FÜZE KİME KALKAN OLACAK ?

         Genel Başkan İsmail Koncuk, Türkiye'ye füze kalkanı sistemi kurulması konusundaki görüşlerini basın açıklaması yaparak kamuoyu ile paylaştı. 

          İşte Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk'un Türkiye'ye füze kalkanı sistemi kurulmasıyla ilgili endişeleri ve tereddütleri dile getirdiği basın açıklaması metni...

           FÜZE KİME KALKAN OLACAK?

        ABD’nin uzun zamandır gündemde tuttuğu İran ile ilgili tehdit algılaması ve buna ilişkin füze kalkanı projesi yeni bir mecraya girdi. İktidar, füze kalkanının Türkiye’ye yerleştirilmesini kabul etti.

 

Görünen o dur ki; Amerika’nın çıkarları için ülkemiz ateşe atılıyor. Herkesin kabul ettiği gibi füze kalkanı, ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nin bir parçasıdır. Bu projenin eşbaşkanlığını yürüten Başbakan’ın Libya’da, Mısır’da, Suriye’de on binlerce Müslüman’ın öldüğü çatışmalara yaklaşımı, Türkiye’nin bir ateş çemberinin içine atıldığının en açık göstergesidir.
 

Füze kalkanı ve Büyük Ortadoğu Projesi ile birlikte Türkiye, dost ve düşman algısını, ABD ve İsrail’e göre belirlediğini ortaya koymuştur. Gelişmeler, Türkiye’nin güvenliğinin ve bağımsızlığının tehdit altında olduğunu göstermektedir. Ancak tehdidin kaynağı, iktidarın zannettiği gibi komşularımız ve diğer Asya ülkeleri değildir. Füze kalkanının Türkiye’nin korunması ile bir ilgisi yoktur. Kalkan, tamamen İran’ı düşman ülke olarak gören ABD ve İsrail’in çıkarlarının korunmasına yöneliktir. Peki, gerçekten İran’ın ABD’ye veya bir NATO ülkesine saldırma planı var mıdır? Hayır. Öyleyse bu projesinin amacı nedir? ABD, İran’ı işgal ederken ona topraklarını kullandıracak müttefiklerinin korunması… Bunun en açık göstergesi 11-15 Ekim 2010’da Brüksel’deki NATO zirvesi toplantısının öncesinde Amerikan Savunma Bakanlığı’nın Avrupa ve NATO politikalarından sorumlu üst düzey yetkilisi Jim Townsend’in “ABD’nin İran’a karşı konuşlandırmak istediği füze kalkanı sisteminin Türkiye’de kurulması gerektiği ve projeye Türkiye’yi dâhil ettikleri” yönündeki açıklamasıdır. Ardından NATO Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen’in Avrupa mobil füze kalkanı projesinin, bütün NATO üyelerini kapsaması gerektiğini belirterek “İran tehdidi açıktır, NATO olarak buna karşı füze kalkanı sistemini kurmalıyız” diye Türkiye’den destek istemesiyle, füze kalkanının İran’a karşı kurulacağı bir kez daha yetkililerce teyit edilmiştir.
 

Böylece Türkiye, bütün Avrasya’dan koparılmak ve bölgede Amerikan jandarması haline getirilmek istenmektedir. Bu durum, Türkiye’yi açık hedef haline getirmektedir. Böyle bir durumda Türkiye çatışmaların tarafı değil, Müslüman kanı dökülmesini önleyen etkin bir barış unsuru olmalıdır.
 

Görüyoruz ki, gelişmiş ekonomiler çökmek üzeredir. Bu ülkeler, ekonomik çöküşten kurtulmak için umutlarını Ortadoğu’nun zenginliklerine bağlamışlar. Bölgemizde çıkacak çatışmalar sonucunda silah satışları patlayacak, Ortadoğu’nun zenginlikleri ve doğal kaynaklarına el konularak, ekonomik çöküşten çıkılacak ve Ortadoğu ülkeleri istenilen şekilde dizayn edilerek İsrail’in güvenliği de sağlanmış olacaktır. Tabii bunun bedeli de işgal, iç çatışmalar ve milyonlarca Müslüman’ın akacak kanıdır.
 

Füze kalkanının ülkemizde konuşlandırılmasının kabulü ile Ankara, büyük bir fırsatı tepmiştir. Eğer “hayır” deseydik, gerçekten bağımsız politikalar izleyebilen, kendi çıkarlarını sonuna kadar koruyan, emperyalizme ve sömürgeciliğe karşı duran, güçlü bir devlet olarak kendimizi bölgesel güç olmanın ötesine götürecek rüzgârları yakalayabilirdik.
 

Unutmayalım ki, ABD bu kalkanı boşuna kurmuyor ve kullanılması için gerek olduğunda canı yanan İran karşısında Türkiye, hedef haline gelecektir. Böyle bir durumda İran, 20 bin km uzaktaki Amerikan hedeflerini değil ona yataklık eden en yakınındaki Türkiye’nin önemli şehirlerini vuracaktır.
 

Daha önce Ermeni sorunu, Ege kıta sahanlığı, azınlıklar, Kıbrıs gibi konularda “sıfır sorun” iddiası ile tavizler veren iktidar bugün ne olmuştur da bölgedeki tüm Müslüman ülke yönetimlerini kendisine hedef seçmiştir? “Komşularla sıfır sorun” diyerek çıktığımız yolda, kendimize yeni düşmanlar peydah ederek yürüyoruz. Libya’yı İzmir’den havalanan uçaklar vuruyor. Suriyeli muhaliflerin Türkiye tarafından silahlandırıldığı belirtiliyor. Ortadoğu’daki yönetim muhalifleri Türkiye tarafından fonlandıklarını itiraf ediyorlar. Avrupa ülkeleri, demokratikleştirdikleri(!) ülkelerin kaynaklarını nasıl paylaşacaklarını belirlemek üzere toplantılar düzenliyor. Bu ülkelerin yeniden inşasını gerçekleştirecek firmalar belirleniyor.  Afganistan, Irak, Cezayir, Mısır, Libya, Suriye istikrarsızlığa terk edilmiş durumda ve sırada İran’ın olduğunu bilmeyen yok. Ortadoğu’daki bu gelişmelerin en çok İsrail ve ABD’nin işine yaradığı biliniyor. Mademki, füze savunma sistemi, öncelikle İsrail’e kalkan olmak üzere konuşlandırılmaktadır. Öyle ise Türkiye ile İsrail arasında son yıllarda tırmandırılan gerilim ne derece ciddiye alınmalıdır? Bu durumda 400 yıldır hiç savaşmadığımız, 1639 yılındaki Kasr-ı Şirin Anlaşması ile bugünkü sınırlarımızı belirlediğimiz İran, neden bizim düşmanımız oluyor?
 

Projeyi herkes biliyor ama kafamızı kuma gömerek çevremizdeki olayları gördüğümüzü iddia ediyoruz! Martin Niemöller’in şu sözleri, gerçekleri gördüğü halde sesini çıkarmayanlar için bir ders niteliğindedir: “Naziler komünistleri götürdüklerinde sustum. Çünkü ben komünist değildim. Sendikacıları götürdüklerinde sustum. Ben sendikacı da değildim. Sosyalistleri içeri aldıklarında sesimi çıkarmadım. Ben sosyalist değildim. Yahudileri tutukladıklarında sustum. Çünkü ben Yahudi değildim. Beni götürdüklerinde, geride artık karşı çıkabilecek kimse kalmamıştı.” Türkiye, Büyük Ortadoğu Projesi’nin operasyon alanı içindedir ve sıra bir gün bize de gelecektir. Birgün ülkemizin de benzer senaryoların sahnesi olmasını istemiyorsak, bugünden bir şeyler yapmak zorundayız; aksi halde çevremizde haklarımızı savunacak kimse kalmayacak.
 

Yurtta barış, dünyada barış ilkesini benimsemiş bir ülkenin, göz göre göre çatışmaların içine atılması kabul edilemez! Türkiye, olaylara İsrail gözlüğü ile bakamaz; Amerika’nın jandarması olamaz! Topraklarımız küresel eşkıyanın silah deposu haline getirilemez! Milletimiz, başkalarının çıkarları için ateşe atılamaz! İsrail’in güvenliği için, Ortadoğu insanının malı olan kaynakların sömürülmesi için milyonlarca Müslüman kanının dökülmesine göz yumulamaz!