GENEL BAŞKAN: “ZAM TALEBİMİZ 2014 YILI İÇİN YÜZDE 10+10; 2015 YILI İÇİN YÜZDE 10+10”

 


Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, Türkiye Kamu-Sen İzmir İl Temsilciliği’nin düzenlediği iftar yemeğine katıldı. İftar yemeğinde Türk İmar-Sen Genel Başkanı Necati Alsancak, Türk Diyanet Vakıf-Sen Genel Başkanı Nuri Ünal, Türk Eğitim-Sen Genel Dış İlişkiler ve Basın Sekreteri Sami Özdemir, İl Temsilcisi Ahmet Doğruyol ve Türkiye Kamu-Sen’e bağlı sendikaların İzmir Şube Başkanları da hazır bulundu.

Onların üye sayısı 707 bin değil de, 707 milyon dahi olsa, bu kafayla sendikacılık yapabilmeleri ve kamu çalışanları adına bir kazanım elde edebilmeleri asla mümkün değildir.

Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, 1 Ağustos-30 Ağustos tarihleri arasında yapılacak toplu sözleşme ile ilgili önemli açıklamalar yaptı. Toplu sözleşme masasında Türkiye Kamu-Sen’in üye sıfatıyla yer alacağını belirten Koncuk, Türkiye Kamu-Sen’in 445 bin üyesinin beklentilerini masaya en iyi şekilde yansıtacaklarını kaydetti. Koncuk, “Bütün sendikalarımızın adına toplu sözleşme masasında olacağım. Toplu sözleşme masasında 10 hizmet kolunda yetkili olan Memur-Sen ve 1 hizmet kolunda yetkili sendika olan Kesk de var. Şunu net olarak söyleyeyim: Onların üye sayısı 707 bin değil de, 707 milyon dahi olsa, bu kafayla sendikacılık yapabilmeleri ve kamu çalışanları adına bir kazanım elde edebilmeleri asla mümkün değildir. Çünkü siz teslim olmuş bir psikoloji içinde ve ‘bunlar benim ağam, paşam, ağababam’ mantığıyla o masaya oturursanız, sadece ağababalarınızın verdikleriyle yetinmek zorunda kalır ve hiçbir tepki ortaya koyamazsınız. Türkiye Kamu-Sen olarak, 445 bin üyemiz adına masada taleplerimizi ortaya koyacağız, 445 bin üyemizin beklentilerini o masaya yansıtacağız. Bundan kimsenin şüphesi olmasın” dedi.

Kamu çalışanlarının 2012-2013 yılları arasında yüzde 24.67’lik bir alacağı oluştu.

Genel Başkan Koncuk, kamu çalışanlarının 2012-2013 yılları arasında yüzde 24.67’lik bir alacağının oluştuğunu söyleyerek, şöyle konuştu: “Bu ülkeyi yönetenlerin ve Maliye Bakanlığı’nın arkasına saklandıkları bir gerekçe vardı: Maliye Bakanlığı bürokratları, Türkiye’de devlet memurlarının alım gücünün AB ülkelerine göre daha yüksek olduğunu iddia ediyordu. Mesela ‘Ekmek bizde 1 TL iken, AB ülkelerinde 3 TL. Dolayısıyla devlet memurlarının alım gücü AB ülkeleri ile başa baş’ diyorlardı.AB'deki ortalama gıda ve alkolsüz içecek fiyatları 100 olarak kabul edildiğinde, 2003 yılında Türkiye'de 68 olan fiyatlar düzeyi, 2012 yılının sonunda 88’e yükseldi. Yani Türkiye'de alım gücü yüzde 21 düştü. Bu da demektir ki Türkiye'dekisatın alma gücü Avrupa'ya kıyasla giderek azalıyor. Dolayısıyla ‘AB ülkelerinde devlet memurları gıda ürünlerini daha pahalıya alıyor, Türkiye’deki devlet memurları daha ucuza alıyor’ gerekçesini masaya ortaya koyamayacaklar. Çünkü gıda maddelerinin fiyatları Türkiye ve AB ülkelerinde aynı rakamlara ulaşmış durumdadır. Türkiye artık daha ucuz değildir. AB ülkelerindeki bir devlet memuru Türkiye’deki bir devlet memurunun 2.5-3 katı ücret alıyor. Biz AB ülkelerindeki devlet memurlarının aldığı ücretin üçte biriyle bir ayımızı geçirmek zorunda kalıyoruz. Dolayısıyla toplu sözleşme masasında 10 yıl önce ortaya koydukları gerekçeleri önümüze koyamayacaklar.”

GSMH’den devlet memurlarına ayrılan payın 2002 yılında yüzde 6.6 iken, 2013 yılında yüzde 6.2 olduğunu kaydederek sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu da 5.84 milyar TL’lik bir farkın kamu çalışanlarından alınıp birtakım çevrelere peşkeş çekilmesi anlamına gelmektedir. Halbuki Türkiye’de milli gelirin 3 bin dolardan, 10 bin 500 dolara çıktığını söyleyen Başbakandır. Peki kişi başına düşen milli gelir 3 bin dolardan, 10 bin 500 dolara çıkıyorsa bizim de milli gelirden aldığımız payın bununla doğru orantılı olması gerekmez mi? Bütün bu rakamsal değerleri masada ortaya koyacağız.”

Türkiye Kamu-Sen’in zam talebi: 2014 yılı için yüzde 10+10, 2015 yılı için yüzde 10+10.

Türkiye Kamu-Sen’in zam talebinin 2014 yılında ilk altı ay için yüzde 10, ikinci altı ay için yüzde 10; 2015 yılında da ilk altı ay için yüzde 10, ikinci altı ay için yüzde 10 olacağını açıklayan Genel Başkan Koncuk, “Tabi bunlar pazarlığa tabi rakamlardır. Ama kamu işçileri ile toplu sözleşme pazarlığı devam ediyor. Hükümet kamu işçilerine yüzde 4+3 zam teklif etti.  İşçiler ise ilk altı ay için yüzde 10, ikinci altı ay için TÜFE+2 refah payı istiyor. Bakalım masadan kim galip çıkacak? Umuyorum ki, işçilerin haklarını iyi savunurlar. Hükümetin bize, ‘Kamu işçisine yüzde 4+3 zam verdik, size daha fazla veremeyiz’ demesini istemiyoruz” dedi.

4/C’lilerin kadroya alınmasını istiyoruz.

Genel Başkan Koncuk toplu sözleşme masasında 4/C’li çalışanların kadroya alınması ile ilgili taleplerini de gündeme getireceklerini söyleyerek, “4/C’li  çalışanlar hala kadroya alınmadı. 4/C’liler 990 TL maaşla geçiniyor, aile ve çocuk yardımı alamıyorlar. 4/C’lilerin kadroya alınmasını istiyoruz” diye konuştu. Koncuk, kamu çalışanlarının emekli olduğunda maaşlarının 1300-1350 TL civarında olduğunu söyleyerek, tüm ek ödemelerin emekliliğe sayılmasını talep etti. Konuyla ilgili Türkiye genelinde imza kampanyası düzenlediklerini ve toplanan imzaları Başbakana gönderdiklerini hatırlatan Koncuk, “İnşallah bu taleplerimize olumlu cevap alırız” dedi.

Eğer birileri bizi pazarlarken ve atlama taşı olarak kullanırken, buna tepki göstermezsek; bizi satanları tenkit etmek, onlara tepki göstermek yerine, onları desteklemek anlamına gelen bir davranış içinde olursak kamu çalışanları hep birlikte kaybeder.

Öğretmenlerin ve akademisyenlerin ek ödemelerine artış yapılmamasını da eleştiren ve bu konuyu toplu sözleşme masasında yeniden gündeme getireceklerini belirten Koncuk şunları söyledi: “Öğretmenlerin ve akademisyenlerin ek ödemelerine hiçbir artış yapılmadı. Hükümet yetkilileri toplu sözleşme masasında ‘Öğretmenlerin ve akademisyenlerin muadili kim? Biz muadiller arasındaki eşitsizliği gidermek adına düzenleme yaptık’ dedi. Ben de onlara şunu söylüyorum: Muadil arıyorsanız bulursunuz. AB ülkelerindeki öğretmelerin ve akademisyenlerin maaşlarına bakın. Derdiniz öpmek ise yaparsınız. Ama dertleri bu değil. Dolayısıyla geçen yıl öğretmenlerin ve akademisyenlerin ek ödemeleri bakımından bir başarı elde edilemedi. Geçen yıl çok kötü bir toplu sözleşme dönemi yaşadık. ‘Son 50 yılın en başarılı toplu sözleşmesini yapacağız’ diyen bir konfederasyonun masada rezil olduğunu gördük. Masada hiçbir başarı elde edemeyen bu konfederasyonun esasen artık ‘harç bitti inşaat’ paydos demesi gerekirken, 707 bin kamu çalışanının hala bu sendikanın üyesi olmakta ısrarcı olmasını anlamak mümkün değildir. Eğer birileri bizi pazarlarken ve atlama taşı olarak kullanırken, buna tepki göstermezsek; bizi satanları tenkit etmek, onlara tepki göstermek yerine, onları desteklemek anlamına gelen bir davranış içinde olursak kamu çalışanları hep birlikte kaybeder. Bu nedenle başarıyı, başarısızlığı ve sarı sendikacılığı kamu çalışanları görmek durumundadır.”

Eğer bu iktidar anlayışı, 2015 yılından sonra da hükümet olma gücüyle iktidara gelirse, bütün kamu çalışanları devlet memurluğuna elveda demeye hazır olsun.

Devlet memurlarının iş güvencesinin tehdit altında olduğunu söyleyen Koncuk, Torba Yasa’da iş güvencesinin kaldırılmamasının nedeninin yaklaşan seçimler olduğunu söyledi. Koncuk şunları kaydetti: “Torba Yasa çıktı. Bu süreçte Türkiye Kamu-Sen olarak  ‘Kamu çalışanlarının iş güvencesi ortadan kaldırılmak isteniyor. Aman dikkatli olalım’ diye aylardır adeta bas bas bağırdık. Torba Yasa’da iş güvencesi ve devlet memurluğu kavramı kaldırılmadıysa, bunun tek sebebi, önümüzdeki süreçte yaşayacağımız yerel seçimler, Cumhurbaşkanlığı seçimleri, olası Anayasa referandumu ve 2015 yılında yapılacak genel seçimlerdir.  Dolayısıyla bütün kamu görevlileri-bizim üyemiz olsun, olmasın- lütfen bunu aklının bir tarafına yazsın. Eğer bu iktidar anlayışı, 2015 yılından sonra da hükümet olma gücüyle iktidara gelirse, bütün kamu çalışanları devlet memurluğuna elveda demeye hazır olsun. Bunun lamı cimi yok. Anayasa’nın 128. maddesi ‘devletin işleri çalışanları eliyle görülür’ şeklinde değiştirilirse devlet memurlarının dayanacağı Anayasal hiçbir zemin kalmayacaktır.”

Özerk ya da federatif yapılarda bizim anladığımız anlamda devlet memurunun yeri yoktur. Özerk yapılarda esnek istihdam olması gerekir.

Genel Başkan İsmail Koncuk, Türkiye’de özerk bir yapı oluşturulmak istendiğine de dikkat çekerek,  “Özerk yapılarda tüm kararlar yerel yönetimler tarafından alınır, tüm çalışanların işe alımı yerel yönetimler tarafından yapılır. Yerel yönetimler bu yönüyle merkezi hükümetten bağımsızdır. Dolayısıyla bu sistem asla devlet memurluğu kavramıyla beraber yürümez” dedi. Koncuk şunları söyledi:  “PKK ile masaya oturdular. Burada açıkça özerk bir yapı oluşturulması öngörülüyor. Mütareke basınının anlı şanlı adamlarının ‘ Özerklikte ne var? ABD’de federatif sistemle yönetiliyor’ dediklerini duyuyorsunuz. Dünyada federatif yapıyı sorunsuz uygulayan tek ülke ABD’dir. Bunun dışındaki tüm ülkelerde diktatörlüğe kaymıştır. Öte yandan özerk ya da federatif yapılarda bizim anladığımız anlamda devlet memurunun yeri yoktur. Özerk yapılarda tüm kararlar yerel yönetimler tarafından alınır, tüm çalışanların işe alımı yerel yönetimler tarafından yapılır. Yerel yönetimler bu yönüyle merkezi hükümetten bağımsızdır. Dolayısıyla bu sistem asla devlet memurluğu kavramıyla beraber yürümez. Özerk yapılarda esnek istihdam olması gerekir.  Hatırlarsanız Başbakan bana ‘işçi-memur farklılıklarını kaldırsak, bunları birleştirsek yeni bir istihdam modeline geçsek nasıl olur? demişti. Ben de ‘İş güvencesi olmak şartıyla her türlü modeli tartışırız’ demiştim. Mesele zaten iş güvencesinin ortadan kaldırılmasıdır. Bu nedenle herkesten istirham ediyorum: Yapılmak istenileni lütfen iyi izah edin. Türkiye, dönüşü olmayan bir yola girmek üzeredir. Devlet memurları da anlattığım çerçevede dönüşü olmayan yolu görmek durumundadır.”

Millet olarak hem gözümüzün önünde bu çirkin senaryoyu seyrediyoruz,  hem de sarı sendikacılığın bu ülkede güçlenmesini sağlıyoruz. Yazıklar olsun böyle bir anlayışa.

Türkiye’de sömürü çarkının oluşturulduğunu da söyleyen Koncuk, “2002 yılında kamuda 15 bin olan taşeron eleman sayısı bugün 500 bine ulaştı. Belediyeleri dahil ettiğimizde bu rakam 1 milyon 67 bin’dir. Özel sektörü dahil ettiğimizde 2.5 milyon’dur. Bu, çocuklarımızın alenen taşeron patronlar tarafından sömürülmesi anlamına gelmektedir. Millet olarak hem gözümüzün önünde bu çirkin senaryoyu seyrediyoruz,  hem de sarı sendikacılığın bu ülkede güçlenmesini sağlıyoruz. Yazıklar olsun böyle bir anlayışa” diye konuştu.

Başbakan, ‘Biz tek bir şehidimizi, gazimizi incitecek bir faaliyetin içinde olmayız’ diyor. Ben de Başbakana soruyorum: Şehitlerimizin katili ile masaya oturuluyor. 40 bin insanımızın katili Türkiye’de neredeyse milli kahraman ilan edilecek. PKK terör örgütü törenle sözde şehitlik açılışı yapıyor. Şehit annelerinin, babalarının, kardeşlerinin, gazilerimizin incinmesi için daha ne yapılması lazım?

Türkiye’nin kötü günler yaşadığını kaydeden Koncuk, “Bu kafayla gittiğimiz sürece, ‘bu günler iyi günlerdir’ diye düşünmek zorunda kalabiliriz” dedi. Başbakanın şehit ailelerine ve gazilerimize verdiği iftar yemeğini hatırlatan Koncuk, “Başbakan, ‘Biz tek bir şehidimizi, gazimizi incitecek bir faaliyetin içinde olmayız’ diyor. Ben de Başbakana soruyorum: Şehitlerimizin katili ile masaya oturuluyor. 40 bin insanımızın katili Türkiye’de neredeyse milli kahraman ilan edilecek. PKK terör örgütü törenle sözde şehitlik açılışı yapıyor. Şehit annelerinin, babalarının, kardeşlerinin, gazilerimizin incinmesi için daha ne yapılması lazım?” dedi.

Dostumuzu, düşmanımızı bileceğiz. Bu milletin nereye götürülmek istendiğini göreceğiz. Her yalana inanmayacağız. Bunun bedeli, bu coğrafyada bağımsız yaşama hakkını kaybetmek olabilir. Bu nedenle kime ve neye hizmet ettiğimizi iyi bileceğiz.

“Bütün şehit ve gazi ailelerinin, şehit ve gazilerimizin hatıralarına saygı duyulmasını istemek en tabi hakkıdır” diyen Koncuk sözlerini şöyle sürdürdü: “Dostumuzu, düşmanımızı bileceğiz. Bu milletin nereye götürülmek istendiğini göreceğiz. Her yalana inanmayacağız. Bunun bedeli, bu coğrafyada bağımsız yaşama hakkını kaybetmek olabilir. Bu nedenle kime ve neye hizmet ettiğimizi iyi bileceğiz. Bu nedenle Türkiye Kamu-Sen önemlidir, gereklidir. Türkiye Kamu-Sen hem kamu çalışanlarının sosyal ve ekonomik hakları için hem de ülkemizin milli birliği ve beraberliği için önemlidir ve gereklidir.”

Yargıya güven kalmazsa nereye gideceksiniz? Bir ülkede yargı, siyasi iktidar gibi davranmaya başladıysa nereye gideceksiniz?

Düne kadar tartışılması kanımıza dokunacak her şeyin tartışılır hale geldiğini kaydeden Koncuk şunları kaydetti: “Ülkemizin bölünmesi alenen tartışılır hale geldi. Atatürk’e hakaret etmek moda haline geldi. Bölücüler baş tacı edilirken, Atatürk’e hakaret etmek özellik gibi görünmeye başlandı. Biliyorsunuz Gezi Parkı eylemleri yaşadık. Bu eylemlerin içinde olmadık. Çünkü Türkiye Kamu-Sen öznesi olacağı bir işin içine girer. Eylemlere katılanların bir kısmına ‘terörist’ dediler. İçlerinde teröristler de olabilir. Onların derdi başka. Ama bu eylemlerde eline Atatürk’ün resmini almış, Türk bayrağını almış, AKP’nin son 11 yıldır yaptığı uygulamalardan rahatsız olmuş samimi insanlarımızın varlığını da biliyoruz. Bunu kimse görmezden gelemez. Bu insanları ötekileştirmeye, AKP iktidarının ağababalarının düşündüğü gibi düşünmüyorlar diye düşman ilan etmeye kimsenin hakkı yoktur. Son 11 yıldır Cumhuriyet tarihinde görmediğimiz bir ötekileştirme politikası yaşıyoruz. Örneğin İzmir İl Milli Eğitim müdürlüğünde görevlendirilen şube müdürlerinin tamamı malum sendikanın üyesi. Bir ülkede vatandaşın başı sıkıştığı zaman gideceği yer yargıdır. İl müdürü ya da hükümet bir hata yaptığı zaman yargıya gidersiniz. Peki yargıya güven kalmazsa nereye gideceksiniz? Bir ülkede yargı, siyasi iktidar gibi davranmaya başladıysa nereye gideceksiniz? Sokağa çıkmaktan başka çareniz yoktur. Yargı bağımsız olmalıdır. Bu ülkeyi yönetme becerisini gösteremeyen, insanları teslim olan-teslim olmayan diye ikiye ayıran bu zihniyetin ülkemizi getirdiği yer burasıdır. Meydanı kimse boş zannetmesin. Kimse yoksa Türkiye Kamu-Sen var, Türkiye sevdalıları var, bu coğrafyanın vatan yapılmasının bedelini bilen milyonlarca insan var. Bu nedenle herkes aklını başına alsın. Kimse bu ülkede kral ya da padişah değildir. Herkes demokrasi içinde ve insana saygı temelinde siyaset yapmakla yükümlüdür.”