GENEL BAŞKAN KONCUK, BENGÜTÜRK TV’DE “SÖZ HAKKI”NA KONUK OLDU

Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, Bengütürk TV’de yayın hayatına başlayan “Söz Hakkı” programına konuk oldu.

KONCUK: TÜRKİYE’DE VATANDAŞIN DOĞRU HABER ALMA HAKKI GASP EDİLİYOR

Türkiye gündeminin sıcak başlıkları ve Çalışma hayatına yönelik gelişmeleri değerlendiren Genel Başkan Koncuk, programın ilk konuğu olması sebebiyle “Söz Hakkı”nın hayırlı ve uğurlu olmasını dileyerek sözlerine başladı.  Televizyonculuğun önemli, doğru televizyonculuğun  ise çok daha önemli bir faaliyet olduğunu vurgulayan Koncuk,  “Vatandaşlarımızın doğru bilgi alma hakları var. Ancak son 10 yılda maalesef medyanın büyük bir kısmının  mütareke basını gibi çalışmasını, iktidara mideden bağlı olmasını, vatandaşlarımızın doğru haber almasını gasp eden bir anlayışla Türkiye’de yayıncılık yapıldığını çok net görmekteyiz. Karşımızda alenen iktidarın dümen suyunda haber yapmak mecburiyetinde hisseden basın var. Böyle bir yayıncılık kabul edilemez, bunların vatandaşlarımıza da saygısı yok. Doğru habercilik, sansürsüz yayın, etik yayın ve ahlak kavramı içerisinde bir yayın yapmak bir mecburiyettir esasında. Birtakım yerlere şirin görünmek isteyebilirsiniz ama bu vatandaşlarımızı aldatmak gibi gayri ahlaki bir habercilik yöntemini ben üzülerek görüyorum. Bu anlamda BengüTürk TV’nin etik ilkeleri üzerine, ahlak ilkeleri üzerine , vatandaşlarımızı doğru bilgilendirmek üzerine yayın yapma isteği ve arzusunu görmekten mutluluk duyuyorum. Bu çerçevede “ Söz Hakkı” programının hem BengüTürk TV’ye hem de vatandaşlarımıza hayırlı ve uğurlu olmasını diliyorum.” dedi.

KONCUK: TÜRKİYE KAMU-SEN’İN İDDİASI ÇIKTIĞI BU TOPRAKLARA HİZMET VERMEKTİR

Türkiye Kamu-Sen’in büyüme rakamları ve misyonu üzerine de görüşlerini bildiren Genel Başkanımız İsmail Koncuk, kuruluş amaçlarının bu millete hizmet etmek olduğunun altını çizdi. Koncuk, “Türkiye Kamu-Sen önemli bir kuruluştur. Sadece üyeleri için yaptığı sendikal faaliyetlerle gündeme gelen bir kuruluş değildir. Zaten kuruluş amacıda bu millete hizmet etmektir. Elbette, üyelerinin Hak, Hukuk ve Menfaatlerini savunmak ama tabii içinde yaşadığımız bu toplumun yaşadığı her problem Türkiye Kamu-Sen’i ilgilendiriyor. Çiftçinin, esnafın, gençlerin, öğrencilerin, ataması yapılmayan öğretmenlerin, İktisat Fakültesinden mezun olup işsiz gezen 350 bin evladımızın  yaşadığı sıkıntılara biz göz yumamayız. Türkiye Kamu-Sen diyor ki, ben bu topraklardan çıktım. Benim menşeim bu topraklar, Anadolu coğrafyası ve ben bu coğrafya’da yaşayan insanlara hizmet edeceğim diyor. Türkiye Kamu-Sen’in iddiası budur. Elbette üyelerinin Hak,  ve Menfaatini savunmak için her türlü eylem, etkinlik ve gayretin içerisinde Türkiye Kamu-Sen, zaten bugüne kadar oldu bundan sonrada mücadeleye bu çıtayı yükselterek devam edecek. Biz hep doğruları söyledik, şunu demedik, acaba bu doğruları söylersek teşkilatımız zarar görür mü? Şahsen zarar görür müyüz gibi bir ikileme düşmedik biz. Dedik ki, varlık sebebimiz budur, o halde bu varlık sebebine yani merkezinde Anadolu Coğrafyasında yaşayan vatandaşlarımızın olduğu bu mücadele, elbette  doğruları söylememizi gerektiren ve çekinmeden korkmadan ilkeli ve kararlı bir duruşla mücadele etmemizi mecbur kılan bir durumdur. Türkiye Kamu-Sen şu anda 450 bine dayanan üye sayısıyla Türkiye’nin en etkili Sivil Toplum Örgütüdür. Sayısal olarak bizden daha fazla olan bir Konfederasyon daha var. Ancak onların etkileri yok. Neden? Adı yandaş. Eğer yandaş olursanız, doğruları görmekten uzak tavırlar sergilemek zorunda kalırsınız. Doğruları söyleyemeyen insanların etkili bir sendikacılık yapması, etkili bir Sivil Toplum Örgütü olması asla mümkün değildir. Emir ve talimatla iş yapan kim olursa olsun bu millete hizmet etmekten uzaktır. Sayıları 1 milyon, 5 milyon olabilir bu önemli değil. Ben iktidarın dümen suyunda faaliyet gösteren bir sivil toplum örgütü olarak faaliyet göstermeyi bu millete yapılmış bir saygısızlık olarak gördüğümü, gördüğümüzü ve göreceğimizi buradan tekrar ilan ediyorum. Bize güvenen insanları aldatmak, onları kandırmak, onları bir yerlere pazarlamak amacıyla sendikacılık yapacaksak bizde bu piyasada olmayalım. Türkiye Kamu-Sen ilkeli davranmaktan, ülke ve milletimizin geleceği adına sorumluluk almaktan ve üyelerimizin pastadan hak ettiği payı alması mücadelesinden asla vazgeçmeyecektir. Milletimizi aldatmak üzerine kurulu hiçbir hareketin hiçbir faaliyetin ülkeye hayır getirmeyeceğini bunu yapanlara da hayır getirmeyeceğini herkes bilmelidir.” dedi.

 

KONCUK: AYRIM YAPILMAKSIZIN TÜM SÖZLEŞMELİLER KADROYA ALINMALIDIR

TBMM’de görüşülmekte olan Torba Yasa görüşmelerini de değerlendiren Genel Başkan İsmail Koncuk, Türkiye Kamu-Sen’in kamu çalışanlarını ilgilendiren konuları sıkı bir takip içerisinde olduğunu söyledi. Koncuk, “1 buçuk iki aydır bir Torba yasa görüşmesi devam ediyor ama sanırım  torbanın dibi delik. Atılan her şey torbanın delik tarafından çıkıyor gidiyor. Torba yasada memurları da ilgilendiren birçok husus vardı ama gelinen noktada bakıyoruz memurları ilgilendiren birçok madde o delikten düşmüş gitmiş. Örneğin uzmanların ve uzman yardımcılarının durumuydu bizim gösterdiğimiz ve muhalefet partilerinin de gösterdiği tepkiler üzerine bunun geri çekmek zorunda kaldılar ama bunu geri çekmek yerine bizim taleplerimiz doğrultusunda revize edip düzenleselerdi kamu çalışanlarının menfaatine olurdu. Ne dedik biz, uzman yardımcısı mı alacaksınız alın ama bunun yüzde 50’sini mevcut çalışanlar içinden alın çünkü bu insanlar tecrübeli dedik. Bunu yapmadılar. Uzman adı altında kariyer uzmanlığı diye bir alan ihtas edildi başka uzmanlar da var kamuda. Şimdi kariyer uzmanı alıyor 4 bin Tl maaş diğer uzman alıyor 2 bin 300 Tl. maaş. Böyle bir çifte standart olur mu? Bunun düzeltilmesini teklif ettik. Ancak bunları düzeltmek yerine bu taslağı geri çekmek durumunda kaldılar. Çalışma Bakanı sayın Faruk Çelik’le mutabakata vardığımız 2005 yılından sonra göreve başlayan devlet memurlarına 1 derece verilmesi uygulaması piyasada yok. Sicil affı konusu vardı.Türkiye’de 2006 yılında da bir sicil affı olmuştu aradan geçen bu süre zarfında bir sicil affı daha ihtiyaç haline gelmiştir. Siyasi ideolojiler nedeniyle soruşturma geçiren ve haksız ceza alan kamu çalışanları var, bunlara sicil affı verilmeli ama bu da piyasada yok. PKK’ya affın konuşulduğu bu ülkede memura sicil affı getirmek bu kadar zor mudur merak ediyorum?Bunun tek bir izahı var, ben bilirim, ben yaparım anlayışı. Sayın Faruk Çelik’in biraz daha etkili olmasını istiyoruz, elbette bazı konularda adımlar attı ama verilen sözlerin arkasında durulmalıdır. Sayın Bakan bize 4/B ve 4/C’lilerin kadroya alınması konusunda defalarca söz verdi. Kamuda çok başlı istihdamın ortadan kaldırılması gerektiğini bize ifade eden bizzat sayın Faruk Çelik’tir.” dedi.

 

KONCUK: DEVLET YÖNETMEK BİR SANATSA HERKESİ SEVECEKSİNİZ

Gezi parkı olaylarını da değerlendiren Genel Başkanımız İsmail Koncuk, “olaylara farklı bir açıdan bakılırsa, Türkiye’de üniversiteyi bitiren ve işsiz ve umutsuz kalan milyonlarca gencin de tepkilerini burada ortaya koydukları görülmektedir” dedi. Koncuk, “Bu eylemleri anlamak için son 11 yılı iyi görmek lazım. Bu 11 yılı görmezden gelemeyiz, şayet görmezden gelirsek bu olayların altındaki gerçekleri anlayamayız. Bu eylemleri sabote etmeye çalışan marjinal grupları ayırıyorum. Onların talepleri bizi hiç ilgilendirmemiştir, bundan sonra da ilgilendirmez.Biz bunlarla Türkiye’yi ve Türk milletini asla konuşmayız. Bunun altını çizmek isterim. Akp iktidarı başını kuma gömmeye çalışmasın. Faiz lobisi dediler, dış mihraklar dediler. Elbette sayın Başbakan’da kendi yandaşlarını yanında tutabilmek için birtakım şeyler söylemek zorunda. Ancak, sayın Başbakan sert konuştukça olayların dozu arttı. Devlet yönetmek bir sanatsa size oy veren vermeyen herkesi seveceksiniz.Devlet yönetmek ciddi bir sorumluluk ister. Bana oy vermedin, kötüsün denmez. Sayın Başbakan Kayseri’de konuşurken bu sözleri ibretle izledim. Diyor ki, “bunlar size makarnacı” dedi, bütün vatandaşlarımızdan özür dileyerek söylüyorum “bunlar size bidon kafalı” dedi, “bunlar sizin başörtünüze tahammül edemedi” Samsun’da “bizim besmelemiz yeter” diyor. Yani şimdi siz besmele çekerek her işi halledeceksiniz, karşınızdaki insanlar çekmeyecekler. Bu insanlar besmelesiz midir? Bu milletin her bir ferdi besmele çekmeyi bilir. Kimin ne derece inançlı ve takva sahibi olduğunu sadece Allah bilir. Birileri sayın Başbakan sen ne yapıyorsun demelidir. Din bizim ortak paydamızdır. Aynı kıbleye yöneliyor, kelime-i şehadet getiriyorsak, aynı peygambere bağlıysak neden ötekileştiriyorsun. Dini siyasete alet etmek kadar çirkin ve kabul edilmeyecek bir davranış yoktur. Bu din sadece benim derseniz en büyük zararı ve hakareti yapmış olursunuz. Birileri kendi gelecekleri bakımından atlama taşı olarak maalesef üzülerek söylüyorum kullanmaya çalışıyor. Artık milletimiz buna bir yerde dur demeli.Eğer başörtüsü konusunda samimilerse çıkar ve bu konuda bir düzenleme  yaparlar. 11 yıldır bunu yapmıyorlar. Yandaş sendika 12 milyon imza topladık diye eylemler yaptı. Ancak bu eylemde Başbakan’a tek bir olumsuz laf yok. Eğer bu konuda bir sorun olduğunu düşünüyorsan önce Hükümeti eleştireceksin. Ben her zaman ifade ettim, başörtüsünü Anayasa referandumunda manivela olarak kullanma arzusu vardır Hükümetin. Tabii Türkiye yerel, Cumhurbaşkanlığı, referandum ve Genel seçimin olabileceği bir atmosfere doğru gidiyor. Birtakım değişiklikler olur mu, Akp’nin alacağı oy oranları neticesinde neler değişebilir bunu tam bilemiyoruz ama bugünün Türkiye’si üzerinden konuşacak olursak, Türklük tanımın Anayasa’nın 66. maddesinden çıkarılması ki, biliyorsunuz pkk talebidir. Bir yeni vatandaşlık tanımı getirilecek olması mutlak görünüyor. Aynı zamanda 128. maddede yapılacak değişiklikle kamu çalışanlarının devlet memuru sıfatının ve buna bağlı olarak iş güvencesi sıfatının ellerinden alınması söz konusu olabilecektir. Ana dilde eğitime kapı aralayacak bir Anayasa değişikliği söz konusu olabilecektir. Ancak tüm bunları sürükleyecek bir madde olacak bunu ifade etmek isterim. Kamuda başörtüsünün serbest olması. Vatandaşlarımız bunda ne var diye sorabilir. Anayasa hükmüyle başörtüsü yasağı kaldırılsa kötümü olur, kötü olmaz tabii ama şu anki anayasa’da başörtüsünü kamuda kullanmayı yasaklayan hiçbir madde ve hüküm yoktur. Milletimiz şunu iyi bilmeli, anayasa değişikliğine ihtiyaç duymadan şu anda Bakanlar kurulu oturur devlet memurları kılık kıyafet yönetmeliğini değiştirdim der, başörtüsüyle öğretmen de girer, hemşire de girer diğerleri de girer. İsteyende başörtüsüzde girer ama bunu yapmıyorlar. Niye? Anayasa referandumunda manivela olarak, yani diğer maddeleri de sürükleyecek bir madde olarak başörtü yasağının kaldırılması anayasa maddesi haline getirilmek isteniyor. Tamam vatandaş başörtüsü yasağı kalksın diye evet diyecekte ya diğerleri ne olacak? İşte az önce saydığım, Türklük tanımın kaldırılması, devlet memurluğu statüsü ve iş güvencesi, Atatürkçülük..hepsine evet demiş olacağız. Bu sefer birileri diyecek ki, ey millet bakın bunlar başörtüsüne karşı, dinsiz bunlar biz demiştik, yine başörtüsü düşmanlığı yapıyorlar diyecekler. İnşallah böyle bir durumla karşı karşıya kalmayız.” dedi.

 

KONCUK: AKİLLERİN RAPORU RESMEN İHANET RAPORUDUR

Açılım projesi ve Akil adamlar konusunu da değerlendiren Genel Başkanımız İsmail Koncuk, süslü sözcüklerle başlatılan sürecin karmakarışık bir hale getirildiğini söyledi. Koncuk, “Gelinen noktada bu sürecin tıkandığını ya da süreçten geri adım atılmaya çalışıldığını görüyoruz. Süslü cümlelerle bir yol çizildi ve 63 Akil adamla bu süreç desteklendi. Birbirinden farklı hayata bakışı olan, görüşleri farklı adına akil denilen insanlarla ki, bu akillerden 20 tanesinin bebek katili Öcalan tarafından tespit edildiğini biliyoruz. Eğer bu akilleri 40 bin insanımızın ölümünden sorumlu bir katil seçiyorsa bu insanlara akil demek akil kelimesine de hakaret sayılır milletimize de hakaret sayılır. Akillikten uzak 63 kişi ile Hükümet kendi propagandasını yaptırmaya çalışmıştır.  Sayın Başbakan bu süreçte teröristlerin yüzde 15’i nin ülke dışına çıktığını ifade etti. Kendisine verilen bir raporda terör örgütüne katılımın son derece ciddi bir artış gösterdiğini ve terör örgütünün bölgede çok daha etkili bir hale geldiği sızdırıldı. Şimdi bu ne anlama geliyor iyi değerlendirmek gerekir. İktidar adına çözüm süreci dediği bu ihanet projesinden ve  bu süreçten geri adım mı atıyor? Şimdi kendi açılarından geri adım atarsa ne olur, atmazsa ne olur? bunları da konuşmak lazım. Bakın biz bu sürecin hiçbir tarafında olmadık olmayacağız. Akil adamlık teklifi bize edildiğinde elimizin tersi ile ittik ve bu bir ihanet sürecidir ve bizler asla bu sürecin içinde yer almayacağız dedik. Tabii kendileri bu kadar savundukları, analar ağlamasın, gözyaşları dinsin dedikleri bu projelerinden ve  söylemlerinden dönünce  bu millete acaba ne diyecekler? Düne kadar analar ağlamasın dedik ama bundan sonra analar ağlasın mı diyecekler? Bu sürecin çözüm süreci olduğuna inanan insan sayısı yüzde 30’lar civarındadır. Vatandaşlarımızın yüzde 70’i zaten terör örgütü ile bir çözüm süreci yapılabileceğine inanmıyor. Bizim sendika olarak yaptığımız ankette de yüzde 70 civarı insan buna inanmıyor. Bu çözüm sürecinden Hükümet tarafından geri adım atıldığı aşikardır. Lice’de yaşanan olaylarda alenen benim haberim olmadan karakol yapamazsın anlamı ortaya çıkmıştır. Bu bölgede hakim benim diyor terör örgütü. Akil denilen adamların verdiği raporlar ise tam bir deli saçmasıdır. Apo’nun serbest bırakılmasında tutunda, Türk bayrağının adının değiştirilmesine kadar, Andımızın kaldırmasına kadar, Ne Mutlu Türküm Diyene demeyelim artık tekliflerine kadar yani Pkk terör örgütünün bile yıllardır ortaya koyarken acaba kabul görür mü dediği konuların daha beterini bu akil dediğimiz insanlar maalesef ortaya koymuşlardır. Akillerin hazırladığı bu rapor resmen bir ihanet raporudur. Hatta Pkk’nın taleplerini aşan bir rapordur. Özerklik alenen konuşulmaktadır. Nedir özerklik? Bir bölgemizin tamamen yönetiminin merkezden kopması anlamına gelir?Türkiye Cumhuriyet 93 yıl önce üniter bir devlet olarak kurulmuştur. Özerklik, eyalet sistemi bizim üniter devlet sistemimize tamamen terstir. Bu coğrafya’da yaşayan etnik kökeni ne olursa olsun  hepsinin adı Türk’tür. Bunun  adı milli devlettir. İşte bu adımlarla milli devlet yapılanmasını da ortadan kaldırarak bunu bizim önümüze çözüm olarak getiriyorlar. Ana dilde eğitim, alenen savunuluyor. Bu teklif akil denilen adamların raporlarında ortaya konuluyor. İşte, bu geriye gidiş ya da durağanlaşma görüntüsü seçim süreci düşünülerek oluşan bir yavaşlamadır. Peki geri adım atılırsa ne olur? Daha da güçlendirdiğiniz o terör örgütü yeniden silaha sarılacaktır, zaten açıkça tehdit etmeye başlamışlardır. Ayrıca Dünya da itibar kazandırdığınız bir örgüt haline geldi terör örgütü mensupları. Siz bunları muhatap alarak meşrulaştırdınız. Vatandaşlarımız bu süreci iyi değerlendirmeli ve yaşananları iyi görmelidir” dedi.

 

        Genel Başkanın Açıklamaları İçin Tıklayınız