GENEL BAŞKAN;2013'E MERHABA DERKEN

GENEL BAŞKAN İSMAİL KONCUK KÖŞE YAZISINDA 2013 YILINA GİRERKEN, 2012 YILINI DEĞERLENDİRDİ

2012 yılının sonlarına geldiğimiz bu günlerde 2013 yılı ile ilgili ekonomik hedefler de netleşmeye başladı. 2013 yılına ilişkin Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı, TBMM Genel Kurul gündemine geldi. Tasarı incelendiğinde 2012 yılında artan bütçe açığının ve tehlike sinyalleri veren cari açığın, yatırımların kısılması ve vergilerin artırılması yoluyla kapatılmaya çalışılacağı görülüyor.

2013 yılı için enflasyon hedefinin %5,3 ve büyüme hedefinin %4 olarak belirlenmesine rağmen toplam vergi gelirlerinin 279 milyar liradan 318 milyar liraya çıkması öngörülüyor. 2013 yılında vergi gelirlerine eklenmesi düşünülen 39 milyar TL, ortalama %14’lük bir vergi artışı anlamına geliyor. Buna göre vergi adaletsizliğinin temel nedeni olan dolaylı vergi kalemleri, KDV ve ÖTV tahsilâtlarında ise önümüzdeki yıl için %18’lik bir artış öngörülmüş. Bu da devlet, dolaylı vergiler yoluyla vatandaşın tepesine biraz daha binecek ve var olan adaletsizliği biraz daha körükleyecek demek oluyor.

Bütçe tasarısının dikkat çeken bir başka yönü ise 2012 yılında 29 milyar TL olması beklenen kurumlar vergisinde, önümüzdeki yıl için hiç artış öngörülmemiş olması. Yani Tasarıya göre önümüzdeki yıl Türkiye’de %4’lük bir büyüme; tüm mal ve hizmet fiyatlarında %5,3 ve toplanacak tüm vergilerde %14’lük bir artış olacak ama büyük şirketlerin ödediği vergiler hiç artmayacak. Bu ekonomik beklentiler ışığında, 2013 yılında büyük şirketlerden yeni vergi alınmayacağı ortaya çıkıyor. Buna göre mutlu azınlık, vergi artışlarından etkilenmeyecek. Bu vergiler de elbette başta memurlar olmak üzere, dar ve sabit gelirli kesimin cebinden çıkacaktır.

Türkiye’de toplam ödenen gelir vergisinin %55’ini ücretli çalışanlar ödemektedir. Dolayısıyla vergi yükü zaten çalışanların sırtına bindirilmiş durumdadır. Hal böyleyken vergi gelirlerini hedeflenen enflasyonun 3 kat üzerinde artırmak, 2013’ün çalışanlar adına vergi yılı olarak geçeceğini göstermektedir. Zaten kamu çalışanları bir üst vergi dilimine geçtikleri için hiçbir zaman yılın ikinci yarısında aldıkları maaş zamları ceplerine girmiyor. Aksine Eylül, Ekim aylarıyla birlikte maaşlarında azalmalar oluyor.

Bununla birlikte yükselen mal ve hizmet fiyatları da memurlarımızın belini iyiden iyiye büküyor. TÜİK, Kasım ayları itibarı ile son bir yıllık enflasyonu %6,37 olarak hesaplamış. Dolayısıyla 2012 yılında enflasyonun üç aşağı beş yukarı %6-7 olarak çıkacağı görülüyor. Her ne hikmetse her yıl memurlara enflasyon farkı ödenmesi gündeme geldiğinde enflasyonda aşağı yönlü bir hareket görüyoruz. Enflasyondaki bu düşüşün gerçeği ne kadar yansıttığı tartışılır. Çünkü özellikle memurlarımızın, dar ve sabit gelirli vatandaşlarımızın zorunlu tüketim kalıpları içinde yer alan mal ve hizmetlerin fiyatları yıllardır belli bir istikrar dahilinde artıyor. Öyle ki, son 10 yılın Kasım ayları dikkate alındığında TÜFE’deki artış toplamda %146 olmuşken; gıda, ulaşım, kira, ısınma, haberleşme, elektrik, temizlik gibi zorunlu tüketim kalemlerinin fiyatları ortalama %186 zamlanmıştır. Dolayısıyla dar ve sabit gelirlilerimizin cebine yansıyan enflasyon son 10 yılda açıklanandan 40 puan daha fazladır. Bu da bu dönemde vatandaşlarımızın alım gücünde reel olarak %27,4’lük bir azalmayı ifade etmektedir.

Benzer rakamlar, 2012 için de geçerlidir ve açıklanan enflasyon %6,37 olmasına rağmen, son bir yılda açlık sınırındaki artış %10,2 olmuştur. Yıllardır kamu görevlileri TÜİK’in açıkladığı enflasyona göre zam almakta ama gerçek enflasyona göre harcama yapmaktadır. Bu da memurların maaşlarının enflasyona yenik düşmesi ve her yıl erimesine neden olmaktadır. Memur, emekli, işçi, dul ve yetimler geçimini sağlamakta güçlük çekmekte; aldığı maaşın tamamını harcamak zorunda kalmaktadır. Açıklanan en son verilere göre tasarruflar, son 10 yılda %20’den %13’e düşmüş ve cumhuriyet tarihinin en düşük seviyesine gerilemiştir. Milletimizin elinde, avucunda hiçbir şey kalmamış, tüm gelirini zorunlu harcamalarına ayırmış ya da borcuna vermiştir.

Enflasyonda durum bu minvaldeyken, gelir dağılımı da her geçen yıl memurlar aleyhine bozulmaktadır. Bu konuda yetkilileri daha önce defalarca uyarmamıza rağmen, külfeti vatandaşa yükleyenler, nimeti mutlu azınlığa servis etmeye devam ettiler. Herkesten kazancı oranında vergi toplayarak, adil bir gelir dağılımı sağlamakla yükümlü olan iktidar, çok kazanandan az vergi alarak sistemli bir adaletsizliğe imza atmaktadır. 2002-2012 arasında Milli Gelir %256,6 oranında büyümüştür. Bu dönemde Milli Gelirdeki reel artış %75 olmuştur. Bu dönemde bir tarafta geliri enflasyon karşısında sürekli eriyen memurlar varken diğer tarafta parasına para katan mutlu bir azınlık yaratılmıştır. 2013 yılı bütçesinde memur, işçi, emekli, dul, yetim, gazi, şehit yakını gibi dar ve sabit gelirli vatandaşlara ayrılan ödenek, toplam milli gelirin yalnızca %7,1’idir. Milli Gelirin %92,9’unu mutlu azınlığa peşkeş çekmek, hangi adaletle bağdaşmaktadır? ÖTV ve KDV’ye %18 artış öngörüp, yatırımları azaltmak, sürekli garip gurebadan bahsedenlere hiç yakışmamaktadır.

Türkiye, dünyanın en büyük ekonomisine sahip 17. ülkesi olmuştur ama saydığımız etkenler bu zenginliğin tabana yayılmasına engel olmuştur. Bu nedenledir ki Türkiye; OECD ülkeleri içinde gelir dağılımı en bozuk üçüncü, yoksulluk oranı en yüksek beşinci ülke konumundadır. Bugün resmi rakamlara göre Türk milletinin %62,5’i yoksulluk tehdidi altında yaşamaktadır. Ekonomik hedefler gösteriyor ki; iktidarın bu durumu düzeltmek, yaşanan büyümeyi tabana yaymak, dar ve sabit gelirlilerin pastadan aldığı payı büyütmek gibi bir derdi yoktur. Anlaşılmıştır ki; bugüne kadar ekonomik büyümeden dar ve sabit gelirlilere pay vermeyen AKP iktidarı, 2013 yılında da mutlu azınlık için çalışacak, halkın sırtına binmeye devam edecektir.

Bu vesile ile herkesin yeni yılını kutlar, bol kazançlı, sağlıklı, mutlu, huzur dolu bir yıl geçirmelerini dilerim.