ERDOĞAN’IN BUSH (BOŞ) GÖRÜŞMESİ

ERDOĞAN’IN BUSH (BOŞ) GÖRÜŞMESİ

 Başbakan Recep Erdoğan’ın günlerdir medya maymunlarının marifetiyle pompalanan Beyaz Saray görüşmesi nihayet gerçekleşti. Lakin elde yine koca bir sıfır.
Kitle iletişim araçları bu kadar gelişmemiş olsa, vatandaşlarımız doğru habere ve bilgiye uluslar arası medya aracılığıyla kolayca ulaşamıyor olsaydı, Türk halkı gerçekleri göremeyecekti. Yalan ve kandırmalarla insanlarımızın ufkunu karartan “mütareke” basını sayesinde, Bush görüşmesinin “Boş bir görüşme” olduğunu, büyük bir yalan balonunun patladığını anlayamayacaktık.

Öylesine cüretkar bir basınımız var ki… Bizzat Beyaz Saray’da görüşmede bulunanlar bile göğüslerini gere gere olaya sahip çıkamaz durumdayken; medyamız acziyetimizi perdelemek için inanılmaz manevralarla kıvırtmaya devam ediyor.
Bush’un “büyük ağabey” edalarıyla asker sivil heyettekileri omuzlarını sıvazlayarak gönderdiğine, görüşmede yeni hiçbir şeyin gündeme gelmediğine ve hatta “sakın ha kendi başınıza iş yapmayasınız” gibilerinden ikazlarla saraydan uğurlandığımıza tüm dünya gibi biz de şahit olduk. Fakat bu apaçık gerçeğe rağmen Türk medyasının konuyu zorlama yorumlarla çarpıtmasını da gülerek izliyoruz. Görüşmenin içeriği hususunda söyleyecek çok fazla bir şey bulamayan medya maymunları, Erdoğan’ın Bush karşısında sergilediği “Beden dili’ nin karizmasından, etkileyiciliğinden ve ekabirliğinden dem vurmaktalar. Bu yolla dış politikamızın iflasını ve en haklı davamızda bile basiretsizliğimiz sayesinde nasıl bir acziyet içerisine düştüğümüzü kamufle etmeye çalışmaktalar. AKP dalkavukluğu uğruna basın ahlak ilkelerinin yerlerde süründürüldüğü bu iğrenç tiyatroyu ibretle seyrediyoruz.

Bölücü terör örgütü yaklaşık çeyrek asırdır ülkemizde kan akıtmakta. Güvenlik ve istihbarat güçlerimizin etkin mücadelesiyle, 1997’den sonra bir dönem neredeyse durma noktasına gelen terör saldırılarının son birkaç yılda tekrar artış gösterdiği herkesin malumu. Özellikle son aylarda saldırılarda ve kayıplarımızda fahiş bir artış görülmekte. Neredeyse şehit gelmeyen günümüz kalmadı. Milletimiz büyük bir infialle ayağa kalkmış, terörü ve destekçilerini lanetlemekte. Ancak aynı kararlılığı sorumluluk makamında olanlarda göremiyoruz. Günler “cek-cak”larla geçiştirilmekte; sözde üst düzey görüşmelerle vatandaşlarımızın öfke ve beklentilerinin soğuması beklenmekte.

Bir terör uzmanı değilim. Hangi yöntemlerle terörün kökünün kazınacağı, nasıl ortadan kaldırılacağını bilemem. Bu yolda yapılması gerekenleri tayin edecek devletimizin uzmanları mutlaka vardır. Ancak yüreği yanan her bir Türk vatandaşı gibi yapılmaması gerekenleri biliyorum.
Nedir bunlar?
Düşünce ve ifade özgürlüğü adına terörizme ve destekçilerine zemin oluşturacak açılımlar yapılmamalıdır.

Kocası hain örgütün içerisinde devletimize kurşun sıkarken, TBMM’de milletvekili sıfatıyla bulunulması demokrasi olarak algılanmamalıdır.
Hükümetimizin en tepesindekiler, ülkemizde yaşanan bir takım sorunları ifade ederken, yıllardır ihanet örgütü ve işbirlikçilerinin slogan haline getirdiği kavramları kullanmamalıdır.

Bizzat devletimizi yönetenlerce “Türkiyelilik” gibi uydurma sıfatlarla milli kimliğimiz örselenmemeli, etnik ayrımcılığa meşru zemin hazırlanmamalıdır.
Bölgemizdeki uluslar arası güç mücadelesinin taşeron araçlarından bir tanesinin PKK olduğu gözden kaçırılmamalı; terörün, yalnızca ülkemizdeki bir takım bölgesel sorunlardan kaynaklandığı düşünülmemelidir.
Bölücü eylem ve gösterilere demokrasi adına hoşgörü gösterirken; şehitlere sahip çıkmak ve terörün lanetlenmesi için yapılan gösteriler “toplumda kin  ve nefret uyandıran eylemler” ya da “şehitlerin kanı üzerinden siyaset yapmak” olarak adlandırılmamalı; toplumun psikolojisi bozulmamalıdır.

Canımızı yakan bölücü örgütün burnumuzun dibindeki inleri belliyken, yılanın başını ezmek için “bir yerlerden” icazet beklenmemelidir.
Silahlı bölücü örgütle mücadele siyasi manevralara meze yapılmamalı, teröristlere en sert tepkiler hiç vakit kaybetmeden verilmelidir. Onurlu ve güçlü bir devlet olan Türkiye Cumhuriyeti, bölücü örgütün sözde meşru temsilcileri ve bölgedeki çapulcu aşiret reisleriyle muhatap edilmemelidir.

Terör örgütünün, gözümüzün içine baka baka milyarlarca dolarlık ticari faaliyeti ve illegal oluşumları yönetmesine göz yumulmamalıdır. Bu çıkar şebekesine dahil olan her kişi ve kuruluşa en sert bir şekilde müdahale edilmelidir.

İşte kıymetli okuyucular, sadece bu birkaç husus bile artık yapılmıyor olsa inanın bölücü terör çok ciddi mevziilerini kaybetmiş olacaktır.
Peki, bizim gibi aciz Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının bildiği bu açık gerçekleri, cumhuriyeti yönetenler bilmiyorlar mı?
Ne diyelim… Demek ki bilmiyorlar!

Talip GEYLAN