ARAŞTIRMA GÖREVLİLERİNİN MAAŞLARIYLA OYNAMAYIN..!
      Konunun gelişme seyri, basından öğrenebildiğimiz kadarıyla şu şekilde:  
      Bundan iki yıl kadar önce, Hükûmet, Üniversitelerin Öğretim Görevlisi, Okutman, Uzman ve Araştırma Görevlisi kadrolarına atamalarda YÖK’ü devreden çıkararak doğrudan hükümet izin vermediği sürece atama yapılamıyacağı şeklinde bir genelge yayınlamış ve buna karşılık YÖK’ün Danıştay’a dâva açarak yürütmeyi durdurması üzerine bu defa da Başbakanlık, yeni bir genelge ile YÖK’ün atama işlemlerini dondurmuş; bu kere de YÖK, tekrar Danıştay’a başvurarak yeni bir kararla Hükûmet’in bu genelgesinin yürürlüğünün durdurulmasını sağlamıştı. Bu yargı sürecinin sonunda Maliye Bakanlığı’nı devreye sokan Hükûmet, bu defa, Araştırma Görevlileri’nin maaşlarını hedef olarak seçti ve Maliye Bakanlığı, akademik kadrolara maaş veren saymanlıklara “araştırma görevlilerine para ödenmemesi” talimatı verdi. Kendilerine bu konuda bir bilgi de verilmeyen Araştırma Görevlileri, bu durumu ancak saymanlıklara başvurduklarında öğrenmiş oldular.
        YÖK ile Hükûmet arasındaki çatışmanın su yüzüne çıkan bir uzantısı olan bu sorun, yurt dışına da taşmış bulunuyor; nitekim, basına yansıyan haberlere göre, AB, bu konuda tarama müzakerelerine katılan Türk heyetinden özel dosya istemiş bulunmaktadır. Bunun için de, Eğitim-Kültür, Bilim ve Teknoloji başlıklarında 14-16 Kasım tarihlerinde Brüksel’de “ayrıntılı tarama” çalışmasına katılan Türk heyeti, Hükûmet ile YÖK arasındaki bu çekişmenin perde arkasını AB yetkililerine anlatma hazırlığı içerisinde bulunuyor.
      Vazıyet çok kısaca, özet olarak böyle.
      Şu an itibariyle, Maliye Bakanlığı’nın bu girişiminden itibaren, maaş mağduru olan Araştırma Görevlisi sayısı yaklaşık 3500 kişiye ulaşmış bulunuyor. Tabiatiyle bu konuda üniversite rektörlerinin de elinden bir şey gelmediği için bir yandan tekrar YÖK’ü devreye sokmaya çalışırken diğer yandan da, maaş ödemeleri yapılmayan Araştırma Görevlileri’nin, maaşlarını ödemeyen saymanlıklar aleyhine dava açacakları bildiriliyor.
      Şimdi gelinen bu noktayı tekrar mütalaa edecek olursak, karşı-karşıya bulunduğumuz durumun yüksek öğrenim, ülkemiz, milletimiz ve geleceğimiz açısından utanç verici bir tablo, bir vehamet tablosu olduğunu kabul etmek gerekmektedir. Bir yandan, kamuoyu önünde yeni üniversiteler kurulması için çalışmalar yapılıyor; diğer yandan, üniversitelerin tahsisatları dünya standartlarının altında tutulmaya devam ediliyor, bir başka yandan akademik personelin geçim şartları her geçen gün biraz daha aşağı çekiliyor ve bir de bütün bunlar yetmezmiş gibi, zaten geçim sağlamaya yetmesi mümkün olmayan bir maaşla bilim hayatına atılmış bulunan, geleceğimizin ümitleri, genç bilim adamlarının bu yetmez maaşları da ellerinden alınarak adetâ sokağa itiliyor ve bütün bunlar, “hukuk devleti” olmak iddiasındaki bir ülkede oluyor! Bu nasıl bir hükûmet ve bu nasıl bir hak ve hukuk anlayışı? Gerçekten de Hükûmet ile YÖK arasında bir anlamda “patron kimdir” çekişmesi yapılıyorsa bile, bu iktidar çekişmesinin faturasının, bu çekişme – çatışmada bir kusuru-taksiri olmayan Araştırma Görevlileri’ne hiç aksettirilmeden yürütülmesi, en azından ve en basitinden, bir insanlık gereğidir. Bu durumda, yarın aynı Hükûmet’in, bütün üniversitelerdeki bütün kadroların maaşlarının da ödenmemesi talimatı vermeyeceğini kim garanti ve taahhüd edebilir?
      Bu noktada Türk Eğitim-Sen olarak bildirmek isteriz ki:
     1. Hükûmet ile YÖK arasındaki bu ihtilâfta kimin hukukî olarak haklı olduğu şimdilik asıl konu olmayıp, ikinci planda gelen bir konudur;
     2. Ancak konunun dikkat çeken en mühim tarafı, Hükûmet’in, YÖK üzerinde vesâyet kurmak için üniversitelere ve akademisyenlere baskıda bulunma girişimi olduğunun açıkça görülmekte bulunmasıdır;
     3. Bunun için, Hükûmet’i, YÖK’ün yanlışlıklarını düzeltmenin yolunun TBMM çatısı altında gerçekleştirilecek yasal ve hukukî düzenlemlerden geçtiği, bunun yerine akademik hayatla ve akademisyenlerin meslekleri ve geçimleri ile oynamaktan uzak durması hususunda uyarıyor ve yeni üniversiteler açmaktan daha önemli olanın, var olan üniversiteleri geliştirmek olduğunu da bir kere hatırlatıyoruz.
     4. Son olarak belirtmek istediğimiz husus da, Türk Eğitim-Sen’in, haklarını arayacak olan mağdur araştırma görevlilerinin yanında olduğunun ve hep olacağının bilinmesidir.
    
                                                                                                                    
Türk Eğitim-Sen
İstanbul 1 No'lu Şube Başkanı
Yrd. Doç. Dr.M. Hanefi Bostan