GENEL MERKEZ YÖNETİCİLERİ ERZİNCAN ŞUBESİ İL İSTİŞARE TOPLANTISI’NA KATILDI.

Türk Eğitim-Sen Genel Sekreteri Musa Akkaş ve Genel Dış İlişkiler ve Basın Sekreteri Sami Özdemir eski Erzincan Şube Başkanı Rahmi Özden’in oğlunun düğün törenine katıldı. Daha sonra da Genel Merkez Yöneticilerimiz Erzincan Şubesi İl İstişare Toplantısına katıldı.

Toplantıda bir konuşma yapan Genel Sekreter Musa Akkaş “Erzincan’da Türk Eğitim-Sen’in misyonuna, amacına, ilkelerine uygun bir çalışma sergileniyor. Bundan dolayı daha önce emeği geçen Eski Şube Başkanı Rahmi Özden’e, Şube Yönetim Kurulumuza ve siz değerli arkadaşlarıma sonsuz teşekkür ediyorum. Türk Eğitim-Senli olmak gerçekten bir ayrıcalık” dedi.

Türkiye Kamu-Sen’in şu anda 450 bin, Türk Eğitim-Sen’in de 231 bin civarında üyeye sahip olduğunu söyleyen Akkaş, sendikamızın her türlü entrikaya, olumsuzluğa rağmen her yıl yükselerek yoluna devam ettiğini belirtti. Akkaş şunları kaydetti: “Türkiye çok sıkıntılı bir süreçten geçiyor. Siyasal alanda, eğitim, çalışma hayatımızla ilgili çok ciddi sorunlar var. Son zamanlarda Milli Eğitimde yaşanan adaletsiz uygulamalar kimseyi paniğe sevk etmesin. Bunları hesabı sorulacaktır. Türkiye Kamu-Sen büyük bir sevdanın ilkeli, kararlı sendikacılığın adıdır. Sendikanın görevi haksızlıklara karşı direnç göstermektir. Çalışanların haklarını korumaktır. Bunları yapmıyorsanız sendika değilsiniz.” diye konuştu.

Genel Sekreter Musa Akkaş  “Sendikacılık zordur. Mücadele ister. Emek ister. Bizler bu mücadeleyi her alanda verirken, birileri kendini hükümete yakın göstererek, iktidardan güç alarak üye sayısını arttırıyor. Meydanda yok, alanda yoklar. Buna sendika diyemeyiz.” dedi.

Akkaş, “İktidardan güç alan bir memur sendikası hem haksızlıklara, adaletsizliklere karşı tepkisini ortaya koymayacak, buna sessiz kalacak hem de üye sayısını arttıracak. Bunlar hormonludur. Kalıcı olanlar gücünü arttırarak, çok etkili mücadele vererek yoluna devam edecek olanlardır. Türkiye Kamu-Sen, Türk Eğitim-Sen olarak her türlü adaletsizliğe, haksızlığa, hukuksuzluğa karşı her dönem tepkimizi ortaya koyduk. Bundan dolayı güçlüyüz ve güçlü olarak da yolumuza devam edeceğiz” diye konuştu.

Eğitimin milli kalkınmanın temelini oluşturduğunu belirten ve bu nedenle eğitimi çok önemsediklerini ifade eden Akkaş, “Milli eğitim deyince benim aklıma insan hakları, demokrasi, güzel ahlak, dürüstlük geliyor. Ama bunların var olmadığı, adaletsizliğin hüküm sürdüğü bir Milli Eğitim Bakanlığı ve bir milli eğitim anlayışı ile maalesef karşı karşıyayız” dedi.

Musa Akkaş sözlerini şöyle sürdürdü: ”Türkiye adeta bir operasyonlar ülkesi haline gelmiştir.  Operasyon Türk Silahlı Kuvvetlerine, Emniyet Teşkilatına, şu anda da Milli Eğitim Bakanlığı’na yapıldı. Böylelikle Türkiye’nin güvenlik sistemi çökertildi.    Eğitim sistemi çökertilmek isteniyor.

Kamuoyunda dershaneler yasası adı altında bir yasal değişikliğe gidildi. Cemaat ile hükümet arasındaki kavganın sonucunda bu yasal değişiklik yapıldı.  Dershaneler kapatılacak, böylelikle cemaat diye Türkiye’de bir varlıktan söz edilmeyecekti. Ama bu yasal düzenleme içerisine öyle maddeler eklediler ki, cemaat ile birlikte ülkesini seven, vatansever, milliyetçi düşünceye sahip olan, liyakat, kariyer sahibi insanların da milli eğitimden uzaklaştırılması düşüncesiyle bir yasal değişikliğe gidildi. MEB Yasası ile birlikte Milli Eğitim Bakanlığı’nda müsteşar dışında tüm yöneticilerin görevine son verildi. Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı okul ve kurumlarımızda ne kadar müdür, müdür başyardımcısı, müdür yardımcısı varsa hepsinin görevine son verildi. Cumhuriyet tarihi boyunca biz böyle bir zulümle hiç karşı karşıya kalmadık. Adeta bir yönetici soykırımı yapıldı. Bu yasal değişiklik aslında bir tasfiye hareketidir, vatanını milletini seven insanların iş başından uzaklaştırılması düşüncesidir.

İlk etapta dört yılını dolduran okul müdürü arkadaşlarımız ile ilgili bir değerlendirme yapıldı. Türk Eğitim-Senli olan arkadaşlarımıza bu değerlendirmelerde çok düşük puan verilmek suretiyle müdürlük görevleri ellerinden alındı. Bu çok büyük bir adaletsizliktir. Bu değerlendirmeler yapılırken öyle ilginç olaylara da şahit olduk ki. İşin garibi bu değerlendirmelerde görev yapan bazı şube müdürleri, geçici şube müdürleri  hatta yargı kararıyla şube müdürlüğü üzerinden alınan şube müdürleri de bu komisyonlarda okul müdürlerini değerlendirdi. Diyebiliriz ki bu arkadaşların bir kısmı o şube müdürleri ile karşı karşıya kalsalar, bir araya gelseler inanın o insanlar o okul müdürünü tanımaz. Bunlara da şahit olduk.

Bu değerlendirmelerde vefat eden Türk Eğitim-Sen üyelerine puanlar verildi. Tabi başarı olarak da yüksek puanlar verildi.  Kurumdan ayrılan, belediyeye geçmiş, kurum değiştirmiş yöneticilere, emekli olanlara da puanlar verildi. Bu müdür değerlendirmelerinde; ahlaksızlığı gördük, ikili ilişkileri gördük, adaletsizliği gördük, ciddiyetsizliği gördük. Bu değerlendirme ve yönetmelik hakka da, adalet ilkelerine de hukuk ilkelerine de, insani ilkelere de aykırıdır. Bu ülkede yaşayan tüm vatandaşların, sivil toplum örgütlerinin, siyasi partilerin, sendikaların bu adaletsizliğe tepki göstermesi lazım. Yaşananlara tepki gösteren, ‘haksızlık, hukuksuzluk, adaletsizlik var’ diyen tek sendika Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen olmuştur. Bu görev yalnızca Türk eğitim-Sen’in görevi midir?

Biz güzel ahlaktan bahsediyoruz. İslam’da güzel ahlak adil olmaktır. Hakkı olana hakkını teslim etmektir. Burada kul hakkını gasp ediyorsunuz. Bu ne biçim bir inanç anlayışı, bu ne biçim bir İslam anlayışıdır? Din uydurulmuş din midir, yoksa indirilmiş din midir? Elbette indirilmiş dindir. Ama din adına, İslam adına insanlar her türlü kul hakkını da gasp ediyor. Türkiye’de maalesef değer yargılarımız da altüst olmuştur. Müdürlük için sendika değiştirenler var. Böyle insanlar müdür olsa ne olur, öğretmen olsa ne olur.

Biz birilerinin illa müdür olmasını istemiyoruz, yapılan haksız, adaletsiz uygulamalarınadır, tepkimiz. İslam dini diyor ki; ‘işi ehline veriniz.’ Ehil olan insanlar iş başına getirilsin. Liyakatına, kariyerine bakılsın. Bir takım ilkeler ortaya konulsun. O çerçevede yönetici atamaları yapılsın.  

Milli Eğitim Bakanlığı’nda bir çete hakim olmuş. Bu çete hem Türkiye’nin başına bela, hem Milli Eğitim Bakanlığı’nın başına beladır. Milli Eğitim Bakanlığı’nda bir ciddiyetsizlik hakimdir. Türkiye’nin hemen hemen birçok ilinde bu ahlaksız değerlendirmelere şahit olduk. Ama bunun peşini bırakmayacağız. Bir ülkede hukuk yoksa, insanlar kendi hukukunu oluştururlar. Türkiye maalesef o noktaya doğru gidiyor. Biz bununla ilgili her türlü tepkimiz ortaya koyduk. Tüm şubelerimiz ayağa kalktı. Kamuoyuyla bu ahlaksızlığı, bu çirkinlikleri paylaştılar. Komisyonlarda görev yapan şahıslarla ilgili suç duyurularında bulunduk. İnternet sayfamızda isim isim ifşa ettik. Gelecekte bu haksızlığı, bu zulmü yapanlardan mutlaka hesap sorulacaktır. Hakkın, adaletin olduğu yerde zulüm olmaz. Bir yerde adaletsizlik, hukuksuzluk hakim olmuşsa orada zulüm vardır, zalimler vardır. Bugün Milli Eğitim Bakanlığı’nda zulüm vardır ve maalesef Milli Eğitim Bakanlığını zalimler yönetmektedir.

MEB yasası TBMM’de, kamuoyunda, tartışılmaya başlandığı zaman biz de Türk Eğitim-Sen olarak görüşlerimizi kamuoyuyla paylaştık. Genel Başkanımız İsmail Koncuk,  TBMM’de bu yasanın yanlışlığından bahsetti. Tekliflerimizi ortaya koyduk. Fakat bu tekliflerin hiç birisi maalesef dikkate alınmadı.

Muhalefet partilerine bu yasa ile ilgili tereddütlerimizi düşüncelerimizi bir rapor halinde sunduk. Ana muhalefet partisi bu konuyu sunduğumuz rapor ile birlikte Anayasa Mahkemesi’ne taşıdı. Anayasa Mahkemesi’nin bugüne kadar bu konuda karar vermemesi çok düşündürücüdür. Hal böyle olunca Anayasa mahkemesi hakkında olumsuz düşünmeye başladım. Bugüne kadar bir karara varamayışları bizleri düşündürmeye başladı. Dershanelerle ilgili, yönetici atamaları konularındaki bazı maddeler için yürütmeyi durdurma kararı bekliyorduk. Geciken adalet adalet değildir düşüncesi ile yalnızca adalet istiyoruz diyerek Anayasa Mahkemesi önünde bir basın açıklaması yaptık, bir eylem gerçekleştirdik. Daha sonra illerde görev süresi uzatılmayan okul yöneticileri için isteyen üyelerimize Anayasa Mahkemesi kararları geriye doğru yürümeyeceğinden dolayı bireysel dava açma konusunda hukuk desteği vererek davalarımızı da açtık. Öte yandan eğitim çalışanlarının mali özlük hakları ile ilgili, akademisyen maaşları, özlük hakları ile ilgili, memur hizmetlilerinin sorunları, atanamayan öğretmenler konusu ve eğitimde yaşanan diğer sorunlarla ilgili 24 Eylül’de Türkiye genelinde iş bırakma eylemi gerçekleştirdik.” 

İş güvencesi konusuna da değinen Musa Akkaş şöyle konuştu: “Çalışma hayatında bizim en büyük kazanımımız iş güvencemizdir. Bugünlerde iş güvencemizin elimizden alınmasına yönelik çalışmalar yürütülmektedir. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, sürekli 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun köhne bir kanun olduğunu vurguluyor.  Anayasanın memurların iş güvencesiyle ilgili 128. maddesi değiştirilmesi isteniyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Başbakanlığı döneminde 24 Aralık’ta operasyon yapan polislerle ilgili ‘657 sayılı Devlet Memurları Kanununa tabiler. İşçi olsalar kıdem ve ihbar tazminatlarını verirsiniz kapı dışarı edersiniz. Görevden alamıyoruz’ demiş ve 657 sayılı kanunun değiştirilmesi gerektiğini ifade etmişti. Yine Sayın Cumhurbaşkanının, Başbakanlığı döneminde konfederasyonumuz ziyaretinde bu konular gündeme gelmişti. Cumhurbaşkanı, Sayın Genel Başkanımıza 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun ve Anayasanın 128. Maddesinin değiştirilmesi hususunda görüşleri sormuştu. Genel Başkanımız da bu konuyla alakalı olarak ‘İş güvencemizi elimizden almayacaksanız, bu maddeleri değiştirebilirsiniz’ demişti. Amaç iş güvencemizin elimizden alınarak, bu maddelerde değişikliğe gitmektir. Amaç part-time, sözleşmeli, 4C’li personel istihdamdır. Bu kölelik sistemine karşı kamu çalışanlarının bilinçli olması gerekmektedir. Hem kendimiz için, hem de çocuklarımızın geleceği için buna direnç göstermek zorundayız.”

Toplu sözleşme sürecine de değinen Akkaş, “2013 yılında yapılan toplu sözleşme şimdiye kadar yaptığımız toplu sözleşmelerin en kötüsüydü. 2013 yılındaki toplu sözleşme görüşmelerine üye sayısı fazla olan Memur Sen, Kesk ve Türkiye Kamu-Sen katıldı. İmza yetkisi Memur-Sen’de olduğu için maalesef 30 günlük toplu sözleşme görüşmeleri 3 günde bitirildi. 2014 yılında 123 TL zamma, 2015 yılında da yüzde 3+3’e mahkum edildik. Son üç yılda elektriğe yüzde 39, doğalgaza yüzde 58 zam yapıldı. Merkez Bankasının hedeflediği 2014 yılındaki enflasyon oranı yüzde 5.3’den yüzde 6.6’a yükseldi. Aralık sonu itibariyle enflasyon oranının yüzde 9.2 olacağı beklentisi içerisindedir. Zaten almış olduğumuz 123 lira zam eridi. 2014 yılında aile ve çocuk yardımı artırılmadı, öğretmenlerin aldığı ek ders ücretleri çok komik rakamlarda kaldı. Enflasyon farkı yok.

Türkiye Kamu-Sen olarak geçtiğimiz günlerde yüzde 5 ek zam yapılması, enflasyon farkının ödenmesi ve özlük haklarının iyileştirilmesi ile ilgili bir açıklama yaptık. Sayın Maliye Bakanı da geçtiğimiz günlerde bir açıklama yaparak, Memur-Sen ile toplu sözleşme yaptıklarını, zam düşünmediklerini, enflasyon farkını ödemelerinin söz konusu olmadığını ifade etti. Bu zillete kamu çalışanları olarak dur demenin zamanı gelmiştir. Türkiye kamu Sen olarak yine sesimizi yükselteceğiz. Zam talebiyle ilgili 28 Ekim’de Ankara başta olmak üzere tüm Türkiye’de bir basın açıklaması yapacağız.” ifadelerini kullandı.

Genel Dış İlişkiler ve Basın Sekreteri Sami Özdemir de bir konuşma yaparak şunları söyledi: ”Yönetim Kurulu üyeleri Genel Merkezimizi ve sendikamızı temsil eden şahsiyetlerdir. Onun için Genel Merkezimizin çalışmalarını mutlaka takip etmeleri gerekir.   Ayrıca yayın organlarımız üyelere ulaştırılmalı ve üyelerle birebir görüşmeler yapılmalıdır. Şubelerimizden haber akışı yapılmalı, dergi, bülten gibi yayın organlarımıza destek verilmelidir.”