ÖĞRETMEN SADECE İTİBARINI İSTİYOR

Eğitim, toplumun tamamının bir şekilde alakalı olduğu bir meşgale alanı.

Ya eğitim hizmeti veriyor ya da alıyoruz; ya eğitim hizmeti veren ya da alan bir yakınımız var.

Daha da ötesi, eğitim, topyekün geleceğimizi imar eden bir süreç.

Hal böyle olunca, eğitimle ilgili her gelişme ve durum, doğal olarak toplumun her kesiminde yansıma bulmakta..

Tabii ki, eğitim hayatımızın devasa, sürekli ve sürüyle problemleri var.

Tabii ki, eğitim meselemizi halletmeden ülkemizi geleceğe taşıyacak koşulları hazırlayamayacağız.

Tabii ki, eğitim hayatımızdaki her hususu samimiyetle ele almak, tartışmak ve problemleri çözmek durumundayız.

Ve tabii ki, eğitim hayatımızı planlayan ve yönetenler, eğitim hizmetini verenler, eğitimin tüm aktörleri ve paydaşları olarak her birimiz gerektiğinde özeleştiri yapmalı, kendimizi ve süreci sorgulamalıyız.

Ancak bu yapılırken işe siyasi, ideolojik, konjonktürel saikler ve değerlendirmelerle değil; çocuklarımızın daha iyi bir eğitim alabilmesi, eğitimde başarı ve verimin artırılması kaygısıyla başlanılmalıdır.

Fakat üzülerek şahit oluyoruz ki, ülkemizde eğitim meselesi konuşulurken çoğunlukla siyasi, ve günübirlik bakış açılarıyla hareket edilmekte, meselenin özü göz ardı edilmekte, sorumluluktan sıyırmak için işin kolayına kaçılmaktadır.

Ağzı olan konuşmakta, eğitimin taşıyıcı kolonu olan öğretmenlerimiz başta olmak üzere eğitim çalışanlarının süreçteki etkin rolü görmezden gelinmektedir.

Eğitim hayatımızı yönetenler ve siyasi iktidara sahip olanlar, beceriksizliklerin, başarısızlıkların ve hedefe ulaşılamıyor olmanın sorumluluğunu öğretmene yükleme düşkünlüğüyle topu hep taca atmakta.

Bu zevat, çoğunlukla öylesine bir tablo çizmekte ki; sanırsınız eğitim sürecini belirleyen her faktör tam tekmil, hiçbir eksiğimiz kalmamış, fiziki alt yapımız mükemmel ama öğretmenler yetersiz olduğu için eğitim hedefleri tutturulamıyor.

Ah şu öğretmenler..; yetersiz, beceriksiz, niteliksiz öğretmenler…(!)

Böyle olmaz..!

Geleceğin güvencesi eğitime, eğitim ise öğretmene dayalıdır. Bu, tartışılmaz bir gerçekliktir.

Şu ilke asla dikkatlerden kaçırılmamalıdır: Eğitimi etkileyen her hususu dört dörtlük oluşturmuş olsanız da BİR şey eksik kalacak.

Sınıf mevcutlarınızı ideal sayılara indirseniz de,

Birleştirilmiş sınıf uygulamasını kaldırmış, tüm ülke genelinde tekli eğitime geçmiş olsanız da,

En güzel müfredatı hazırlasanız da,

Eğitim kurumlarını en son teknolojik alt yapıyla donatsanız da,

Eğer gereğini yapmamışsanız, bir şey hep eksik kalacak!

O şey; motive edemediğiniz, değer vermediğiniz, itibarını koruyamadığınız ÖĞRETMENDİR.

Peki öğretmenin itibarını nasıl koruyacağız?

Pek tabii ki, öğretmenimizin ekonomik koşullarını iyileştireceğiz, kendisini geliştirebileceği imkanlara ulaşmasını sağlayacağız, mesleki statüsünü yükselteceğiz..

Bunların hepsi, öğretmenin saygınlığı için çok önemli.

Ama sanırım öğretmenin itibarını rencide eden en temel unsur, başta eğitimi yönetenlerce olmak üzere, öğretmenlere karşı sergilenen tutum ve davranışlardır.

En tepeden başlayarak toplumun değişik kesimlerine kadar sirayet eden rencide edici tutum ve söylemler öğretmenin itibarını rencide etmektedir.

Ülkeyi ve eğitimi yönetenlerin öğretmenlerimizi yılda üç ay tatil yapıp yatan, haftada sadece 15 saat çalışan, cami önünde yem bekleyen güvercinler gibi memnuniyetsiz, yetersiz, nitelik sorunu yaşayan problemli tipler olarak ifade etmelerinin olumsuz etkisini düşünebiliyor musunuz?

Bunlar sanrı değil, maalesef gerçek.

Google amcaya bu ifadeleri yazdığınızda sahiplerinin Başbakanlık, Milli Eğitim Bakanlığı, milletvekilliği yapmış isimler olduğunu göreceksiniz.

Malum, imam cemaat ilişkisi;

Yüksek mevkileri işgal edenler böyle pervasız konuşursa sahadakilerin içerisinden de saygısız, ölçüsüz, edepsiz ve hatta şiddete başvuran kişilik özürlülerin çıkması da kaçınılmazdır.

Nasıl bu hale geldik?

Ki, biz “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum” diyen “Öğretmenim eti senin kemiği benim, evladım sana emanet” diyerek muhabbetini ifade eden bir geleneğin mirasçısıyız.

Toplumların uygarlık seviyesi, öğretmene verdiği değerle ölçülür. Öğretmen, geleceğin kurucusudur. Öğretmeni kaybettiğimizde aslında geleceğimizi kaybediyor olduğumuzu görmeliyiz.

Titreyip kendimize dönelim, toparlanalım..!

Başta ülkeyi yönetenler olmak üzere toplumun her bir ferdinin öğretmene sahip çıkmasını sağlayalım. Bunu yaparken de, öğretmene ulufe verir gibi değil; geleceğimizin mimarı olacak çocuklarımızı yetiştiren öğretmene sahip çıkmanın, aslında kendi geleceğimize sahip çıkmak olduğunu bilerek yapalım.

Yanlış planlamaların, ucube uygulamaların, hesapsız kitapsız icraatların ve masa başı saçma kararların ortaya çıkardığı olumsuz sonuçları öğretmene ihale etmekten; performans ölçme bahanesiyle öğretmeni öğrencinin ve velinin önüne atmaktan; yetersiz çapsız idarecilerin elinde öğretmeni köle yapmaktan vazgeçelim.

Emin olun, öğretmenimiz çok şey istemiyor; sadece hak ettiği saygı ve itibarı görmeyi bekliyor.

İnanın Başöğretmen Atatürk’ün yolunda azimle yürüyen öğretmenlerimiz fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller yetiştirmeye devam ediyor.

Hem de her şeye rağmen,

Hem de yorulmadan, bıkmadan, usanmadan…

Talip GEYLAN