2009 YILINDA EĞİTİMİN SORUNLARI DAHA DA ARTTI

 

Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail KONCUK, eğitimde 2009 yılında yaşanan gelişmeleri değerlendirdi.

 

2009 yılının sona ermesine sayılı günler kaldı. Türkiye açısından 2009 yılı sancılı geçmiştir. Aynı durum eğitim sistemimiz için de geçerlidir. Eğitim alanında 2009 yılı kara bir yıl olmuştur. Eğitim çalışanları tüm umudunu yeni Milli Eğitim Bakanı Nimet ÇUBUKÇU’ya bağlamış ancak ÇUBUKÇU’da göreve gelmesinin üzerinden 8 ay geçmesine karşın dişe dokunur bir icraat gerçekleştirememiştir.   

 

2009 yılında eğitimin en önemli sorunlarından biri yine fiziki mekan ve alt yapı yetersizlikleridir. Okullarda derslik açığı sürerken, kalabalık sınıfların önüne geçilememiştir. Türkiye’de MEB verilerine göre 2008-2009 eğitim-öğretim yılında derslik başına düşen öğrenci sayısı, ilköğretimde 33.4, ortaöğretimde ise 35.1’dir. OECD ülkelerinde ise derslik başına düşen öğrenci sayısı ilköğretimde 21.4, ortaöğretimde 23.9’dur. Derslik başına düşen öğrenci sayısı Fransa’da ilköğretimde 22.6, oratöğretimde 24.3; Lüksemburg’da ilköğretimde 15.8, ortaöğretimde 20, Almanya’da ilköğretimde 22.1, ortaöğretimde 24.7’dir.

 

Okullarda ders araç-gereçleri, laboratuar, bilgisayarlar, spor salonları yeterli düzeyde değildir. Eğitime ayrılan kaynağın yetersizliği nedeniyle okul ile veliler karşı karşıya gelmektedir. Okulların ihtiyaçları öğrencilerden toplanan paralardan karşılanmaktadır. Okullarda hijyen sorunu çözümlenememiş, okullar hastalıkların başlangıç adresi haline gelmiştir. Bazı okullarda hizmetli çalıştırılmamaktadır. Hizmetli sayısının ihtiyacı karşılamaması, okulları mikrop yuvası yapmaktadır.

 

OECD ÜLKELERİ BAZ ALINDIĞINDA ÖĞRETMEN AÇIĞI İLKÖĞRETİMDE 216 BİN 52, ORTAÖĞRETİMDE 98 BİN 453.

Okullarda ciddi bir öğretmen açığı sorunu vardır. Bunu ısrarla dile getirmemize rağmen,  sorun hala görmezden gelinmektedir. Türkiye’de atama bekleyen bugün 310 bin öğretmen adayı bulunmaktadır. Eğitim fakültelerinden her yıl 40 bin aday mezun olmaktadır. Bunların birçoğu diplomalı işsiz olarak kalmaktadır. Öğretmen olmak için büyük çaba gösteren ancak yanlış istihdam politikası nedeniyle işsizliğin kucağına itilen adaylar, bunalıma sürüklenmektedir. Durum böyleyken, Milli Eğitim Bakanı Nimet ÇUBUKÇU, Şubat ayında öğretmen ataması yapılmayacağını, 2010 yılının Ağustos ayında 40 bin öğretmen atanacağını açıklamıştır. Öğretmen ihtiyacı günden güne artarken, Şubat ayında öğretmen ataması yapılmaması tam bir fiyaskodur. Öğretmen adaylarının umutlarını tüketen Milli Eğitim Bakanlığı, yanlış öğretmen alım politikası nedeniyle gençlerimizin gelecekleriyle, hayalleriyle oynamaktadır. Yılda bir kez sadece 40 bin öğretmen ataması yapılması ne ihtiyacı ne de beklentileri karşılayacaktır. Atama bekleyen öğretmen sayısı 2010 yılında 50 bin daha artacak ve 360 bin’e ulaşacaktır. Bu durumda Bakanlığın işi çok daha zor olacak ve öğretmen atamaları çözülmesi zor bir denkleme dönüşecektir.

 

Türkiye’de 2008-2009 yılı MEB verilerine göre; öğretmen başına ilköğretimde 23.6, ortaöğretimde 19.5 öğrenci düşerken; OECD ülkelerinde öğretmen başına ilköğretimde 16, ortaöğretimde 13 öğrenci düşmektedir. Üstelik Türkiye’de Büyükşehirler ile Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde öğretmen başına düşen öğrenci sayısı artmaktadır.

 

OECD ülkeleriyle kıyasladığımızda, yani Türkiye’de öğretmen başına düşen öğrenci sayısını OECD ülkelerindeki gibi ilköğretimde 16, ortaöğretimde 13 olarak kabul ettiğimizde, ülkemizde öğretmen açığı ilköğretimde 216 bin 52, ortaöğretimde ise 98 bin 453’tür. Tüm bu rakamlar dikkate alındığında, öğretmen açığının Bakan ÇUBUKÇU’nun ifade ettiği şekilde 76 bin 721 olduğunu söylemek mümkün değildir, Bakan kamuoyunu yanıltmaktadır. Ayrıca okul öncesinde de önümüzdeki yıllarda ciddi bir derslik ve öğretmen açığı sorunu baş gösterecektir. Okul öncesi eğitim 81 ile yaygınlaştırılacağından, Bakanlığın bu konuda gerekli tedbirleri alması, okul öncesinde derslik ve öğretmen açığı sorununu çözmesi gerekmektedir.

 

TÜRK EĞİTİM-SEN, SÖZLEŞMELİ ÖĞRETMENLERİN KADROYA ALINMASI İÇİN ANKARA’DA MİTİNG YAPACAK

Öğretmenlikte kadrolu, sözleşmeli, ücretli ve vekil adı altında farklı türlerde istihdam söz konusudur. Hakka ve hukuka aykırı olan bu uygulamanın ısrarla devam etmesi, geleceğimiz olan çocuklarımızı yetiştiren öğretmenlerin kendi geleceğinden emin olmayarak çalıştırılması, Türkiye’nin büyük bir ayıbıdır. Bu bağlamda Milli Eğitim Bakanı Nimet ÇUBUKÇU’nun sözleşmeli öğretmenlere verdiği bir söz bulunmaktaydı. Bakan, sözleşmeli öğretmenlerin kadroya alınacağını ve bundan sonra sözleşmeli öğretmen alınmayacağını açıklamıştı. Ancak Bakan ÇUBUKÇU bu sözünü unutarak, yeniden sözleşmeli öğretmen alımına devam etmekte beis görmemiştir. Sözlerin bu kadar çabuk tüketildiği bu günlerde Türk Eğitim-Sen sözleşmeli öğretmenlere verdiği sözü unutmamıştır. Dolayısıyla sendikamız bu konuda bir gelişme olmaması halinde, tüm sözleşmeli öğretmenlerle birlikte Ankara’da büyük bir miting gerçekleştirecektir. Tüm illerden Ankara’ya gelecek olan sözleşmeli öğretmenlerle yapacağımız miting’de ÇUBUKÇU’ya verdiği söz en sert şekilde hatırlatılacaktır. Ülkemizin artık sözleşmeli, ücretli ve vekil adı altında yapılan ve ucubeyi andıran bu istihdam türlerine son vermesi, tüm öğretmenlerin eşit haklardan yararlanarak, geleceklerini güvence altına alarak, insanca yaşayarak öğretmenlik yapması gerekmektedir. Eğitim-öğretimde başarı için bu şarttır.

 

EĞİTİME AYRILAN KAYNAK YETERSİZ

2009 yılında eğitime ayrılan bütçe ile eğitimin temel sorunlarını çözmek imkânsızdır. Bütçe, 2009 yılında yüzde 10,64 iken, 2010 yılında yüzde 9,84’e düşmüştür. Bütçenin aslan payı eğitime ayrılsa dahi, bu oran eğitimin sorunlarını çözmekten uzaktır. Çünkü eğitime ayrılan bütçenin yüzde 70’i personel giderlerine ayrılmaktadır. OECD 2009 yılı raporuna göre; eğitime yapılan kamusal harcamaların Gayri Safi Yurt İçi Hasıla’ya oranı Türkiye’de yüzde 1.9 iken; Avustralya’da yüzde 3.8, Yeni Zellanda’da yüzde 4.1,  İsveç’te yüzde 4.4, İngiltere’de yüzde 4, Hollanda’da yüzde 3.6’dır.

 

Türkiye’de öğrenciye çok az yatırım yapılmaktadır. OECD 2009 raporuna göre; Türkiye’de öğrenci başına düşen harcama miktarı ilköğretimde yıllık bin 130 dolar, ortaöğretimde yıllık bin 834 dolar, yükseköğretimde Ar-Ge faaliyetleri hariç 4 bin 648 dolardır. OECD ülkelerinde ise öğrenci başına harcama miktarı ilköğretimde yıllık 6 bin 437 dolar, ortaöğretimde yıllık 8 bin 006 dolar, yükseköğretimde yıllık 12 bin 336 dolardır.

 

USULSÜZ ATAMALAR HIZ KESMİYOR

Türkiye’de usulsüz atamalar furyası ne yazık ki Milli Eğitim Bakanı Nimet ÇUBUKÇU döneminde de devam etmektedir. Hatırlanacağı üzere Hüseyin ÇELİK, giderayak 1000 kişiyi usulsüz olarak atamış ve bu atamalar yargıya taşınmıştı. Yargı usulsüz atamaları birer birer iptal ederken, Nimet ÇUBUKÇU döneminde de usulsüz atamaya imza atıldı. Kırşehir’de bir sözleşmeli öğretmenin usulsüz olarak eş durumundan ataması yapıldı. Bununla ilgili Bakan ÇUBUKÇU hiçbir girişimde bulunmazken, eş durumundan tayin bekleyen binlerce sözleşmeli öğretmen büyük bir haksızlığa uğradı.

 

Türkiye artık milli eğitimde usulsüz atamaları deyim yerindeyse kanıksadı.  Haksızlığa, hukuksuzluğa uğrayan, mağdur olan eğitim çalışanları, haklarını yargıda aramaya başladı. Milli Eğitim Bakanlığı sorunların çözüldüğü değil, sorunların merkezi haline geldi ve Bakanlığın güvenirliliği zedelendi. Milli Eğitim Bakanlığı’nın eğitim çalışanları nezdinde güven telkin edebilmesi için Bakan ÇUBUKÇU’nun tüm usulsüz atamaları iptal etmesi ve eğitim camiasında usulsüzlüğe, torpile, adam kayırmaya fırsat vermemesi gerekmektedir.

 

YÖNETİCİ ATAMALARI MUAMMA OLARAK KALDI

Yönetici atama konusunda hala bir gelişme sağlanamamıştır. Yönetici atamalarında her valilik ayrı uygulama yapmakta, bu nedenle yönetici atamalarında uygulama birliği sağlanamamaktadır. Bu noktada Milli Eğitim Bakanı Nimet ÇUBUKÇU hiçbir girişimde bulunmamaktadır. Kurumlar hala vekâleten yönetilmekte, eğitim ehil olmayan kişilerin elinde oyuncak olmaktadır. Ne Milli Eğitim Bakanı Nimet ÇUBUKÇU, ne de MEB Müsteşarı Muammer Yaşar ÖZGÜL, binlerce vekil/geçici yöneticinin asaleten atanması için ülke genelinde ortak bir çalışma takvimi ortaya koyamamaktadır. Yönetici atamalarında tam bir kargaşa hâkimdir. Bugün muamma haline gelen yönetici atamaları, aslında eğitimin beceriksiz ellerde ne hale geldiğinin bir en yalın fotoğrafıdır.

 

Eğitim-öğretim alanında faaliyet gösteren tüm kurumlarda çalışan hizmetli, memur, teknisyen v.b. eğitim çalışanları ise hem ekonomik hem de sosyal haklar yönünden üvey evlat muamelesine tabi tutulmaktadır. Bunların, görev tanımları olmadığı gibi atama ve yer değiştirmelerine yönelik bir yönetmelik dahi yayınlanmamıştır, ayrıca görevde yükselme konusundaki sıkıntıları hala devam etmektedir.

 

İşte tüm bu sorunlar, 2009 yılına damgasını vurmuştur. Bu nedenle 2009 yılı gerek eğitim sistemimiz, gerekse eğitim çalışanlarımız için karabasana dönmüştür. Umuyoruz ki, 2010 yılı eğitim-öğretimle ilgili kangren haline gelen sorunlara çözüm bulunduğu, eğitimcilerin huzur içinde görev yaptığı, öğrencilerimizin başarıyı yakaladığı bir yıl olur.

 

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.