GENEL BAŞKAN GEYLAN: “DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI GÖREVİNİN GEREĞİNİ YAPIYOR.”

Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı Talip Geylan, Diyanet İşleri Ali Erbaş’ın İslam’ın temel ilkesi doğrultusunda Cuma günü hutbede;  “Neslin, ailenin, nesebin ve sağlığın korunması”  ifadelerinin Ankara Barosu başta olmak üzere bazı kurumlar tarafından saptırılmasına sert tepki gösterdi. İslam’ın emir ve yasaklarını ifade ettiği için Diyanet İşleri Başkanlığı’na söz söyleyemeyeceklerini ifade eden Genel Başkan Geylan, “Diyanet İşleri Başkanlığı’nın talimatıyla hazırlanmış olan hutbede inancımız neyi gerektiriyorsa onlar ifade edilmiş.” dedi.

Genel Başkan açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

“Akıl tutulması bir hastalıktır. Bu hastalık da aynen koronavirüs gibi cinsiyet, sınıf, siyasi görüş ayrımı yapmıyor. Herkese bulaşabiliyor.

Bu hafta Cuma Hutbesi’nde, İslam’ın temel ilkeleri doğrultusunda; Müslümanlara telkin ve tavsiyelerde bulunuluyor.

Fakat başta Ankara Barosu olmak üzere bazıları ayağa kalkıyor: Bu hutbe ile “İnsanlığın bir kesimini nefretle aşağılayıp kitlelere hedef gösterilmekte” imiş ve bu konuşmanın etkisiyle “halk ellerinde meşalelerle meydanlarda 'cadı' diye kadın yakmaya” koşacakmış!

YUH! Diyorum…

Bu topraklar asırlardır Müslümanlar tarafından yönetiliyor. Hutbede dile getirilen hususlar da 24 Nisan Cuma günü nüzul olmadı!

Bırakın asırları, Ankara Barosu’nun bu açıklamasını yazanlar, bu toplumda hayatları boyunca kaç tane cadı avına şahit olmuşlardır?

Bu söylem, öncelikle Türk toplumuna hakarettir.

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın talimatıyla hazırlanmış olan hutbede inancımız neyi gerektiriyorsa onlar ifade edilmiş.

Ne söylenmiş:

“Ey insanlar! İslam sarhoşluk verici ve uyuşturucu maddelerin içilmesini haram kılıyor.”

Yalan mı?

“Ey insanlar! İslam zinayı en büyük haramlardan kabul ediyor. Lûtîliği, eşcinselliği lanetliyor. Nedir bunun hikmeti. Hastalıkları beraberinde getirmesi ve nesli çürütmesidir.”

Yanlış mı? İslam bunları emretmiyor mu?

Bunları eleştirenler (Müslüman olmayanları tenzih ederek söylüyorum), ya dar ideolojik pencerelerinden bakanlardır ya da Müslüman oldukları halde inancımızın gereklerinden bihaber olanlardır.

Ankara Barosu’nun açıklamasını yazanlar, aynı hutbede ifade edilen onlarca tavsiyeye neden gözünü çevirmez acaba?

Mesela;

“Ramazan, oruç ayıdır. Orucun insana sabır ve merhameti, topluma metanet ve kardeşliği öğrettiği aydır.”

“Oruç, insana maddi arzuların esiri olmamayı, Allah’ın sınırlarına riayet etmeyi öğretir.”

“Ey insanlar! Sağlığımıza zarar veren şeylerden uzak duralım.”

“İslam, temizliği imanın yarısı saymaktadır”

“İnsan atıklarla, çöplerle, israfla, çevreyi kirleterek, hayvanlara eziyet ederek, ormanları yakarak yeryüzünü tahrip etmeyi sürdürüyor.”

“Hz. Muhammed (sav) yeryüzünde iyilik egemen oluncaya kadar yardımlaşmayı, dayanışmayı, zekatı, infakı, adaleti, ihsanı, yakınlara bakmayı emrediyor.”

Gibi daha onlarca öneri ve ikaza diyecek sözleri yok mudur acaba?

Tamam kişileri sevmeyebilirsiniz, eleştirebilirsiniz, hatta öfkenizi dile getirebilirsiniz.

Ancak ayarsız ifadelerinizin topyekün bir inancı ya da inananları rencide edebileceğini de göreceksiniz.

Size hitap etmeyebilir, ama fütursuzca saldırdıklarınız, İslam inancına sadakat gösterenlerin iman ettikleridir.

Çok şey söylemeye hakkınız olabilir; ama İslam’ın emir ve yasaklarını ifade ettiği için Diyanet İşleri Başkanlığı’na söz söy-le-ye-mez-si-niz!”