MEB YASASI MI KIYIM YASASI MI ?

                        

Kamuoyunda dershane yasası olarak ta bilinen 6528 Sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun 14.03.2014 tarih ve 28941 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girdi.

Daha mecliste görüşmeleri devam ederken Türk Eğitim Sen olarak çok ciddi muhalefet ortaya koyduğumuz yasa, tüm mantıklı ve makul gerekçelerimize rağmen yukarıdan gelen siyasi talimatlar ve bu talimatları sorgulamadan gereğini yapan TBMM’deki siyasi çoğunluk tarafından kabul edildi. Türkiye Büyük Millet Meclisindeki komisyon çalışmalarında bizzat genel Başkanımızın katılımı ve ortaya koyduğu makul gerekçelere rağmen sayısal çoğunluk mantık ve akıl çizgisine çekilemedi.30 Mart mahalli seçimleri ile ilgili yoğun gündeme rağmen yasa jet hızıyla genel kurula indirildi ve oradan da geçirildi. Daha sonra malum Cumhurbaşkanlığının onay süreci başladı ve onayın ardından da  yürürlüğe girdi.

Yasanın TBMM deki yasalaşma süreci içerisinde Türk Eğitim Sen 23 Şubat tarihinde gerçekleştirdiği iş bırakma eylemi de dahil pek çok şekilde tepki koydu. Yasa Mecliste kabul edilip te onay için Cumhurbaşkanlığına gönderildiğinde , Sayın Cumhurbaşkanının yasayı onaylamaması için dilekçe ile başvuru eylemi yaptı. Ancak tüm mücadeleye rağmen AKP’nin meclisteki sayısal çoğunluğu ve Cumhurbaşkanının haklı karşı çıkış gerekçelerini dikkate almayan tavrı nedeniyle yasanın çıkışı engellenemedi.

Bizce bu kanun Türkiye Cumhuriyeti tarihinin bugüne kadar karşılaştığı en büyük tasfiye kanundur. Böyle bir tasfiye hareketine darbe dönemlerinde bile cesaret edilememiştir. Bu yasayla, siyasi iktidar, siyasi darbe yaparak tüm yönetim kademelerindeki eğitim çalışanlarının görevlerine son vermektedir; bu kişilerin yerine yönetici atamada bu güne kadar elde edilen kazanımları yok sayarak  bir atama yapmayı düşünmektedir. Meb’de  bu kanunla yapılanların darbelerden hiçbir farkı olmadığı gibi devlet geleneği de yok sayılmaktadır.  Siyasi erkin, kurumlardaki hizmetliye kadar tüm personelin kendi yandaşı olmasını isteyecek kadar gözü dönmüşlük içerisinde olduğu görülmektedir. Bu anlayış, devleti ele geçirme anlayışıdır.

MEB Yasasının stajyer öğretmenlikte getirdiği yeni düzenlemeler de keyfi uygulamalara yol açabilecek hükümler içermektedir .KPSS’yi kazanıp öğretmen olarak atanan bir kişinin adaylık dönemi ile ilgili mevzuatına göre zaten alacağı bir eğitim ve bu eğitimdeki başarısı değerlendirilip ona göre işlem yapılıyorken yeni yeni kriterler getirilmesi iyi niyetli değişiklikler değildir. Hele hele performans gibi kriterleri belli olmayan ve sübjektif değerlendirmelere açık bir hususun belirleyici olması, yazılı sınav ve üstüne bir de mülakat getirilmesi yeterli performans gösterdiği taktirde yazılı ve sözlü sınava alınacak  olması bu süreci bir teslim alma ve biat ettirme süreci haline getirmektedir. Sözlü sınav, Türkiye’de uygulamalarıyla tam bir torpil ve yandaş kayırma sistemidir. Bu ülkede mülakatların objektif yapıldığını kimse söyleyemez. Performans değerlendirmesinin kriterlerinin ne olacağını da bilinmemektedir. Kısacası böyle saçma sapan ve sübjektif değerlendirmeler öngören bir stajyerlik uygulaması öngörülüyor. Böyle, çalışanları daha  stajyerlik dönemi içerisinde hükümete biat ettirmeyi amaçlayan düzenlemeleri kabul etmemiz mümkün değildir.

Bu kanunla MEB’de teftiş sistemini de değiştiriyorlar. Mevcut sistemde hem Bakanlık denetçileri hem de il eğitim denetmenleri var. İl eğitim denetmenleri, il mili eğitim müdürlükleri bünyesinde denetimler yapıyor. Bakanlık denetçileri ise Bakanlıktan başlayarak, illerde daha üst düzeyde denetimler yapıyor. Bakanlık denetçilerinin yetkileri ve statüleri daha farklıdır. TBMM’ de yürütülen çalışmalara göre İl eğitim denetmenleri, Bakanlık  denetçileriyle  aynı haklara sahip olacaklardı. Ne olduysa tasarıyla tam tersi bir düzenleme  ortaya çıktı. Tasarıyla, Bakanlık müfettişlerini il eğitim denetmenleri  seviyesine getirdiler ve hepsinin ismini de “Maarif Müfettişi “ yaptılar. Öte yandan bugüne kadar Bakanlık müfettişlerinin Bakanlık Merkez Teşkilatını denetleme yetkisi vardı. Şimdi Bakanlık müfettişleri il denetmenleri gibi il milli eğitimi müdürlüklerine bağlı olarak görev yapacağı için Bakanlık Merkez Teşkilatını denetleyecek hiçbir mekanizma hemen hemen kalmadı. Bunu kabul etmemiz mümkün değil. Sadece il milli eğitim müdürlerinin emriyle daha alt kademeleri denetleyecek bir denetleme sistemi öngörülüyor. Bu idarenin şeffaflığı ve denetlenebilirliği ilkesine de aykırıdır. Sadece bakanlıkta görevlendirme olarak çalıştırılan ve görevlendirmeleri Bakanlık tarafından yapılan maarif  müfettişleri ile Bakanlığın denetlenebilmesi de mümkün görünmemektedir.

Kanundaki önemli düzenlemelerden biri de Dershanelerin kapatılması ve özel okullara dönüştürülmesidir. Bu konuda da yanlış bir düzenleme yapılmıştır. Çünkü dershaneler bir sebep değil, sadece sonuçtur. Eğitim sistemini tamamen sınava dayalı hale getirip te bu sistemin sonucu olan dershaneleri kapatmak olayı tam olarak kavrayamamaktır.  Öğrencileri sınava dayalı sistemle çeşitli öğrenim kademelerine yönlendirirseniz dershanelerin veya benzeri kuruluşların olması kaçınılmazdır. Siz sınava dayalı eğitim sistemini kaldırmıyorsunuz ama dershaneleri kapatıyorsunuz. Bu yaptığınıza sadece dershanelerin isim değiştirmesi ya da merdiven altına inmesi demektir. Dershane sistemi resmi varlığı sona erse de bu yasaya rağmen varlığını belki başka adlar altında ama mutlaka devam ettirecektir.

Türk Eğitim Sen olarak, söz konusu kanunun çıkmaması adına ortaya koyduğumuz mücadeleyi, kanunun iptali noktasında da ortaya koyuyoruz. Kazanılmış hakları yok sayan bu kanun , tamamen keyfi bir yönetici atama sistemi getirmeyi amaçlamaktadırlar. Kendi yandaşlarının, kendilerine biat eden insanların yönetim kademelerine atanmasını istiyorlar. Bu anlayış asla kabul edilemez. Bu kanuni düzenleme ana muhalefet partisi tarafından Anayasa Mahkemesine götürüldü. Muhtemelen Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilecektir. Eğer orda olmazsa, tarafı olduğumuz  uluslararası sözleşmelere aykırılık noktasında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından iptal edilecektir. İptal edilene kadar bu işin peşini bırakmayacağız. Tüm yönetici arkadaşlarımız ve eğitim çalışanları bu güne kadar yaşanan tüm haksızlıklara karşı durmuş olan sendikalarına yani Tür Eğitim Sen ‘e güvenmeye devam etmelidirler.