BAKAN ÇUBUKÇU’YU GÖREN VAR MI?

Abbas Güçlü’nün Milliyet Gazetesinde yayınlanan 7 Nisan 2010 tarihli köşe yazısı…

 

Türkiye günlerdir sınavları, dershaneleri, yanlış eğitim sistemini ve bu yüzden mahvolan hayatları konuşuyor.
Çocuklar çocukluğunu, gençler gençliğini yaşayamıyor.
Milli Eğitim Bakanlığı’nın yatırım bütçesinden çok daha fazlası sınav sektörüne gidiyor. Ama buna rağmen ne isteyen istediği okul ve alanda eğitim görebiliyor ne de eğitim sistemimizi “zavallılık”tan kurtarabiliyoruz.
Peki, bütün bunlar tartışılırken Milli Eğitim Bakanı nerede? Göreniniz, duyanınız var mı?
Bakan Çubukçu, hâlâ eğitime ve sorunlarına vakıf olabilmiş değil. Bu yüzden de ortalıkta fazla görünmüyor. Doğru olan bu mu? Evet demek mümkün değil.
Ne zaman hangi kritik konu gündeme gelse, üç maymunu oynuyor. Görmüyor, duymuyor, konuşmuyor. Oysa, tam aksine, söz konusu olan eğitim sistemi ve çocuklarımız olduğunda, olayları herkesten çok daha ayrıntılı bir şekilde gören de o olmalıdır, duyan ve en çok konuşan da.
Çünkü kamuoyu susan değil, duyan, gören ve konuşan bir bakan istiyor.
Örneğin şu günlerde binlerce veli ve öğrenciden “Kurtarın bizi şu
SBS belasından“ diye çığlıklar yükseliyor. Sınava hazırlanma yaşı ilköğretim 3. sınıfa kadar indi. Ama gören de yok, duyan da yok.
Bakan Çubukçu’nun kulaklarını tıkadığı, duymak ve görmek istemediği bir kesim de,
atama bekleyen öğretmenler. Sayıları 300 binden fazla. Moralleri berbat. Dokunsanız ağlayacaklar.
Kendilerinden ne istendiyse hepsini yerine getirmişler. Hayallerinin peşinden gidip kutsal mesleği seçmişler, bütün sınavlardan yüzlerinin akıyla çıkmışlar, bin türlü badireyi atlatmışlar ama yıllardır atamaları yapılmıyor. Onlar evlerinde moral erozyonuna uğrarken, eziklikten sokağa çıkamazken, adeta yoldan geçenler toplanıp öğrencinin karşına öğretmen olarak çıkarılıyor. İşte onları asıl kahreden de bu.
Bakan Çubukçu, tıpkı sınavzede öğrenci ve aileler gibi onları da görmüyor, duymuyor, onlarla ilgili olarak konuşmuyor.
Umarız bir an önce varlığını hissettirir!..

Sözleşmeli öğretmenler
Ücretli öğretmenlerin yanı sıra 70 bine yakın da
sözleşmeli öğretmen var. Güya bugünlerde onlarla ilgili yasa TBMM’ye gelecek, yasallaşacak ve kademeli bir şekilde kadroya kavuşacaklardı. Ama hâlâ ne ses var ne de soluk. Ama öğretmenler perişan.
Çubukçu, bu çığlıklara daha ne kadar kulaklarını tıkayacak:
“Dört yıldır sözleşmeli öğretmen olarak çalışıyorum. Kadrolu öğretmenlerin sahip olduğu hiçbir haktan yararlanamıyoruz. Tayin hakkımız yok, idareci hiçbir zaman olamıyoruz, eş ve çocuk yardımı alamıyoruz, bir aydan fazla rapor verilmiyor, acil bir durumda uzun rapor aldığımızda ise derhal sözleşmemiz feshediliyor. İşimiz garanti değil. Acaba yarın ne olacak diye geleceğe güvenle bakamıyoruz. Öğrencilerimiz bize soruyor, ‘Öğretmenim, siz kadrolu musunuz, sözleşmeli misiniz?’ diye. Aradaki fark saymakla bitmez, büyük bir hayal kırıklığı yaşıyoruz. Daha önceki Milli Eğitim Bakanımız
Hüseyin Çelik, hizmet bölgelerinde çalışma sürelerini tamamlayan sözleşmeli öğretmenleri kadroya geçireceklerini söyledi. Ama aradan 1.5 yıl geçti hâlâ somut gelişme yok. Şimdiki Sayın Bakanımız da sözleşmeli öğretmenliğin çalışma barışını bozduğunu, sözleşmeli öğretmenlerin kadroya geçirileceğini söyledi. Ancak bu zamana kadar herhangi bir gelişme olmadı. Bizler ikinci sınıf öğretmen olmak istemiyoruz. Psikolojimiz bozuldu. KPSS’ye mi çalışalım, yoksa öğretmenlik mi yapalım? Somut bir gelişme olmasını bir an önce istiyoruz...”

Meclis araştırması
CHP Sinop Milletvekili Engin Altay’ın, atanamayan öğretmenlere yönelik verdiği araştırma önergesi bugün TBMM’de oylanacak. 13.30’da başlayacak görüşmelerden bakalım nasıl bir sonuç çıkacak? İktidar milletvekilleri, önerge muhalefetten geldi diye sorunları hiç dikkate almadan ret mi edecekler yoksa duyarlılık gösterip destek mi verecekler hep birlikte göreceğiz.
Umarız sorunları halının altına süpürmezler...
Özetin özeti: Eğitim sistemi SOS veriyor. Ama nedense kimse bunu görmek istemiyor...