MERKEZ KADIN KOMİSYONU ANNELER GÜNÜ ETKİNLİĞİ DÜZENLEDİ.


Türk Eğitim-Sen Merkez Kadın Komisyonu Anneler Günü nedeniyle 10.05.2014 tarihinde Lale Restaurant’ta bir kahvaltı düzenledi. 800 kişinin katıldığı kahvaltıda Genel Sekreter Musa Akkaş, Merkez Kadın Komisyonu Başkanı Firdes Işık, Merkez Kadın Komisyonu üyeleri, TÜDKAD Genel Başkanı Sayın Şenol Bal, Yönetim Kurulu Üyeleri, MHP Ankara İl Yönetim Kurulu Üyesi Sayın Firdevs Namlı Poyrazoğlu, Türkiye Kamu-Sen’e bağlı sendikalarımızın başkanlarının ve Yönetim Kurulu Üyelerinin Eşleri, Türk Eğitim-Sen personeli hazır bulundu.

Kahvaltıda  bir konuşma yapan Türk Eğitim-Sen Genel Sekreteri Musa Akkaş, tüm kadınlarımızın anneler gününü kutladı. Akkaş:Bugün dünyanın en değerli ve kutsal varlıkları olan, bizleri dünyaya getiren, bizleri büyüten, sevinçlerimize, acılarımıza ortak olan annelerimizin, anneler gününü kutlamak üzere bir araya geldik.

Önemli bir gün bugün. Elbette anneler bir gün değil, her gün, her saat hatırlanması gerekir. Bugünlerin önemi var. Sorunların konuşulması, çözümü bakımından önemlidir.

Anne… Dediğimizde içimizde fırtınalar esiyor, anlamlı ifadeler yer alıyor. Bu kelime o kadar güzel ki, Anne… bu tarif edilemez.

Annelik görevi herkesin yapacağı bir görev değil. Sıradan bir görev değil.

*Dünyanın en önemli işlerinden birisi.

*Birçok işi aynı anda yapmanız lazım.

*Bazen günlerce, bazen haftalarca uyumayacaksınız.

*Çok hareketli olmak zorundasınız, hareket kabiliyetiniz fazla olacak.

*Acılarınız olacak bunlara katlanacaksınız. Acılarınızı duymayacaksınız.

*Sorumluluklarınız fazlaca olacak. Her sorunu çözerken zevkle yapacaksınız, of bile demeyeceksiniz.

Tüm bunları yaparken karşılık beklemeyeceksiniz. Ücret almadan, para almadan bu işleri yapacaksınız. Bunları sorsanız, size şu kadar para deseniz biliyorum ki, kimse böylesi bir işe talip olmaz. Talip olanlar var, onlar Anneler…

Anneler olmasıydı, insanlık olmazdı. Anneler her şeyimiz, baş tacımız. Anneler ailenin temel direği ve toplumunda geleceğidir.

Bu vesile ile eli öpülesi annelerimizin, başta evladını şehit vermiş annelerimizin, tüm annelerin, anne adaylarının Anneler Gününü kutluyorum. Ebediyete intikal etmiş anneleri rahmetle, minnetle anıyorum. Ruhları şad, mekanları cennet olsun.

Anneler değerli, kutsal. O kadar değerliler ki, “Cennet anaların ayağının altında” denilerek, bu kutsallığı bu değeri onlara yüce dinimiz vermiş.

Yüce dinimiz annelere büyük değer veriyor vermesine de, maalesef ülkemize baktığımızda kadına, dolayısı ile anneye değer vermeyen bir yapıyla karşı karşıyayız.

Bir tarafta anneler çöpten ekmek toplayarak geçimini sürdürürken diğer tarafta bir eli balda bir eli yağda misali kutulardan para çıkaranlar, ülkenin içinde bulunduğu cinnet, cinayet ve istismarlardan haberi yokmuş gibi yaşamlarını sürdürmeleri anlaşılır değil.

Anneler çocuklarına bakmak, ihtiyaçlarını karşılamak için yoksulluk ve açlıkla mücadele etmektedir. Diğer taraftan kadınlarımız, anneler psikolojik ve fiziksel şiddete maruz kalmaktadır.

Ülkede cinnet boyutunda olaylar yaşanmaktadır. Buna sebep ülkede iyi gitmeyen ekonomidir, sosyal kültürel sorunlardır.

Ülkemizde kadına yönelik bunların çoğu annedir. Şiddet ve tecavüz tablosu vahimdir, düşündürücüdür.

2013 Resmi açıklamalara göre;

214 kadın cinayeti yüzünden hayatını kaybetmiş,

163 kadın tecavüze uğramıştır,

2014 karnesi de iyi değildir.

30’un üstünde kadın cinayeti olmuş. Birçok darp ve tecavüz olayları yaşanmıştır.

Bunların çoğunluğu annedir. Bu tablo üzücüdür, ürkütücüdür. Türkiye’ye yakışmayan bir tablo vardır. Acil tedbir almanın zamanıdır. Anaların gözyaşının akmasını istemeyenler bunlara çare bulsunlar.

Türkiye’ye yakışmayan tablolar o kadar çok ki, siyasal hayat, çalışma hayatımı, eğitim hayatı ciddi sorunlarla karşı karşıyadır. Her taraf alarm veriyor. Her taraf su sızdırıyor. Delikler çoğaldı. Ülkede bakara-makara diyenler değil, Tayyip – mayyip diyenler suçlanır oldu.

Milli değerlerin yok sayıldığı, tartışmaya açıldığı bir süreci birlikte yaşıyoruz.

Maalesef her sabah okullarda “Türküm, doğruyum” diye başlayan “Andımızın” okunması kaldırıldı. “Doğruyum” yerine ne demeli çocuklar. Bundan rahatsız olanlar doğru olmayanlardır. Türklüğe düşman olanlardır.

Türk’e düşmanlık hep vardır ama bu son dönemlerde daha da artmaya başladı. Tarih, bu ülkeye ihanet edenlerle dolu. İhanet içerisinde olanlara ecdat gereken cevabı vermiştir. Türk Milleti büyük bir milletin adıdır. Algı yöntemi iyi uygulanmaktadır. Milletimizin bazı kesimi büyük bir gaflet uykusu içerisine girmiştir. Kamu-Sen’lilere sizlere yani Türk Eğitim-Sen’lilere büyük bir görev düşmektedir. İyi ki sizler varsınız. Siz olmasanız yani biz olmasak bu ülkenin durumu ne olur bir düşünün. Memuru masada sattılar, haksızlıklara biz boyun eğmiyoruz,  biz tepki gösteriyoruz.

Hz. Ali diyor ki; “Haksızlık karşısında eğilmeyiz. Aksi takdirde haklarımızla birlikte namus ve şerefinizi de kaybedersiniz” diyor.

Sizler haklarınıza sahip çıktığınız için buradasınız. Türk Eğitim-Sen haksızlığa geçit vermeyenlerin yeri. Selam olsun sizlere. Biz bu anlayışımızla güçlüyüz. Her gün gücümüz artıyor. Bu yapıya bu güçlü yapıya herkesi davet edelim. Ülkede birlik, düzenlik, kamu çalışanlarının gasp edilen hakları ancak bu yapıyla sağlanabilir.

Bizler eğitimciyiz. Eğitimde her yıl, her gün yeni ahlaksız uygulamaları görüyoruz. Kamuoyunda “Dershaneler Yasası” olarak bilinen “Teşkilat Yasası” ile eğitim sistemimizi alt üstü edecek, insanları kamplara ayıracak bir uygulama ile karşı karşıyayız. Bunları sizlere anlatacak değilim. Bunları biliyorsunuz. Bununla da mücadele ediyoruz. Bizleri ve çocuklarımızı tehdit eden bir konudan bahsederek sözlerime son vermek istiyorum. “İş Güvencesi” önemli bir konu.

Bunları biliyorsunuz. Bununla da mücadele ediyoruz. Bizleri ve çocuklarımızı tehdit eden bir konudan bahsederek sözlerime son vermek istiyorum. Kamu çalışanlarının iş güvencesi tehdit altındadır. Hatırlarsanız Pakistan gezisinden dönerken bir gazeteci Başbakan’a ‘Operasyon yapan polisleri neden görevden almıyorsunuz? diye sordu. Başbakan da ‘657 sayılı Kanun bu kişileri koruyor. Fabrikada çalışsalardı kıdem ve ihbar tazminatını verip kapının önüne koyardık’ diyor. Yani Başbakan kamu çalışanlarının iş güvenceleri ile ilgili düşüncelerini çok net bir şekilde ortaya koyuyor. Amaç, kamu çalışanlarının iş güvencesini elinden alarak, onların iktidara biat etmesini sağlamaktır. İktidar bu şekilde kendisi gibi düşünmeyenleri, kendisine kul, köle olmayanları kapının önüne koyacaktır.

Öte yandan kamu çalışanlarının iş güvencelerine yönelik tehdit, iktidar partisinin milletvekilleri tarafından Anayasanın 128. Maddesinin değiştirilmesi için getirilen teklifte de gün yüzüne çıkmıştır. Anayasanın 128. Maddesi ‘Devletin asli ve sürekli işleri kamu çalışanları eliyle yürütülür.’ der. Bu madde ‘Devletin asli ve sürekli  işleri çalışanlar eliyle yürütülür.’ şeklinde değiştirilmek istenmektedir. Şayet bu madde, iktidar partisinin milletvekillerinin getirdiği teklifteki gibi değiştirilirse devlet memurluğu kavramı ortadan kalkar. Bu da kamu çalışanlarının Cumhuriyet tarihi boyunca elde ettiği en önemli kazanım olan iş güvencesini kaybetmesi anlamına gelir.

Bakınız; şu anda esnek, part-time, yarı zamanlı istihdam modelleri düşünülmektedir. Bu da çalışanların kadrosuz, güvencesiz çalıştırması anlamına gelecektir. Ayrıca ülkemizde taşeronlaşma neredeyse asal istihdam halini almıştır. Türkiye’de kamu, belediyeler ve özel sektörde tam 2.5 milyon kişi taşeron firmalar tarafından sömürülmektedir. Soruyorum size okuttuğumuz, bin bir zorlukla büyüttüğümüz evlatlarımızın kaderini taşeron firma patronlarının iki dudağı arasına mı bırakacağız? Bunlara seyirci kalırsak, çocuklarımızın geleceği de karanlık olacaktır.  “ dedi.

Merkez Kadın Komisyonu  Başkanı Firdes Işık  da konuşmasında annelerin hayatımızda yeri ve önemine değinerek, şunları ifade etti: “Biliyorum ki aramızda benim gibi annesini kaybedenler var, onlarsız hep bir yanımız eksik, bir kanadımız hep kırık. Kaybettiğimiz canımız annelerimizi rahmetle anıyorum, hepsinin mekanları cennet olsun diyorum.

Hayatta olan annelerimize de sağlıklı, uzun ömürler dileyerek her birinin ellerini hürmetle öpüyorum.

Bu özel günde Şehit Analarını müzikli bir kahvaltıya davet etmedik, TKS Kadın Komisyonu olarak bir karar aldık, komisyon üyeleri olarak sene boyunca Ankara’da bulunan bütün şehit ailelerine ziyarette bulunacağız. Çocuklarını genç yaşta vatan topraklarına emanet eden muhterem şehit analarına da bu vesileyle saygılarımızı iletiyor, acılarının içimizde olduğunu belirtiyor, ellerinden öpüyoruz.

Yunus'ları,Hacı Bektaş'ları, Mimar Sinan'ları ve nice değerlerimizi yetiştiren Sevgili Türk Kadınları,

Doğu Türkistan’da, Suriye’de, İran’da, Irak’ta zulüm altında olan soydaşlarımızın, özellikle kadınlarımızın ve çocuklarımızın acılarına, çektiklerine, esaretlerine çözüm bulamamanın, çare bulamamanın çaresizliğini yaşıyoruz. Dünya’nın neresinde olursa olsun acı çeken kadının acısını içimizde hissediyor ve artık kadınların yüzünün gülmesini istiyoruz.

Konuşmamı hazırlarken anne kelimesinin tanımını yapayım dedim yapamadım: Karşılıksız sevgi, fedakarlık, korunaktır desem yeterli olmuyor. Ana dilimiz, öz Türkçemizdir, vatandır, töredir desek yetmiyor. Hoş görüdür, tecrübedir, hayır duadır, yine olmuyor.

Sonunda şuna karar verdim; dünya dillerindeki bütün güzellikleri ifade eden ne kadar kelime varsa belki hepsi birden bir araya gelse ancak anneyi ifade edebilir.

 Alparslan'ları, Osman Gazi'leri, Fatih Sultan Mehmet'leri  yetiştiren ve bütün dünyanın örnek aldığı büyük önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü yetiştiren, binlerce Mehmetçiği yetiştiren Sevgili Türk anaları,

İnsanların nasıl genetik özellikleri varsa milletlerin de genetik özellikleri vardır. Bu nedenle bizim doğurduğumuz ya da doğurmasak bile yetiştirdiğimiz çocuklar Türk milletini ilelebet yaşatacak, mazlumun yanında olacak, haksızlığa geçit vermeyecek adil olacaklardır. Eminim ki ülkemizin ve Türk dünyasının içinde bulunduğu ağır şartlardan bizleri aydınlığa çıkaracak bizim çocuklarımız olacaktır. Yeter ki biz Mualla Yasdıman’ın şiirindeki Günçiçek misali “Ağır ve sancılı zamana güneşi dokuyalım.”

Yer beni yer beni

Bir kurt düştü yüreğime

Gece gündüz yer beni

Ben bu dertten ölürsem( Ben bu iş halletmezsem)

 Kabul etmez yer beni

Çocuk istismarı, tecavüzü, ölümü; kadın ölümleri, kadına şiddet haberleri yüreğimize hançer misali peş peşe saplanır oldu bu günlerde. Bir kadın olarak, anne olarak katillerden, tacizcilerden çocuklarımızı koruma şekli olarak onlara çığlık atmayı öğretmemizi öneren zihniyeti, bu yüzyılda kadını koruyamayan zihniyeti kınıyor ve bir an evvel bunların son bulmasını istiyorum.

Hepiniz biliyorsunuzdur ama bir kez daha anlatmak istiyorum. Anlatacağım olay Gazi Üniversitesinde geçiyor.

Hoca derse girer, bir de bakar ki bütün öğrenciler ayakta. Hoca bu durumdan hoşlanmadığını belirten bir bakışla kürsüye gider. Sonra tahtaya geçer ve kocaman 1 yazar ve:

-Bakın bu kişiliktir. Hayatta sahip olabileceğiniz en değerli şey.

Sonra 1’in yanına bir de sıfır koyar.

 -Bu da başarıdır. Başarılı bir kişilik biri 10 yapar.

Bir sıfır daha ekler ve:

-Bu da tecrübedir. 10 iken 100 olursunuz.

Sıfırlar böyle uzayıp gider: Yetenek, sevgi, hoş görü…

Hoca eklenen her sıfırın kişiliği zenginleştirdiğini anlatır.

Sonra elindeki silgiyle baştaki 1’i siler. Geriye hiçbir sayısal değeri olmayan sıfırlar kalır. Ve hoca asıl vurucu sözü söyler:

-Kişiliğiniz yoksa, diğerleri sıfırdır.

Memleket sevdalısı Türk Kadınları,

Makam, mevki ve günlük menfaatler uğruna kendisini pazarlayanlar, kişisel çıkarlar uğruna köleleşenler, inanmadıkları halde yandaşa yamananlar; istedikleri kadar çok iyi olsunlar, başarılı olsunlar insanı insan yapan en önemli değerlerini yani kişiliklerini kaybetmişlerdir.

Bu kişiliklerini kaybedenler, kendi ikbali için dostlarını satan ve baskı yapanlar şunu bilsinler ki yalan, haram, talan saltanatı eninde sonunda yıkılacaktır. O zaman bunların hali ne olacaktır?

Allah’a şükürler olsun ki, sadece sendika konusunda değil her durumda, her alanda sizler gibi sağa sola yalpalamayıp dik duranlar var, bireysel çıkar derdinde olmayan, tehditlere boyun eğmeyen, zulme boyun eğmeyen ve hür iradeyle yaşamayı şiar edinen yürekli insanlar var, yürekli kadınlar var. Onuruna fiyat biçmeyenlere selam olsun, dik duran yiğit, güzel yüreklere selam olsun. Tükürülecek eli menfaati için öpmeyenlere selam olsun.

“Dün az değildik, bu gün daha çoğuz. Yarın daha da çok olacağız.” Buna inancım tam ama bu hak mücadelesinde yarınlar 15 Mayıs olmadan gelmeli, bizlere hak kaybına uğratan sarı sendikaya dur demeliyiz. Geleceğimiz için, çocuklarımızın yüzlerine rahatça bakabilmek için sendikal mücadelede aktif rol almalıyız. Üye olmakla kalmayıp herhangi bir sendikaya üye olmayan arkadaşlara gerçekleri anlatmalı ve onları bizlerle güç birliği oluşturmaya çağırmalıyız.

“Söz konusu vatansa gerisi teferruattır.” diyen tüm kamu çalışanlarını Türkiye Kamu-Sen’e bağlı ve başında “Türk” olan sendikalarımıza üye olmaya davet etmeliyiz.

Göğsünü gere gere, her ortamda tereddütsüz,en gür sesiyle,gururla sendikasını söyleyenler Türk Eğitim-Sen'lilerdir.

 "Kimseyi ezerek üye yapmayın. Bizim ezilmiş insanlara ihtiyacımız yok! Bu milletin başı dik insanlara ihtiyacı var..."  diyen adam gibi adam bir Genel Başkanın önderliğinde hep birlikte haksızlığa, adaletsizliğe, sindirilmişliğe dur diyeceğiz.

Ben iddia ediyorum ki, sendikacılığı adam gibi yapan tek sendika Türk Eğitim-Sen’dir. Ülkemiz ve çalışanları ilgilendiren her konuda yapılması gerekenden fazlasını yapan bir sendikamız var. Hukuk mücadelesi ise hukuk mücadelesi, eylemse eylem, basın açıklamasıysa basın açıklaması, görüşmeyse görüşme… Velhasıl bütün yaptıklarıyla ilkeli, kararlı, mücadeleci duruşuyla Türkiye’nin Sendikası olmayı hak etmiş onurlu bir sendikanın onurlu üyeleri olarak sizleri tebrik ediyorum. İyi ki varsınız.

Bizler durduğumuz yeri bilenleriz ve eninde sonunda kazanacak olan bizleriz.

Bastığın toprağı tanıyor, durduğun yeri biliyorsan ve gözlerini taaa ötelere dikip ''bir gün mutlaka'' diyebiliyorsan evet...''BİR GÜN MUTLAKA…

Bütün dünyanın örnek aldığı Büyük Önder'imiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü yetiştiren Sevgili Türk Kadınları,

Ülkemizin bu günkü hali ortada… Bize ait, bizi biz yapan hangi değer varsa onu değersizleştirme çabaları devam ediyor. Cumhuriyetimizin Kurucusu Büyük Önder Atatürk, onun ilke ve devrimleri, üniter devlet yapımız, milli bayramlarımız, Andımız…

Ve konuşmama son noktayı hep birlikte koyalım istiyorum. Türk adına ne varsa silmek isteyenleri hep birlikte rahatsız edelim istiyorum. Haydi hep birlikte, gür bir sesle tekrar edelim.

“Ne mutlu Türk’üm diyene.”

Ne mutlu Türk’üm diyen yüreklerinizden öpüyor, tekrar günümüzü kutluyor; sağlıklı, huzurlu nice anneler gününe erişmenizi diliyorum. ” dedi. Işık ayrıca, programın düzenlenmesinde emeği geçen herkese teşekkür etti. 

Konuşmaların ardından kadınlarımız müzik ziyafeti eşliğinde doyasıya eğlendi.