REFERANDUM NEYİN MİLADI İMİŞ !

         Bilindiği gibi 12 Eylül 2010 da bir referandum yaşadık.Anayasanın bazı maddelerinde değişiklik yapılması ile ilgili bir paket halkoyuna sunuldu ve neticede de %58 lik bir Evet oyu ile bu paket kabul edilmiş oldu.Bizim, halkoyuna sunuluş  şekline karşı olduğumuz ve bunu da bu süreç içerisinde belirttiğimiz referandumun, sonuçları itibarıyla milletimize hayırlı olmasını dileriz.

         Referanduma sunulan Anayasa değişiklik paketinde bir biriyle ilgisiz pek çok madde bir arada halkoyuna sunuldu.Bu durum yöntem açısından yanlıştı.İnsanların kabul etmedikleri maddelerle destekledikleri ve karşı olmalarının mümkün olamayacağı maddelerin bir arada olduğu bir paketi oylamak zorunda kalmaları, demokrasimiz açısından iyi bir sınav olmamıştır.Bu durum referandum sandığına gerçek millet iradesinin yansımasına imkan vermemiştir.

 

         Referandum propagandaları sırasında bunun bir milat olacağını söyleyerek propaganda yapan iktidar partisi ve onunla aynı safta bulunanların “milat” sözcüğü ile neleri kastettikleri bu günlerde ortaya çıkmaya başlamıştır. Bu günlerde yaşananlar Referandumdan sonra hükümetin daha önce uygulamaya koymaktan çekindiği pek çok konuyu yeniden ısıtacağı yönünde uyarılar yapan ve milletimiz için çok sıkıntılı günlerin yaşanacağını söyleyen siyasetçileri ve sivil toplum örgütü yöneticilerini haklı çıkarmıştır. .

 

         Hükümet, baskı ve kafa karışıklığı  içerisine soktuğu milletimizin verdiği %58’lik Evet oyunun verdiği öz güvenle başta “açılım” olmak üzere askıya aldığı pek çok projeye hız vermiştir.

 

         Siyasi iktidarın bir süre önce başlattığı ve Habur’da yaşanan görüntülerin kamuoyunda yarattığı infial üzerine ertelediği,ötelediği “açılım” süreci yeniden gündeme getirildi.Bölücü örgüte yakınlığı ile bilinen bir parti ile yapılan ve içeriği kamuoyundan gizlenen görüşmelerde nelerin konuşulduğunu ve nelerin pazarlığının yapıldığını bilmiyoruz.Ancak bilinen bir şey var ki bölücüler bu dönem de çok cesaretlenmişler ve demokratik özerklik,federasyon,Türk bayrağının yanına iknci bir bayrak taleplerini yüksek sesle ve büyük bir pervasızlıkla söylemeye başlamışlardır.Hatta o kadar azgınlaşmış ve cüretkarlaşmışlar ki İmralı ile Kandil arasına direk telefon hattı çekilmesini bile isteyenleri çıkmıştır.Siz koskoca Türkiye Cumhuriyeti olarak doğrudan olmasa da bürokratlarınız aracılığıyla  30 bin kişinin katili bir teröristle ve cani ile muhatap olup,pazarlık yaparsanız onların sokaktaki maşaları ile baş etmeniz mümkün değildir.Türkiye’nin son dönemde yaşadığı bundan başka bir şey değildir.

Kararlı ve güçlü bir devlet kendi varlığına ve birliğine kasteden terörle mücadele eder,müzakere etmez.Ülkemizin başına musallat olan bu sorunun çözümünü Kuzey Irak’lı aşiret liderlerinde aramak ülkemiz adına büyük  talihsizliktir.

 

         Bölücü örgüt ve bu örgütün legal maşalarının okulların açıldığı dönemde yapmaya çalıştıkları okul boykotu ile  ülke gündemine soktukları ‘’Anadilde eğitim ‘’ talepleri de bu günlerde sıkça dillendirilmeye başlandı.Her ne kadar Başbakan ikinci bir eğitim dili talebini kesinlikle kabul etmeyeceklerini açıklamış olsa da bölücü yandaşları hem kamuoyunu bu talebe alıştırmak ,hem de dış kamuoyunun baskısıyla hükümete bu konuda geri adım attırabilecekleri düşüncesiyle bu isteği tartışma zeminine getirmişlerdir.Bu konu milli olma vasfını çoktan kaybetmiş bazı medya organlarında sanki ülkenin en önemli problemiymiş gibi tartışılmaya başlanmıştır.

 

         Dünyadaki hiçbir üniter yapılı devlette bulunmayan bu uygulamanın ülkemizde uygulanmasını istemek iyi niyetle bağdaşmaz ve demokrasi talebiyle açıklanamaz.Çünkü hiçbir demokrasi talebi bölünmeye giden bir yolu açamaz.Bu ülkeyi kuran irade bir üniter devlet olarak kurmuştur ve resmi dil olarak ta Türkçeyi anayasal hale getirmiştir.Bunun tartışmaya açılması büyük bir talihsizliktir.Hele hele ülkemizin üzerinde 30 yıldır uygulanan terör baskısının bir dayatması olarak gündeme getirilmesi daha büyük bir talihsizliktir.Ülkemizin güneydoğusunda yaşayan ve birbirlerinden-kendi aralarında bile anlaşamayacakları kadar - farklı lehçeler konuşan  insanlara ‘’şu lehçe ile konuşacaksın’’ diyerek bir lehçe dayatmaya çalışmak hem haksızlıktır hem de uygulanabilirlikten uzaklığı göstermektedir. Bu konudaki talepler üniter bir devlet içerisinde yeknesaklığı olmayan kitlelerden millet inşa etmeye çalışmaktır.Ayrı bir dille eğitim yapılmasına izin vererek ülkede birliği dinamitlemeye kimsenin hakkı da, lüksü de yoktur.Resmi dilin ve eğitim dilinin Türkçe olmasından asla taviz verilemez.Milletimizi yavaş yavaş bunlara alıştırmaya çalıştıkları bu günlerde her zamankinden daha uyanık olmamız gerekiyor.Türk Eğitim Sen bu konudaki kararlı tutumunu bu güne kadar olduğu gibi bundan sonra da gösterecek ve milletimizi uyarma görevini yerine getirmeye devam edecektir.Referandumun neyin ya da nelerin miladı olduğu konusundaki  takdiri yaşanan olayların ışığında  yüce milletimize ve eğitim çalışanlarına bırakıyoruz.