SAYIN DİNÇER BİR KERE DE DOĞRU BİRŞEY SÖYLE...

Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk’un öğretmenlerin çalışma saatleri ve ücretleri ile ilgili yaptığı basın açıklamasıdır.

 

SAYIN DİNÇER BİR KERE DE DOĞRU BİRŞEY SÖYLE…

Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, göreve geldiğinden beri alışkanlık yaptığı üzere, kendisine yine öğretmenleri hedef seçmiştir. Hatırlanacaktır, daha önce atama bekleyen öğretmenlere ‘başka iş bulsunlar’ şeklinde öneride bulunan, ‘öğretmenler artık üç ay tatil yapamayacak’ diyerek, aslında öğretmenlerin iki ay tatil yaptığından habersiz olan ve bu konudaki bilgisizliğini gözler önüne seren Dinçer; bu kez de öğretmenlerin çalışma saatlerine ilişkin soru önergesine verdiği cevapta gerçekleri çarpıtan açıklamalar yapmıştır.

Bakalım Sayın Bakan ne demiş: “Ülkemizde 180 iş günü veya 38 hafta olan bir eğitim öğretim yılında saat olarak net öğretim süresi ilköğretimde 639, ortaöğretimde ise 567’dir.  Bu rakamlar OECD ülkeleri genelinde devlet okullarındaki ortalamanın altında bulunmaktadır. OECD ortalaması; yıllık saat olarak net öğretim süresi bazında ilköğretimde 779, ilköğretim ikinci kademede 701, ortaöğretimde ise 656 saattir.” Ayrıca Bakan Dinçer OECD raporunda Türkiye’de öğretmenlerin yıllık zorunlu toplam çalışma süresi olarak gösterilen 1.808 saatin, aslında memurların çalışma saati olduğunu ileri sürmüştür.

         AKP’nin Milli Eğitim Bakanlarının öğretmenlere yönelik hasmane tutumu dikkatlerden kaçmamaktadır. Eski Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik de, öğretmenlerin iki gün çalıştığını iddia etmiş ve öğretmenleri aşağılamıştı. Bugün Bakan Dinçer’in tutumu da Hüseyin Çelik’ten farklı değildir.

Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer kamuoyunu yanlış yönlendirerek, öğretmenleri toplumda ekonomik ve sosyal haklar ile çalışma saatleri konusunda üst bir konuma yerleştirmeye çalışmaktadır. Öğretmenler ülkemizde çok iyi şartlara sahipmiş gibi bir izlenim yaratılmak istenmektedir. Öte yandan Bakan eğitim konusundaki bilgisizliğinin, tecrübesizliğinin de kurbanı olmaktadır. Anlaşılan bürokratları Sayın Bakanı uyarmamakta, hatta Bakanı yanlış yönlendirmektedir. Tabi bu durum Milli Eğitim Bakanlığı’nın ehil insanlar yerine, işletmeciler tarafından yönetilmesinden de kaynaklanmaktadır. Ancak bu yaşananlar Bakanın giderek puan kaybetmesine, kredisini tüketmesine yol açmaktadır.

Öncelikle belirtmek isteriz ki; öğretmenler ile ilgili sadece girdiği ders saati sayısına göre ya da okulda bulunması gereken süreye göre bir değerlendirme yapmak, öğretmenlerin iş yükünü doğru ifade etmeyecektir. Öte yandan ülkemizde öğretmenlerin hemen hemen tamamı eğitim-öğretim saati dışında da çalışmaktadır. Şöyle ki; öğretmenlerin derse hazırlanması, veli toplantısı, sınav kâğıdı hazırlama, sınav kâğıtlarını okuma, öğrencilere danışmanlık hizmetinde bulunma, idare ile yapılan toplantılar, Bakanlık tarafından düzenlenen toplantılara ya da seminerlere katılma, üst amirler tarafında görevlendirilerek çeşitli programlara katılma ya da bu programları organize etme, nöbet tutma, koordinatörlük öğretmenlerin ders saati dışında yaptığı çalışmalardır. Bu nedenle Bakanın yaptığı gibi öğretmenlerin sadece girdiği ders saati sayısını vermek gerçekleri saptırmak ve kamuoyuna yanlış bilgi vermek anlamına gelecektir.  Dolayısıyla “OECD Bir Bakışta Eğitim Raporu” nda ülkemizde öğretmenlerin yıllık toplam zorunlu çalışma saati 1.808 saat olarak belirlenmiştir. Bu rakam Kore’de 1680 saat, İspanya’da 1.425 saat, Çek Cumhuriyeti’nde 1.664 saat, İngiltere’de 1.265 saat, Hollanda’da 1.659 saat, Polonya’da 1.480 saat, İskoçya’da 1.365 saat, Slovak Cumhuriyeti’nde 1.560 saat,  Portekiz’de 1.464 saattir. OECD ülkelerinin ortalaması ise 1.665 saattir.

Buna göre Türkiye’de bir öğretmen Koreli meslektaşına göre 128 saat, İspanyol meslektaşına göre 383 saat, Çek Cumhuriyeti’ndeki meslektaşına göre 144 saat, İngiliz meslektaşına göre 543 saat, Hollandalı meslektaşına göre 149 saat, Polonyalı meslektaşına göre 328 saat, İskoçya’daki meslektaşına göre 443 saat, Slovak Cumhuriyeti’ndeki meslektaşına göre 248 saat, Portekizli meslektaşına göre 344 saat fazla çalışmaktadır. Türkiye’deki öğretmenler OECD ülkelerine ortalamasına göre ise 143 saat fazla çalışmaktadır.

Bugünlerde konuşulan sadece öğretmenlerin çalışma saatleri değildir. Öğretmen maaşları ile ilgili de polemik başlamıştır. Boğaziçi Üniversitesi dekanının öğretmen maaşını aylık 1700 euro olarak ifade etmesi de büyük bir skandaldır. Ülkemizde şu anda en düşük derecede görev yapan bir öğretmen 1.590 TL, en yüksek derecede görev yapan bir öğretmen ise 1.856 TL ücret almaktadır. Ek ders ücreti almayan ve göreve yeni başlayan bir öğretmen aylık 879 dolar, yıllık 10 bin 548 dolar; ek ders ücreti almayan ve en üst derecede görev yapan bir öğretmen de aylık 1.026 dolar, yıllık 12 bin 312 dolar kazanmaktadır.

Bir sınıf öğretmeni ise aylık 450 TL ek ders ücreti almaktadır. Göreve yeni başlayan bir sınıf öğretmenin maaşı ek ders ücreti ile birlikte 2.040 TL, en yüksek derecedeki bir sınıf öğretmenin maaşı da ek ders ücreti ile birlikte 2.306 TL’dir. Buna göre en düşük derecedeki bir sınıf öğretmeni ek ders ücreti ile birlikte aylık 1.130 dolar, yıllık 13 bin 560 dolar; en yüksek derecedeki bir sınıf öğretmeni de ek ders ücreti ile birlikte aylık 1.277 dolar, yıllık 15 bin 324 dolar kazanmaktadır. Branş öğretmenlerinin maaş durumu ise sınıf öğretmenlerinden farklıdır. Bazı branş öğretmenleri ek ders ücreti alabilirken, bazıları da hiç ek ders ücreti alamamaktadır. Bir branş öğretmenin de ortalama 200 TL ek ders ücreti aldığını düşündüğümüzde göreve yeni başlayan bir branş öğretmeni 1.790 TL, en yüksek derecedeki bir branş öğretmeni de 2.056 TL ücret almaktadır. Bu da göreve yeni başlayan bir öğretmenin aylık 990 dolar, yıllık 11 bin 880 dolar; en üst derecedeki bir öğretmenin de aylık 1.137 dolar, yıllık 13 bin 644 dolar kazanması anlamına gelmektedir.

Öte yandan Bakan Dinçer çalışma saatleri ile ilgili OECD ülkelerini örnek gösterirken, en önemli karşılaştırmalardan birisini kamuoyu gözünden saklamaktadır. Şöyle ki; öğretmen maaşlarında OECD ülkeleri ile Türkiye arasında büyük farklılıklar bulunmaktadır. OECD Raporuna göre; ilköğretimde göreve yeni başlayan bir öğretmen İtalya’da yıllık brüt 28 bin 907 dolar, en üst derecedeki bir öğretmen 42 bin 567; Danimarka’da göreve yeni başlayan bir öğretmen yıllık brüt 46 bin 950 dolar, en üst derecedeki bir öğretmen 54 bin 360; İngiltere’de göreve yeni başlayan bir öğretmen yıllık brüt 32 bin 189 dolar, en üst derecedeki bir öğretmen 47 bin 047 dolar, Kore’de göreve yeni başlayan bir öğretmen yıllık brüt 30 bin 522 dolar, en üst derecedeki öğretmen 84 bin 650 dolar, Lüksemburg’da göreve yeni başlayan bir öğretmen yıllık brüt 51 bin 799 dolar, en üst derecedeki bir öğretmen 113 bin 017 dolar kazanırken; Türkiye’de ilköğretimde yıllık brüt 25 bin 536 dolar, en üst derecedeki bir öğretmen 29 bin 697 dolar kazanmaktadır. Bu rakamlar satın alma gücü paritesine göre hesaplanmıştır. Dolayısıyla ülkemizde öğretmenlerin eline geçen net rakam tabi ki bu değildir.

Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi, ülkemizde öğretmen maaşları yıllık 10 bin ile 15 bin dolar arasında değişmektedir. Ancak OECD Raporunda yer alan ve öğretmen maaşlarını gösteren bu karşılaştırma Türkiye ile OECD ülkeleri arasındaki farkı gözler önüne sermek açısından önemlidir.

Bakan Dinçer’in yaptığı bu açıklamaları Maliye Bakanı ya da Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı yapmış olsaydı bu kadar yadırgamazdık.

Zira bir Milli Eğitim Bakanından beklenen; personelini tahkir eden karşılaştırma ve açıklamalardan ziyade, sorumluluğunu taşıdığı çalışanların durumlarını iyileştirmeye dönük gayretleri sergilemesidir.

Tüm bu rakamlar ışığında Bakan Dinçer’in yanlışlıklarla dolu açıklamasını bir an önce düzeltmesini istiyoruz. Herkes bilmelidir ki; öğretmenler her önüne gelenin horlayacağı ve değersizleştireceği zavallı insanlar değildir.

Bu ülkenin temel yapı taşları olan öğretmenlerimizin ekonomik ve sosyal sorunları saptırılmadan, büyük bir titizlikle ele alınmalı ve tüm eğitim çalışanlarımızın koşulları düzeltilmelidir. Unutulmamalıdır ki; mutsuz öğretmenlerle gelecek nesilleri inşa etmek mümkün değildir. Ömer Dinçer’e Milli Eğitim Bakanı olduğunu bir kez daha hatırlatıyor, işletmeci Bakan anlayışından tez zamanda kurtulmasını istiyoruz. Aksi takdirde, Ömer Dinçer’e yönelik eleştirilerimiz, tepkilerimiz Milli Eğitim Bakanlığı koltuğunu kendisi açısından iğneli fıçı haline getirecektir.

 

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.