’ dediler. Yani arazi olmanın adını boykot koydular. Bugün de İlksan 8. Dönem 2. Olağan Temsilciler Kurulu Toplantısı’na katılmadılar. 253 bin eğitim çalışanının üye olduğu bir sandığın toplantısına temsilci göndermemek ayıptır. Sözde yetkili sendikayı kınıyorum. Bu toplantıya kayıtsız kalamazsınız. Sağda solda dedikodu yapacağınıza, eğitim çalışanlarının yönettiği bir kurumu iftiralarla karalayacağınıza gelin işin merkezinde konuşun. Tabi yüreğiniz yetiyorsa.” diye konuştu.

 

İlksan’ın kapatılma tartışmalarına da değinen Geylan şöyle konuştu: “Türk Eğitim-Sen olarak İlksan’ın kapatılıp kapatılmaması bizim meselemiz değildir. İlksan var olduğu müddetçe eğitim çalışanlarının kazanımlarına sahip çıkacağız. Bireysel emeklilik ve özel sigortacılık sistemlerinin devlet tarafından teşvik edildiği günümüzde İlksan’ın kapatılmasından ziyade, ‘Bu kuruluşu nasıl daha işlevsel hale getirebiliriz?’ hususunun tartışılmasının daha anlamlı olduğunu düşünüyoruz. Bizi temsil eden arkadaşlarımıza kefiliz. Bundan sonra da Türk Eğitim-Sen olarak üzerimize düşen sorumluluğu yerine getirmeye hazırız.”

MEB yetkilileri bilmelidir ki; öğretmenlere performans değerlendirme sistemi getirilmesi,    öğretmenlerin itibarını ayaklar altına alacaktır. Öğrenci ve veli tarafından psikolojik şiddetin mekanizması haline gelecektir.

Öğretmenlere getirilmek istenen performans sistemi ile ilgili açıklamalar yapan Geylan, performans değerlendirme sisteminin Demoklesin kılıcı gibi eğitim çalışanlarını tepesinde durduğunu söyledi. Türk Eğitim-Sen’in bu sisteme karşı olduğunu kaydeden Geylan, performans uygulamasına geçmesi durumunda her türlü hukuki ve demokratik haklarını kullanacaklarını bildirdi. 26 Şubat tarihinde Öğretmen Yetiştirme Genel Müdürü Semih Aktekin’ın Türk Eğitim-Sen’i ziyaret ederek, yönetmelik taslağı hakkında bilgilendirmede bulunduğunu söyleyen Geylan, “Biz bu ziyarette performans sistemi ile ilgili görüşlerimizi ifade ettik, daha sonra hazırladığımız raporu Milli Eğitim Bakanlığı’na gönderdik. Bu sistemin çalışma huzurunu bozacağını ve öğretmenlerin itibarını sarsacağını düşünüyoruz. Taslakta okul müdürünün öğretmenleri değerlendirmesi yer alıyor. Okullarda görev yapan idarecilerin büyük çoğunluğu ehliyet ve liyakata göre tayin edilmemiş; torpille iş başına getirilmiştir. Objektif tutum takınmaktan imtina eden yöneticiler bulunmaktadır. Dolayısıyla bu yöneticilerin öğretmenin performansını ehliyet ve liyakat ilkeleri ölçüsünde değerlendirmesini kim bekleyebilir?

Zümre öğretmenleri ve diğer öğretmenlerin de meslektaşlarını değerlendirmesi büyük handikaptır. Bu; öğretmenleri yarıştıracak, duygusal kopuşlara neden olacak bir zemin hazırlar. Böylesi bir durum da işyerlerimizde çalışma huzurunu bozacaktır.  

Velilerin öğretmenleri değerlendirmesi ise başlı başına trajikomik bir durumdur. Yıl içerisinde çocuğunun okuluna bir kere bile gitmeyen, öğretmenlerin birçoğunun adını dahi bilmeyen veli nasıl değerlendirme yapacak? Art niyetli, başka saiklerle öğretmene yaklaşan veli profilini bir yere koyuyorum. İyi niyetli düşünsek bile velinin öğretmeni değerlendirmesi nahoş olaylara yol açacaktır. Üstelik öğretmen performansını sınıfta sergiler. Velinin öğretmenleri sınıfta gözlemleme imkanı yok ki. Nasıl değerlendirecek?

Öğrencilerin öğretmenleri değerlendirmesine gelince; öğretmen not verendir, not verilen değil. Hatırlarsanız geçtiğimiz Ekim ayında 12 ilde pilot uygulama yapılmıştı. Ancak öğrencilerin tehdit ve hakaret içerikli paylaşımlarının ardından Bakanlık sistemi iki gün içinde kapatmıştı. Bugüne gelindiğinde MEB’in bu uygulamadan vazgeçmediğini üzülerek gördük. MEB yetkilileri bilmelidir ki; öğretmenlere performans değerlendirme sistemi getirilmesi,    öğretmenlerin itibarını ayaklar altına alacaktır. Öğrenci ve veli tarafından psikolojik şiddetin mekanizması haline gelecektir. Türk Eğitim-Sen olarak konuyla ilgili eylem kararı aldık. 26 Şubat’tan beri eylemlilik sürecindeyiz. Dilerim Milli Eğitim Bakanlığı eğitim çalışanlarının neredeyse tamamının hemfikir olduğu bu konuda geri adım atar. Şayet bu uygulama hayata geçerse, her türlü hukuki ve demokratik hakkımızı kullanacağız. Bu uygulamaya geçit vermeyeceğiz” diye konuştu.

Devlet mahrumiyet tazminatı uygulamasını hayata geçirirse zorunlu hizmet bölgelerindeki öğretmen sıkıntısı çözülür. Dünyanın 16. büyük ekonomisi olduğumuzu söylüyoruz, milli gelire ayrılan payın artmasıyla övünüyoruz. Madem öyle, bu pastadan çalışanlarımız da payını alsın.

Öğretmen atamaları için 8 Mayıs tarihine kadar mülakat sürecinin devam ettiğini hatırlatan Geylan, sözleşmeli ve mülakatlı öğretmen alımına karşı olduklarını bir kez daha yineledi. Geylan, “2005 yılında 4/C statüsünde kısmi zamanlı geçici sözleşmeli öğreticiliği getirdiler. Türk Eğitim-Sen o dönemde konuyu yargıya taşıdı. Yargı da, ‘Öğretmenlik tam zamanlı yapılması gereken uzmanlık mesleğidir.’ dedi ve kısmi zamanlı geçici sözleşmeli öğreticiliği  iptal etti. Bunun üzerine Hükümet bu öğretmenleri 4/B statüsüne geçirdi. Türk Eğitim-Sen olarak sözleşmeli öğretmenliğin iptali için dava açtık, onlarca basın açıklaması ve eylem yaptık. 2011 yılına gelindiğinde o zamanki muhalefet partileri MHP ve CHP seçim beyannamelerinde sözleşmeli memur istihdamını kaldıracağını söylediler. Bunun üzerine seçimlere kısa bir süre kala, Adalet ve Kalkınma Partisi Hükümeti, 230 bin civarında 4/B’li memuru kadroya geçirdi. Kadroya alınanların 68 bini de öğretmendi. Aynı iktidar 2016 yılında KHK yayınlayarak, yeniden sözleşmeli öğretmen alımını getirdi. Bu kez yanında bonusu da geldi. Neydi bonusu? Mülakattı. Üstelik sözleşmeli öğretmenler 6 yıl çakılı çalışacak.  Sözleşmeli öğretmenlerin tayin hakları yok, eş durumundan mazeret hakkı yok. Milli Eğitim Bakanı Sayın İsmet Yılmaz, mahrumiyet bölgelerinde öğretmen istikrarını sağlamak için bu uygulamayı hayata geçirdiklerini söylemişti. Türk Eğitim-Sen olarak, ‘Mahrumiyet bölgelerinde istikrarı sağlamak için öğretmenleri esir değil, teşvik edelim. Mahrumiyet derecesine göre 1 brüt asgari ücret ile 2 brüt asgari ücret arasında değişen miktarlarda zorunlu hizmet tazminatı ödeyelim’ demiştik.

Devlet mahrumiyet tazminatı uygulamasını hayata geçirirse zorunlu hizmet bölgelerindeki öğretmen sıkıntısı çözülür. Dünyanın 16. büyük ekonomisi olduğumuzu söylüyoruz, milli gelirimizin artmasıyla övünüyoruz. Madem öyle, bu pastadan çalışanlarımız da payını alsın. Devletimiz, mahrumiyet bölgelerinde görev yapacak öğretmenlerin teşvikini sağlayacak güce muktedir değil midir?”

Eş durumu mağduriyeti yaşandığına, ailelerin parçalandığına dikkat çeken Geylan, Anayasa’nın amir hükmünün yerine getirilmesini istedi. Geylan, “Anayasanın amir hükmü aile birliğinin sağlanması noktasında yükümlülük veriyor. Yetkililere sesleniyorum: Anayasanın amir hükmünü yerine getirin” dedi.

Geylan sözlerini şöyle sürdürdü: “Sayın Bakan, ‘Sözleşmeli öğretmenlerin aile birliğine karşı değiliz, sağlanması için gereken yapılır, eşi öğretmenin yanına gelsin’ demişti. Bu nasıl mümkün olacak? Alanya’daki Ananas Otel’de çalışan bir kişi, eşinin tayini Tunceli’ye çıkarsa ne yapacak? Tunceli’ye Ananas Otel mi açılacak? Bu komik bir yaklaşımdır.”

Milli Eğitim Bakanlığı’nın öğretmenleri, değerler eğitimini verecek o niyete, şevke, birikime sahiptir.

Okullarda verilen değerler eğitimini desteklediklerini ancak bu eğitimleri veren kişilerin birtakım vakıf, cemiyet, derneklerden getirildiğini söyleyen Geylan şunları söyledi: “Değerler eğitimi adı altında okullara ne idügü belirsiz cemiyet, vakıf, derneklerden insanlar geliyor. MEB’in değerler eğitimi hassasiyetini olumlu buluyoruz, destekliyoruz ama MEB bu konuda kendi öğretmenlerine güvenmelidir. Milli Eğitim Bakanlığı’nın öğretmenleri değerler eğitimini verecek niyete, şevke, birikime sahiptir. Bu ülkenin Fetö tecrübesi olmuştur. Tüm bunlardan ders çıkarmak gerekir. Sosyal, siyasal, ideolojik grupları okullara sokmayalım.”