"YÖK TOPLANTISINDA DEMOKRATİK, YASAKSIZ ÜNİVERSİTE İSTEDİK"

Kamuoyuna açıklanan ve büyük tartışmalar yaratan YÖK Yasası Taslağı ile ilgili olarak sivil toplum örgütlerinin ve sendikaların görüşlerini almak amacıyla YÖK tarafından bir toplantı düzenlendi.22.11.2012 günü YÖK Konferans Salonunda yapılan ve yaklaşık 60 sivil toplum örgütü temsilcisinin katıldığı toplantıya Türkiye Kamu-Sen’i temsilen Türk Eğitim-Sen Genel Sekreteri Musa AKKAŞ,Türk Eğitim-Sen’i temsilen Genel Mevzuat ve Toplu Sözleşme Sekreteri M.Yaşar ŞAHİNDOĞAN ve İstanbul 1 No’lu Şube Başkanı  ve Merkez Denetleme Kurulu Başkanı M.Hanefi BOSTAN  katıldı.

Toplantıda Sendika ve sivil toplum örgütlerinin taslakla ilgili görüşleri dinlendi.Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen’in taslakla ilgili görüşlerini Türk Eğitim-Sen Genel Sekreteri Musa AKKAŞ açıkladı.AKKAŞ,

“Sivil Toplum Kuruluşlarının Muhterem Temsilcileri, Hepinizi Türkiye Kamu-Sen ve  Türk Eğitim-Sen Genel Merkezi adına saygıyla selamlıyorum.

Konuşma kürsüsünün arkasında yer alan “Yüksek Öğretim Meydanı”  yazısı anlamlı olmuş dilerim kaçak güreş olmaz. Paydaşlarla görüşmek, teklifler alınmasını anlamlı buluyoruz. Ancak sivil toplum örgütlerinin görüşü taslağa, yasaya ne kadar yansıyacak burası önemli. Eğer bildik yasalar çıkarsa Sivil Toplum Örgütleri ile görüştük dedirttirmemek için bu toplantılar yapılmamalı. Toplumun talepleri dikkate alınmalıdır.

YÖK’ün yapısı ve işlevi kurulduğu günden bu yana tartışılmaktadır. Her siyasi partinin programında, seçim konuşmalarında YÖK kapatılsın diyenler iktidar olduklarında bunu unutmuşlardır. Bu açıklamalar YÖK’ün demokratik bir yapıda olmadığının bir göstergesidir.  YÖK taslağı ile gündeme getirilen değişikliğin yeni tartışmalara meydan vermeden, ihtiyaçlar ve beklentiler dikkate alınarak gerçekleştirilmesi gerekir, aksi taktirde yaşanan sıkıntılar artarak devam edecektir.

Türk Yükseköğretimini 21. Yüzyıla taşıyabilecek, herkesin kabul göreceği bir YÖK yasasının çıkarılması başta siyasilerin ve herkesin görevidir.

Türkiye’de YÖK en çok eleştirilen kurumların başında yer almıştır. Bir askeri müdahale ürünü olarak oluşturulan kurumların başında yer alması, siyasal iradenin tahakkümüne açık bir kanunla idare ediliyor olması, üniversite çalışanlarının demokratik hak ve taleplerini karşılamaktan uzak bir hüviyette bulunması; yeni bir YÖK kanununu ve teşkilatlanmasını zorunlu kılmaktadır.

Mevcut YÖK yapısı demokratik değildir. Üniversitelere özerk bir yapıdan uzaktır.  Bugüne kadar anti demokratik yapının değiştirilmemesine geç kalınmıştır. YÖK Başkanı Çetinsaya ve ekibine bu süreci başlattıkları için teşekkür ediyoruz.

Biz Türk Eğitim-Sen olarak; Yüksek Öğretim Kurulu’nun yeniden yapılanması sürecini çok önemli bir adım olarak görüyoruz. YÖK Yasası mutlaka değiştirilmelidir.

Eğitim sistemimizin en çok üzerinde durulması gereken alanının Yükseköğretim meselesi olduğu kanaatindeyiz. Geçmişte ciddi çalışmalar yaptık.  Bu amaçla; Yeni YÖK Kanununun hazırlanması sürecine katkı sağlamak maksadıyla; 19-22 Kasım 2012 tarihleri arasında; “ Yükseköğretim Kanunu Hakkında Görüşler ve Beklentiler “ başlığıyla, üniversite çalışanı öğretim üyeleri ve idari personelden oluşan yirmi kişilik bir komisyonun titizlikle hazırladığı bir raporu YÖK’le ve kamuoyumuzla paylaşacağız.” şeklinde sendikamızın görüşlerini ifade ettikten sonra AKKAŞ;

"Hazırlanan YÖK taslağı birçok yönüyle yeniden gözden geçirilmeye muhtaçtır. YÖK Başkanlığı tarafından hazırlanan Kanun taslağına ilişkin temel eleştirilerimiz şunlardır;

-Arzumuz, toplumun talebi de; Özerk ve demokratik bir Üniversite’dir. Bu taslakta özerk ve demokratik bir üniversite yerine siyasi etkinin daha öne çıkarıldığını görüyoruz. Bunu demokratik bulmuyoruz.

-Üniversite çalışanlarının beklentilerini; ücret sorunu, özlük hakları, bilimsel kalitenin yükseltilmesi gibi hususlar başta olmak üzere beklentileri karşılamaktan son derece uzaktır. Tasarıda üniversitelerde görev yapan idari çalışanlar göz ardı edilmiştir. “İdari kadroda görev yapan personel, üniversitenin eğitim hizmetinin önemli bir parçasıdır. Sendika olarak tasarıya dönük olmazsa olmaz ön koşullarımızdan bir tanesi, idari personelin hak ettiği şekilde yeni yapılanmada beklentilere cevap verecek şekilde bir düzenleme yapılmalıdır.

-YÖK üniversitelerin üzerinde bir baskı unsuru olarak değil, bir planlama ve koordinasyon kurulu olarak yapılandırılması faydalı bir adım olacaktır. Üniversitelerin idari yapılanmasına eklenecek üniversite konseylerinin oluşturulması konusunda tereddütlerimiz vardır. Üniversite konseyleri akademik personel ve üniversite üzerinde yeni bir baskı mekanizması oluşturulacak gibi görünüyor. Ayrıca üniversiteleri kurumsallaşmış ve kurumsallaşmamış şeklinde nitelik olarak ayrıştırmanın da doğru olmadığını ifade etmek istiyoruz.

Kurulların oluşumun da donanımı, vizyonu, arka planı ve meşguliyeti dahi gözetilmeden en çok vergi verenleri kurul ve konsey üyesi yapan tasarı, eğitimdeki en büyük sivil toplum kuruluşu olan sendikaları yok saymasını kabul edilebilir bulmuyoruz. Katılımcılıktan ve demokratik temayüllerden korkulmaması gerekir. Üniversitede en çok üyesi bulunan sendikanın kurul ve komisyonlarda mutlaka bulunması gerekir.

Akademik yükseltilme ölçütleri belirlenirken, akademik liyakatin değil bürokratik engellerin hakim olduğu bir anlayışla hazırlanan bir taslak endişelerimizi artırıyor.

Rektör, Dekan vb. önemli kadroların belirlenmesinde, seçim usulünü ortadan kaldırarak, tek taraflı atamaların önünü açan anti-demokratik uygulamaları barındırmaktadır. Statüsü ne olursa olsun rektör ve dekanların mutlaka seçimle işbaşına gelmesi gerekir. “Üniversitelerimiz demokrasinin mihenk noktası olmalıdır. Demokrasinin gereklerinden üniversiteleri mahrum bırakmamak ve bundan korkmamak lazımdır. Üniversite rektörünü, bizatihi üniversitenin çalışanlarının iradesi tayin etmelidir. Üniversitede görev alan tüm akademik ve idari personelin oylarıyla en çok oyu alan aday atanabilmelidir. Bunun dışında herhangi bir kurula rektörü tayin yetkisinin verilmesi demokratik bir tutum olmayacaktır. Buna kesinlikle müsaade edilmemelidir.”

Devlet üniversitelerini neredeyse cezalandıran hükümleri içeriyorken, özel üniversiteleri ve yabancı yükseköğretim kurumlarını baş tacı olarak gören bir anlayışı görüyoruz. Tasarıda özel üniversite açmaları ve yabancı üniversitelerin ülkemizde kurum açmasına imkân sağlanmaktadır. “Ülkemizi bir eğitim üssü yapmak ve yabancı öğrencileri ülkemize çekmek amacını anlıyor ve yanlış bulmuyoruz. Ancak bunu kendi üniversitelerimizi yükselterek de yapabiliriz. Bu amaç için yabancı üniversitelere vize verilmesinin başka sakıncalar doğurabileceğini düşünüyoruz.

Yükseköğretim sisteminin kalitesinin yükseltilmesi, rekabet gücünün artırılması, gelecek nesillerin yetiştirilmesine yönelik öngörüler ve felsefi yaklaşımları göremedik. Akademik faaliyet puan uygulaması “Üniversiteler arası rekabete ve dolayısıyla eğitim kalitesinin yükseltilmesine olumlu katkı sunabileceğini fakat bu konunun tereddütlere meydan vermeyecek ve iltimas, adam kayırma ve başka ilişkilere zemin oluşturmayacak şekilde; net, açık ve anlaşılır objektif kriterlerle ortaya konulması gerekmektedir.

Öğretim elemanlarının yetiştirilmesi, araştırma faaliyetlerinin desteklenmesi, üniversitelerde bilimsel altyapının zenginleştirilmesi ile beraber fiziki koşulların hazırlanması gibi konularda hukuki ve idari önermelerde eksiklikler görüyoruz.

Mesleki ve Teknik eğitimin geliştirilmesi ile beraber üniversite-sanayi işbirliğine katkı sağlayabilecek, bir vizyon oluşturulması gerekir. Bunu bir eksiklik olarak görüyoruz. 50/D’ye göre görevlendirilen Araştırma Görevlilerinin iş güvencelerinin sağlanması gerekir. İstihdam kaygısı yaşayan bir insanın sağlıklı bir akademik çalışma yapması mümkün görülmemektedir.

Özellikle Yardımcı Doçentlerin yaşadığı yabancı dil şartının da akademik çalışmalara bir engel teşkil etmektedir. “Biz sendika olarak yabancı dilin iyi derecede öğretilmesini kesinlikle savunuyoruz. Ancak Doçentlik bilim sınavı önünde dil şartı bir engel olmamalıdır. Akademisyenlerimizi dil öğrenmeye ve kullanmaya teşvik edici tedbirler geliştirilmelidir; ama bu şartın, kişinin akademik hayatını akamete uğratmasına neden olunmamalıdır. Dil sınavındaki 65 olan baraj 55’e düşürülmeli, Doktora yeterlilik için alınmış yabancı dil puanı bütün akademik araştırmalarda geçerli olmalıdır. Ayrıca yeni YÖK kanununda Türkçe’nin bir bilim dili olduğu mutlaka açık bir şekilde vurgulanmalıdır.”

Kamuoyunda YÖK yasa tasarısının olması gereken mecradan saptırılmasına ve gerektiği gibi tartışılmamasına neden olacak tutumlardan sakınılması gerekir.   Mevcut kanunun amaç ve ilkeler bölümünde yer alan başta Atatürk ilke ve inkılapları olmak üzere, milli ve manevi değerlerle ilgili hususların aynen korunması gerekir. Yasakçı bir zihniyetten uzaklaşılması en büyük isteğimizdir. Aksi bir tutumun gereksiz ideolojik tartışmalara zemin oluşturacak olup yasanın hak ettiği zeminde ele alınmasına engel olacağı gözden kaçırılmaması gerekir.

Hazırladığımız Taslakta;

Katılımcılığı ve demokrasiyi esas alan bir seçim sistemini savunuyoruz.

Yükseköğretimin geliştirilmesinde, akademik personelin, idari statüde çalışanların, öğrencilerin, eğitim sendikaları ve sivil toplum örgütlerinin beraber yönettikleri bir modeli savunuyoruz.

Üniversite çalışanlarının maaş, ek ödeme, mesai, özlük hakları başta olmak üzere, insanca ve huzurlu bir şekilde yaşayabilecekleri kanuni düzenlemelerin yapılacağı bir sistemi savunuyoruz.

Bu çerçevede Türk Eğitim-Sen olarak; Türk Kültürü ve milli değerlerin geliştirilmesinde üniversitelerin göz ardı edilemez konumunu, dikkate alarak bir hazırlık yaptık." diyerek konuşmalarını tamamladı.