EĞİTİM ÇALIŞANLARININ HAKLARI İÇİN TÜRKİYE GENELİNDE EYLEMDEYDİK
Bir kaç gün önce de Bursa şubelerimiz Maliye Bakanına Bursa'yı dar etmişti. Türk Eğitim-Sen, çalışanlar lehine hiç birşey yapmadığı gibi sürekli kayıplara sebep olan AKP iktidarına bütün Türkiye'yi dar etmeye kararlıdır.

Bütün Türkiye'de eylemlerimizde okunan basın bildirisi aşağıdaki gibidir.

Değerli eğitim çalışanları, kıymetli basın mensupları;
  Milli Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK dönemi eğitim çalışanları ve Türk Milli Eğitimi açısından kayıp bir dönem olmuştur. Ortaçağ kafasıyla yapılan işler eğitim çalışanlarına acıdan ve sıkıntıdan başka bir şey getirmemiştir.

  Bu dönemde, eğitim çalışanları bir hasım olarak görülmüş,  çalışanlara  kan davalı anlayışıyla yaklaşılmış, dolayısıyla bu kesime ekonomik ve sosyal yönden büyük kayıplar yaşatılmıştır.

 Öğretmenler, Hüseyin ÇELİK döneminde atama, tayin nakil ve ek dersleri yönünden her yıl bir önceki yılı arar olmuştur.  Bir yandan öğretmenlerin ek ders ücretlerinin artırıldığı kamu oyuna açıklanmış, diğer yandan, şark kurnazlığı ile ortaya konulan yazı ve genelgelerle aldıkları ek ders sayılarının en aza inmesi sağlanmış, branş dışı derslere aylık karşılığı girmek zorunda bırakılmıştır.

   MEB’in 2007/19 sayılı genelgesiyle öğretmenlere hasta olmak bile yasaklanmıştır. Hasta olan öğretmenler ücretlerinin kesilmesi tehdidi ile karşı karşıya bırakılmaktadır. Öğretmenlerin, hastalık gibi son derece özel problemlerine bile inanmayan ve idare ile eğitim çalışanları arasında, zaten var olan, güven problemini daha da derinleştirmeye çalışan bir bakanlık anlayışı, Türk Milli Eğitiminin hangi problemini çözebilir? Yaklaşık 700 bin çalışanı bulunan, ülkenin en büyük bakanlığının, 8 aydır yönetici atama yönetmeliği yayınlamaması, okul müdür yardımcılarını bile vekaleten ataması beceriksiz bir yönetim anlayışının sonucu değil midir?

   83 yıllık Cumhuriyet tarihinin en beceriksiz yönetim anlayışıyla karşı karşıyayız. Bu dönemde alanlarında master, doktora yapan öğretmenler bile cezalandırılmış, öğretmenlik 4-C ve 4-B kapsamında sözleşmeli hale getirilmiş, tayin isteyenlerin hizmet yılı hesaplamasında yıllardır esas alınan 30 Eylül tarihi 31 Temmuz yapılarak tayin istemeleri bile engellenmiş, öğretmen eşler bir birinden farklı illerde görevlendirilerek aileler parçalanmıştır.

   Hüseyin ÇELİK döneminde, “öğretmen odasında” huzur kalmamış, aynı kaderi paylaşması gereken öğretmenler arasında bölünmeler yaşanmıştır. Öğretmen odasına girdiğinizde; 4-C’li öğretmenler, 4-B’li öğretmenler, ücretli öğretmenler, vekil öğretmenler, kadrolu öğretmenler, uzman öğretmenler, başöğretmenler gibi farklı statülerde öğretmenler görürsünüz. Bu tablo, Sayın Hüseyin ÇELİK’in Türk Milli Eğitimine en büyük hediyesidir! Eğitim çalışanları bu yönüyle Sayın Hüseyin ÇELİK ‘i asla unutmayacak, her zaman hayırla(!) yad edecektir!


    Öğretmen dışında kalan, hizmetli, memur, teknisyen ve diğer eğitim çalışanları çok daha kötü şartlarda yaşamak zorunda bırakılmıştır. Eğitimin bu görünmez kahramanlarının varlığı bile unutulmuş, hangi görevleri yapacakları bile belli değildir. Asgari geçim standartlarının çok altında yaşamak zorunda bırakılan hizmetli, memur ve teknisyenlerin, bırakınız devlet memuru olduklarını, insan oldukları bile unutulmuştur. Emsali çalışanlar diğer kurumlarda ek ödenek alırken, Milli Eğitim personeli göz ardı edilmiş, sayın Başbakan’ın önceleri sık sık kullandığı “eşit işe eşit ücret” politikaları rafa kaldırılmıştır. Diğer bakanlıklar kendi personeline yönelik iyileştirmeler yaparken, Sn. Hüseyin ÇELİK milli eğitim personeli adına tek bir iyileştirme ve olumlu bakış açısı ortaya koyamamıştır.
Üniversite ve YURT-KUR çalışanları, AKP iktidarının koruyucu kanatlarının dışına atılmış, öğretim görevlileri YÖK’ün acımasız uygulamalarına terk edilmiştir. AKP iktidarı YÖK kanunu değiştirebilme cesaretini bile gösterememiş, üniversite çalışanları adına ne bir demokratik ortam ne de ekonomik iyileşme sağlayabilmiştir.

   Türk Eğitim-Sen olarak, AKP iktidarının ve Hüseyin ÇELİK’in tüm eğitim çalışanlarına karşı takındığı olumsuz tavırları asla unutmayacak ve unutturmayacağız. 850 bin eğitim çalışanı bu olumsuz anlayışı  her platformda dile getirmeye devam edecektir. Mücadelemiz haklarımızı, hak ettiklerimizi alana kadardır.