MİLLİ BÜTÜNLÜK VE TÜRKÇE

           Dil, insanlar arasında iletişimi sağlayan çok önemli bir araçtır.Bir topluluğu meydana getiren insanlar arasında gözle görülmeyen bir bağı seslerle örerek gerçekleştirir.Bu yönüyle dil milli bütünlüğü  sağlayan ve devam ettiren en önemli unsurlardan biridir.Dilin toplumsal dokuyu bir arada tutan bu özelliği ülkelerin en önemli güç kaynaklarından birisidir.Bu özelliğinden dolayı dil önemli bir güç kaynağı iken  dil üzerinden yapılan saldırılar da toplumsal dokuya verdiği tahribat açısından çok ciddi bir tehdit oluşturmaktadır.

         Ülkemizin birlik ve bütünlüğüne yönelik saldırılar her alanda artarak devam ederken ,ülkemizi ve insanımızı ayrıştırmayı amaçlayan güçler dil birliğimize yönelik saldırılarını da yoğunlaştırmışlardır.Türkçeyi yozlaştırma , yabancı dil ve marka hayranlığı ile başlayan saldırılar Türkçenin tek eğitim dili olma özelliğini ortadan kaldırma gayretleri ile devam ediyor.

 

         Önceleri PKK yandaşı çeşitli sivil toplum kuruluşlarının  ve bazı sendikaların tüzüklerine kadar koyarak gündeme getirdikleri, bu, ana dilde eğitim talebi, AKP hükümetinin işbaşına gelmesi ve açılım adı altında yürütülen hükümet projesi  ile büyük ivme kazanmıştır.Hükümetin AB ve ABD’ nin  bu konudaki baskıları karşısında direnç gösteremeyen ve tam tersine olayı zamana yayarak bu talepleri gerçekleştirme anlayışı ile yeni bir sürece gelinmiş,İkinci eğitim dili talepleri yüksek sesle ve büyük bir pervasızlıkla dile getirilmeye başlanmıştır.Anayasamız eğitim dilinin Türkçe olduğunu hüküm altına aldığı halde ortaya konulan bu talepler, fiili durum yaratılarak gerçekleştirilmeye çalışılmakta ama siyasi iktidar bazı bölgelerde oy kaybedebileceği endişesiyle bu fiili durum yaratma teşebbüslerini sadece seyretmektedir.Etnik dilde tv yayını yapılmasına izin verilmesi ve bu yayınların devlet televizyonu tarafından da yapılmasından güç alan bölücü odaklar, yerel yönetimleri de kullanarak yer adlarını ve tabelalarını değiştirme furyası başlattılar.Ülkemizin ayrılmaz bir parçası olan bir bölgemizi sanki farklı bir bölgeymiş gibi göstererek bizden ayırma niyetlerini  artık saklamadan ve gizleme ihtiyacı duymadan ortaya koyan bu bölücü odaklara ‘’açılımcı’’AKP hükümetinin,milli konulardaki hassasiyetlerini dile getirenlere anında cevap veren hazırcevap yöneticilerince hiçbir cevap verilmemiştir.Ülkeyi yöneten ve ülkenin birlik ve beraberliğini muhafaza etmekten birinci derecede sorumlu olanların aymazlığı bölücü odakları daha da azgınlaştırmıştır.

 

        Hükümetin açılımcı ve tavizkar politikalarından güç alan bölücü odakların fiili durum oluşturma ve bu durumu Türkiye Cumhuriyeti  Devletine kabul ettirme  çabaları 2010-2011 öğretim yılı başında  sözde Kürt Dili ve Eğitim Hareketi (TZP-Kurdi) ‘nin başlattığı ve Barış ve Demokrasi Partisi'nin destek verdiği, anadilde eğitim için okulları boykot çağrısı, üzerine yapılan boykot denemesi kısmen başarılı olmuş ve güneydoğudaki pek çok şehirde bu talep kitleselleştirilmeye çalışılmıştır.

 

         Bu teşebbüsle birlikte önümüzdeki dönemde bölücü odakların stratejilerinin en önemli ayağının  anadilde eğitim olacağı net olarak ortaya çıkmıştır.Anadilde eğitim bu dönemde özellikle yandaş medyada yoğun bir tartışma konusu yapılmış , bu tartışmalarda özellikle anadilde eğitim taraftarlarının çoğunlukta olduğu katılımcı kompozisyonları kurularak bu bir bilimsel gereklilikmiş gibi gösterilerek, toplumsal bir ihtiyacın olduğu  ve bu  ihtiyacın giderilmesi zorunluluğu bulunduğu gibi bir algı yaratılmaya çalışılmıştır.Bu faaliyetlerin önümüzdeki süreçte daha da yoğunlaşacağı ve seçim sonrasında  oluşabilecek siyasi tabloya göre hızlanacağı şimdiden rahatlıkla öngörülebilir.Özellikle CHP ‘nin de yaklaşan seçimler öncesi AKP’ nin açılım politikalarına paralel bir çizgideki politikaların sinyallerini vermesi de bu konudaki toplumsal karamsarlığı artırmaktadır.CHP bu politikasıyla güneydoğuda AKP ve BDP oylarından pay almayı hedeflerken Batı ve güney bölgelerde oy kaybetme riskini ve milli direnç  ile karşılaşma ihtimalini artırmaktadır.

 

          Dil bir milletin çimentosudur.Bu çimentoyu ortadan kaldırarak ,birbirini anlamayan ve farklı konuşan,farklı eğitim gören,farklı düşünen insanlardan oluşan bir yapının birlik ve bütünlüğe hizmet edeceğini düşünmek ; saflık ve dünya gerçeklerinden bihaber olmaktır.Dünya literatüründen kopuk,etnik bir dilde eğitim yapılması bu bölgede yaşayan insanlarımıza da büyük haksızlıktır.O insanları bilimden ve dünyadan kopararak yöresel bir dille eğitim yapmaya ve dünyadaki bilimsel gelişmelerin dışına itmek bölge insanına da yapılabilecek en büyük kötülüktür.Bu nedenle bir kısım insanımızın yerel dillerini öğrenme taleplerinin bir kısım bölücü çevrelerce o yerel dillerle eğitim görme talebi imiş gibi manüple edilerek kamuoyuna yansıtıldığı,böylelikle bilinçli bir kavram kargaşası meydana getirildiği de bir gerçektir.Yürütülen tartışmalar bu kavram kargaşası içerisinde cereyan etmektedir.Bu kavram kargaşası içerisinde olayı bir demokratikleşme meselesi gibi lanse etmek isteyenlerin bu çabaları zaman zaman siyasi iktidar üzerinde de  etkili olmaktadır.İktidar bu etkiyle bu taleplerin yüksek sesle dile getirilmesine göz yummakta ve sonucunun nereye varacağını bilmesi gereken bölücü çabaları izlemekle yetinmektedir.Resmi ve eğitim dilinin yanına ikinci bir dil koymaya çalışmak,bu yöndeki gayretlere izin vermek,eğer hıyanet değilse büyük gaflettir.İkinci bir dilde eğitim yapılması demek ülkenin bölünüp parçalanmasına kadar gidebilecek bir sürecin ilk adımlarını atmak ve ülke bütünlüğü aleyhindeki gelişmelerin geri dönülmez bir yola girmesi demektir ki bu ülkenin birlik ve bütünlüğünü her şeyin üzerinde tutan  Türk Eğitim Sen tarafından kabul edilebilecek bir durum değildir.  Türk Eğitim Sen,  T.C. Anayasasının ‘’Türkçeden başka hiçbir dil,eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına ana dilleri olarak okutulamaz ve öğretilemez.’’ şeklindeki 42.maddesinin lafzına ve ruhuna sahip çıkmaya devam edecektir.