KPSS'de MAĞDURİYETLERİN GİDERİLMESİ İÇİN 70 BİN ATAMA YAPILMALIDIR

            Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk’un, 2010-2011 eğitim-öğretim yılına ilişkin değerlendirmesidir.

 

2010-2011 Eğitim-Öğretim Yılı başlıyor. Öğrenciler, öğretmenler ve eğitim çalışanları yoğun bir yıla daha “merhaba” diyecek. Ancak bu eğitim-öğretim yılına da sorunlar katlanarak büyüdü.

 

MEB, KPSS SKANDALINDA MAĞDURİYETLERİN GİDERİLMESİ İÇİN 70 BİN KADROYA ATAMA YAPMALIDIR

Okullar, KPSS’de yaşanan skandal ile eğitim-öğretime başlayacak. Bilindiği gibi, Türk Eğitim-Sen KPSS’de soruların sızdırıldığını belgeleriyle ortaya koymuştu. KPSS skandalıyla çürümüşlüğün her alana yayıldığı gün yüzüne çıktı. Konuyla ilgili soruşturma sürerken, Ağustos ayında yapılacak öğretmen atamaları ertelendi. Bu skandal nedeniyle öğretmen adayları ve öğrenciler mağdur oldu. Zira okullar öğretmen açığı sorunu ile açılacak. Bakanlık bu süreçte, öğretmen açığını gidermek amacıyla ücretli öğretmen alacağını açıkladı. Milli Eğitim Bakanlığı’nın kadro bekleyen öğretmenleri ücretli olarak istihdam etmesi fırsatçılıktır. MEB’in KPSS’yi bahane ederek, ücretli öğretmen istihdamı yapmayı planlaması vurgundan pay alma çabasıdır.

 

Bugün Milli Eğitim Bakanlığı’nın tahsis edilen 70 bin öğretmen kadrosu bulunmaktadır. Türk Eğitim-Sen olarak KPSS soruşturmasının en kısa sürede sonuçlanmasını ve bunun ardından KPSS’de yaşanan mağduriyetin giderilmesi için MEB’in 70 bin boş kadroya atama yapmasını istiyoruz. Zira 30 bin öğretmen ataması öğretmen açığını gidermeye yetmeyecektir. 70 bin öğretmen atamasının yapılması, hem KPSS’de mağdur olan öğretmen adaylarını bir nebze olsun rahatlatacak hem de öğretmen açığı sorununa çare olacaktır. MEB, KPSS’yi bahane ederek, ücretli öğretmen çalıştırmamalıdır. KPSS sonuçlarına bağlı olmayan kurumlararası ve açıktan atamalar ise bir an önce yapılarak, öğretmenler ihtiyaç olan bölgelere gönderilmelidir.

 

Türkiye’de atanmayı bekleyen 370 bin öğretmen adayı vardır. Yıllar geçtikçe atanmayı bekleyenlerin sayısı giderek artmaktadır. Atanmayı bekleyen öğretmen sayısı ile atanan öğretmen sayısı arasındaki büyük uçurum nedeniyle öğretmen adayları büyük mağduriyet yaşamaktadır. Eğitim fakültelerinden mezun olmasına rağmen, yıllarca atanmayı bekleyen öğretmen adayları psikolojik olarak çökmüş durumdadır. Türkiye’de öğretmen atamaları belli bir plan dâhilinde, ihtiyaçlara ve beklentilere uygun şekilde yapılmalıdır.  Eğitim fakülteleri de ihtiyaca göre öğrenci almalıdır.

 

SÖZLEŞMELİ ÖĞRETMENLER 450 GÜNDÜR KADROYA GEÇİRİLMEYİ BEKLİYOR

Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu’nun sözleşmeli öğretmenlere verdiği sözün üzerinden tam 450 gün geçti. Bu süreçte sözleşmeli öğretmenler kadroya alınmadığı gibi,  sözleşmeli öğretmen alımına da devam edildi. Sözleşmeli öğretmenler artık Bakanlıktan umudunu kesmiştir. Sözleşmeli öğretmenlerin Milli Eğitim Bakanlığı’na ve Bakan Çubukçu’ya güveni kalmamıştır. Bakan Çubukçu da, verdiği sözün altında ezilmiştir.

 

Türk Eğitim-Sen olarak MEB’in sözleşmelilerin kadroya geçirilmesi konusunda samimiyetsiz olduğunu düşünüyoruz. Güvencesiz ve kuralsız çalıştırmayı adet haline getiren Milli Eğitim Bakanlığı artık bu alışkanlığından vazgeçmelidir. Hüseyin Çelik tarafından getirilen kadrolu öğretmenlik dışındaki öğretmen istihdamı Türkiye’de öğretmenlik mesleğini kölelik mesleği haline getirmiştir.

 

Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu, bir an önce sözünü tutmalı ve tüm sözleşmeli öğretmenleri herhangi bir şarta bağlı kalmaksızın kadroya geçirmelidir. Öte yandan okullarda öğretmen açığının yanı sıra derslik açığı da çözümlenememiştir. Okul öncesi eğitimin Türkiye geneline yaygınlaştırıldığı düşünüldüğünde, tekli eğitime geçilmesi ve çağ nüfusunun tamamının okula gitmesi durumunda öğretmen ve derslik açığı daha da artacaktır. Milli Eğitim Bakanlığı’nın önümüzdeki yıllar için ciddi tedbirler ortaya koyması gerekmektedir.OECD Bir Bakışta Eğitim 2010 Raporuna göre; OECD ülkelerinde ilköğretimde derslik başına düşen öğrenci sayısı 21,6’dır. Bu rakam, Avusturya’da 19,3; Danimarka’da 19,6; Yunanistan’da 16,8; İtalya’da 18,7; Lüksemburg’da 15,7; Portekiz’de 18,8’dir. Türkiye’de ise MEB 2009-2010 istatistiklerine göre ilköğretimde derslik başına düşen öğrenci sayısı 32’dir. Bu rakam İstanbul’da 46, Ankara’da 36, Bursa’da 38, Adana’da 39, Van’da 45, Şanlıurfa’da 53’tür.

 

OECD Bir Bakışta Eğitim 2010 Raporuna göre; öğretmen başına düşen öğrenci sayısında OECD ülkeleri ortalaması ilköğretimde 16,4, ortaöğretimde 13,7’dir. Öğretmen başına düşen öğrenci sayısı İspanya’da ilköğretimde 13,1, ortaöğretimde 9,8; Belçika’da ilköğretimde 12,6, ortaöğretimde 9,9; Macaristan’da ilköğretimde 10,6, ortaöğretimde 11,6’dır. Türkiye’de ise öğretmen başına düşen öğrenci sayısı ilköğretimde 22, ortaöğretimde 18’dir. Ancak ilköğretimde öğretmen başına düşen öğrenci sayısı İstanbul’da 28, Ağrı ve Van’da 31, Gaziantep ve Şırnak’ta 30, Şanlıurfa’da 33’tür.   

 

OECD Bir Bakışta Eğitim 2010 Raporuna göre; eğitim kurumlarına yapılan harcamaların Gayrisafi Yurtiçi Hasıla’ya oranında OECD üyesi ülkelerin ortalaması yüzde 5,7’dir. Bu oran ABD’de yüzde 7,6, İngiltere’de yüzde 5,8, Rusya’da yüzde 7,4, İsveç’te yüzde 6,3, Norveç’te yüzde 5,5, Danimarka’da yüzde 7,1, Meksika’da yüzde 5,7, İzlanda’da yüzde 7,8, Yeni Zellanda’da yüzde 5,9, Brezilya’da yüzde 5,2’dir. OECD Bir Bakışta Eğitim 2009 Raporuna göre eğitim kurumlarına yapılan kamusal harcamaların GSYİH’ya oranı Türkiye’de yüzde 2,7’dir. Türkiye’de okullaşma oranları da istenilen düzeye ulaşamamıştır. Okul öncesinde okullaşma oranları 38,55, ilköğretimde 98,17, ortaöğretimde 64,95’tir. Kızlarda okullaşma oranları erkeklere göre daha düşüktür. Okul öncesinde okullaşma oranı erkeklerde yüzde 39,17, kızlarda yüzde 37,91; ilköğretimde erkeklerde 98,47, kızlarda 97,84; ortaöğretimde de erkeklerde yüzde 67,55, kızlarda yüzde 62,21’dir.

 

OECD Bir Bakışta Eğitim 2010 Raporuna göre; öğrenci başına yapılan harcamada OECD ülkeleri ortalaması okul öncesinde yıllık 5 bin 447 dolar, ilköğretimde 6 bin 741 dolar, ortaöğretimde 8 bin 267 dolar, yükseköğretimde 12 bin 709 dolardır. OECD Bir Bakışta Eğitim 2009 Raporuna göre Türkiye’de öğrenci başına düşen harcama miktarı yıllık ilköğretimde bin 130 dolar, ortaöğretimde yıllık bin 834 dolar, yükseköğretimde Ar-Ge faaliyetleri hariç 4 bin 648 dolardır. Tüm bunların yanı sıra öğretmenler ve eğitim çalışanları düşük ücretler ile yeni eğitim-öğretim yılına başlamaktadır. Dünyadaki meslektaşlarından çok daha az kazanan öğretmenler ve eğitim çalışanları, zor şartlarda geçimlerini sağlamaktadır. Hükümet, yaptığı komik zam oranları ile kendi vatandaşını bile bile yoksulluğa sürüklemektedir. Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu göreve geldiği günden bu yana ne öğretmen ne de diğer eğitim çalışanlarının ekonomik sorunlarını çözmek adına tek bir katkı sağlamamıştır.

 

HİÇKİMSE ÇOCUKLARIN EĞİTİM HAKKINI ENGELLEYEMEZ

Diğer yandan BDP, ana dilde eğitim için bölgede okulların bir hafta boykot edileceğini öne sürdü. Velilerin çocuklarını 20- 25 eylül tarihlerinde okula göndermeyeceklerini söyleyen zihniyet, çocukların eğitim hakkını engellemeye çalışmaktadır. Çocukların eğitim hakkının engellenmesi anayasal bir suçtur. Bu zihniyet öteden beri çocuklar üzerinden siyaset yapmaktadır. Çocukları kullanan, onları kirli emellerine alet edenler, bu kez başarılı olamayacaklardır. Biz ailelerin böyle bir komplo içinde yer almayacağına inanıyoruz. Ana dilde eğitim isteyenler, iki dilli bir devlet yaratmanın, ülkeyi bölmenin peşindedir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti bu oyuna gelmeyecektir. Hükümet bu konuda BDP’ye pirim vermemeli, savcılar bu kararı alanlara Türkiye’nin bir hukuk devleti olduğunu en sert şekilde hatırlatmalıdır.  Kamuoyuna saygıyla duyurulur.