MÜFREDAT TASLAĞINDA İNKILAP TARİHİ DERSİ ÜZERİNE

Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), Ocak ayı içerisinde bir müfredat taslağı hazırlayarak kamuoyunun bilgisine sundu. Türkiye, anayasa değişiklik teklifine odaklandığı için bu konu, kamuoyunun gündeminde yeterince yer bulmadı. 10 Şubat’a kadar askıya çıkarılan bu taslakla ilgili az da olsa muhtelif görüşler belirtildi. Konuya ilgi gösterenlerin bir kısmı, müfredatla ilgili bazı konuları öne çıkardı ve itirazlar ileri sürdü ki bunlar da hemen her zaman duymaya alıştığımız meselelerdi. Alışıldık bir şekilde, bu itirazlara karşı yine benzer savunmalar yapıldı. Yani yine eski tereddütlere ve kaygılara karşı, eski cevaplar verildi.

Müfredat taslağı, oldukça uzun ve ayrıntılı hazırlanmış. MEB Müsteşarı Yusuf TEKİN’in, bir gazeteye verdiği röportaja göre 400’ün üzerinde ders içeriği güncellenmiş. Bu çalışmalarda, 6.000’den fazla öğretmen ve öğretim üyesi çalışmış. 1 milyon kişiye görüş sorulmuş. Bunlar arasında üniversiteler, sivil toplum kuruluşları, aydınlar ve gazeteciler de varmış. Çalışmalarda, hiçbir dünya görüşü ve inanç ayrımı yapılmamış. Herkese eşit mesafede yaklaşılmış. Dediğimiz gibi bunlar hep, kaygıları gidermeye yönelik “miş-mış”lar. Taslağın İnkılap Tarihi dersi kısmına hızlıca bir göz atıldığında bile önemli bazı aksaklıklar ve eksiklikler çıkıyor. Örnek mi diyorsunuz, alın size aşağıda bazı örnekler.

İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük ders programı taslağının 18. sayfasında, şöyle bir ibare bulunuyor: “1915 olayları ile Ermeni Tehciri’ne ilişkin kanıtlara yer verilerek bu olayların günümüze yansımalarına ilişkin çıkarımda bulunulması sağlanır.” Bu ifadeyi okuyan herhangi biri, Ermeni meselesiyle ilgili ne düşünür acaba? Zira o kadar muğlak ve elastik bir ifade var ki meselenin hangi yönüyle ele alındığı ve meseleye hangi kafayla yaklaşıldığı oldukça şüpheli. Konunun hâlâ bir “milli (eğitim)” mesele(si) olmadığı, gayet açık bir şekilde sırıtıyor. Ama tabii bu tür meselelerde tarafsız olmak lazım! Neme lazım, stratejik ortağımız ABD’nin, girmek için can attığımız AB’nin sinirini bozmamak lazım. Varsın bizim vatandaşın siniri bozulsun, o önemli değil!

Aynı dersten bir başka örnek, daha doğrusu bir eksik. Gerek Osmanlı’nın son dönemiyle alakalı, gerek Milli Mücadele ile ilgili konularda, gerekse Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş aşamasında pek çok isim zikredilmiş. Ama bunların arasında Ziya GÖKALP yok. Türkiye’ye sosyoloji bilimini armağan eden düşünürümüz ne hikmetse atlanmış. Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün “fikirlerimin babası” dediği büyük yazar, dikkate alınmamış. Eh tabii, bu da normal. Adam, “Türkçülüğün Esasları”nı yazmış. Bu, Türk ve Türkçülük bize gelmez, semtimize uğramaz. Uğrayana da hoş bakamayız. Maazallah, Batı’nın ve Doğu’nun yayılmacı devletlerinin tepkisini çekmemek lazım. Peki ya, bu gavurlar bize “Türk” diyor derlerse de önemli değil. Onların bize ne dediğinin önemi yok, bizim ne hissettiğimiz önemli. Zaten öbür dünyada da bize sadece dinimiz sorulacak. Gerisinin önemi yok, at gitsin.

Eksiklerden konu açılmışken devam edelim. Yine aynı dersin taslak programının 26. sayfasında ne diyormuş bakalım. “Musul sorununda Türk ve İngiliz tezi üzerinde durulur.” Hakikaten bilimsel bir yaklaşım. Her iki tarafın tezi üzerinde duralım da yaptığımız değişikliklerle müthiş bir kavrama ve muhakeme gücü kazanacak çocuklarımız, kararı kendileri versinler. Bu arada, Musul sorunuyla ilgili iç ve dış etkenleri atlayalım. Onlar gereksiz. Hele hele “Şeyh Sait İsyanı”ndan hiç bahsetmeyelim. Adam şeyh. Çocuklar, şeyhleri kötü hatırlamasınlar, yanlış tanımasınlar. Zaten bizim Musul ile ne işimiz olur? Edirne ile Kars’ın dışında bir toprak parçası. Bizim, başkalarının toprağında gözümüz yok.

Eksiklerin yanında bir de çaktırmadan yapılan algı operasyonları var. Yine İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük ders programı taslağının 28. ve 29. sayfalarından iki ibare: “Tek parti iktidarı ve koalisyon kavramları açıklanarak 1960 sonrası kurulan tek parti ve koalisyon hükümetlerinin ülke siyasetine etkilerine değinilir.” ve “Koalisyonlar döneminde Türkiye’nin ekonomik durumu 24 Ocak ve 5 Nisan kararları ile 21 Şubat krizi bağlamında ele alınır.”. Şimdi bu ifadelere bakan, ne kadar da masum bulur değil mi? “Canım ne var bunda, ülkeyi koalisyonlar bu hale getirmedi mi? Bak hep, ekonomik kriz çıkarıyorlar. Aman bu koalisyondan uzak duralım. Hatta koalisyonsuz bir sistem inşa edelim.” Bugünlerde sıkça duyduğumuz bu ifadelere karşı şunu soran çıkmayacak mı Allah aşkına: “İyi hoş da bu tek parti iktidarları güllük-gülistanlık mı? Mesela 1950-1980 arasında, Demokrat Parti ve Adalet Partisi de tek başına iktidardı, onların zamanında da büyük ekonomik krizler çıktı. Hangi önemli mesele, köklü çözümlerle sona erdi? Ya da bu koalisyonların hiç mi hayırlı işi olmadı? Mesela Kıbrıs’a hangi hükümet müdahale etti?”

Son sözü, MEB Müsteşarı’na bırakalım. Müsteşara “Böyle diyorsunuz ama yeni müfredatın ideolojik bir bakışla hazırlandığı eleştirisi dile getiriliyor.” diye soruluyor. Müsteşarımız hemen cevaplıyor. “Niyet okuyuculuğu yapıyorlar. Milli Eğitim Bakanlığı mevcut hükü­mete bağlı olduğu için ‘Bunlar yapsa yapsa ideolojik bir şey yapar’ mantığıyla eleştiriyorlar. Bu, kolaycılık ve tembelliktir. Zahmet edip taslağı okuyarak herhangi bir cümlesinden ideolojik bir çıkarımda bulunan biri olursa, o önermeyi bize getirsin lütfen. Haklılık payı varsa düzeltiriz ama hiç okumadan eleştirmek haksızlıktır.

Yüzlerce sayfalık taslaktan çok kısa bir kesit sunduk ve son sözü de savunmaya yani Müsteşar’a verdik. Takdiri size bırakıyoruz. Güler misiniz, ağlar mısınız? Karar sizin!